BAHARI ANLAYABİLMEK

BAHARI ANLAYABİLMEK

 

Kışın uykusuyla beyaz elbisesine bürünen kâinat adeta ölümün purovasını gözler önüne sermekteydi. Bütün meyve ve diğer ağaçlar kuru bir odun halinde, börtü böcekte ölüm sessizliğne girmişlerdi.

        Baharla birlikte yeşeren âlem hayata uyanan bir milyon varlık cıvıl cıvıl ses ve edalarıyla yeni bir dirişin habercisi oldular. Yani kâinat insanlığın temaşasına kendini sunup gelişim ve değişimin en doğal halini göstermektedirler.

        İnsanlar ağaçlardan ders almalıdırlar; onlar, ne üzerlerinde barınan kuşların, ne gölgelerinde yatan insanların, ne de verdikleri yemişlerin hesabını tutarlar.

        İnanan insanlar, sürekli olgunlaşma peşinde bulunmalı, kalbî ve ruhî hayatları itibarıyla hep “diriliş”ler yaşamalı; fakat aynı zamanda kendi öz değerlerine bağlı, değişme fantezisinden uzak ve durdukları yerde “sabit-kadem” olmalıdırlar. Onlar, her gün yeni bir duyuş, yeni bir seziş, dışta ve içte yeni bir keşif ve yepyeni tahlil ü terkiplerle imanlarını bir kere daha derinden duymalı, Hakkın yardımına dayanarak inançlarını yeniden inşa etmeli ve sonra da irfanlarının derinliği ölçüsünde bir aksiyon sergilemelidirler. Evet, onlar kâinatı ve kuran-ı emirlerin mana, muhteva ve özünde bitevî derinleşmeli; böylece, değişimi daha bir olgunlaşma şeklinde anladıklarını ortaya koyarak iç içe inkişaflar gerçekleştirmelidirler. Ne var ki, kendi kimliklerinden uzaklaşma, farklı kültürlerin tesirlerinde kalarak başkalaşma ve öze yabancı bir hal alma anlamlarına gelen bir “değişim”den korkmalı; bu manadaki bir değişikliği bozulma saymalı ve kendilerini ondan korumak için farklı vesilelere sığınmalıdırlar.

        Bazen başlangıçtaki çok küçük bir değişim, ileride pek büyük başkalaşmalara sebep olabilir. Bu mevzuda bir sızıntının meydana gelmesine bile fırsat vermemek lazımdır. Evet, atalarımızdan aldığımız dinî ve millî değerlerimizden herhangi biri ile alâkalı en küçük bir kayma, daha sonraları önü alınamaz inhiraflara dönüşebilir.

        Kur’ân bize,“Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalblerimizi kaydırma… Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz Sen çok bahşeden, hibede bulunmada eşi benzeri olmayansın.” (Âl-i İmran, 3/8) duâsını öğütlemekle değişip başkalaşmaya karşı hıfz-ı ilahiye sığınmanın gerekliliğini hatırlatmaktadır. Tarih boyunca nice büyük görünümlü insan, şeytanın attığı ağa takılmış ve ona av olmuşlardır. Aynı akıbete uğramamak için Allah’a sığınmak ve dünyanın geçici güzelliklerine kanmamak lazımdır.

        Cenâb-ı Allah dinini her zaman canlı kimselere, matlaşmamış, eskimemiş, paslanmamış, kalben ölmemiş, hep yeni ve zinde insanlara temsil ettirir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:  “Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse, (bilsin ki), Allah öyle bir kavim getirecek ki, O, bu kavmi sever, onlar da O’nu severler. Mü’minlere karşı başları yerde, kâfirlere karşı ise onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler ve kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah, atâsı, ihsanı çok bol olandır ve her şeyi en iyi şekilde bilendir.” (Mâide sûresi, 5/54)

        İnsan çoğu zaman değişip başkalaştığının farkına varamayabilir. Bir dönemde harama bakmaktan sakınan bir insan şayet dikkatli yaşamazsa gün gelir harama yürümekten ve onu işlemekten bile rahatsız olmamaya başlar. Bu itibarla da, başkalaşmanın ilk adımını atmamaya çalışmak lazımdır. Evet, başkalaşmamanın en önemli dinamiği, en küçük bir değişmeye karşı çok kararlı durmak ve değişmemek için sürekli takviyeye başvurmaktır.

        Âlemin kış uykusuna yatıp baharda yeniden diriliş yaşadıkları gibi insanlıkta bu tabii kanun gibi bir gün ölüm uykusuna yatıp diriliş baharını yaşayacaktır. Allah gerçek baharı yaşayanlardan eylesin.

 

            Aydın OSMANOĞLU

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam