Başkan Yağcı, Ankara’da

Başkan Yağcı, Ankara’da

Gerçekleşen toplantıda konuşan AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Şimdi çatı cumhurbaşkanı adayı arıyorlarmış. Temeli olmayanın çatısı olur mu? Çatıdan temele inilmez" dedi.
Bilgi, birikim, beceri yani liyakat ve ehliyetin adaylarını belirlerken kullandıkları temel kriterler olduğunu ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:
"Bundan daha da önemlisi, burayı özellikle ifade ediyorum, her bir adayımızın AK Parti politikalarını benimsemiş, AK Parti'nin omuzladığı dava şuurunu ruhuna işlemiş olmasını özellikle gözetmeye gayret ettik. Sizler sadece belediye başkanları değilsiniz. Sizler sadece şehirleri, ilçeleri, beldeleri idare eden, çöp toplayan, şehrin fiziki sorunlarıyla ilgilenen yöneticiler değilsiniz. Sizler AK Parti'nin belediye başkanları olarak AK Parti'nin taşıdığı o tarihi misyonu, AK Parti'nin omuzladığı o büyük emaneti taşıyan, bu emaneti taşıma şuurunu Türkiye’nin kılcallarına kadar ulaştıran dava insanısınız. Ben inanıyorum ki seçildiğiniz her yerleşim biriminde, 5 yıl boyunca çok önemli hizmetler yapacak, çok önemli projeleri hayata geçirecek, yerleşim birimlerimizde bir fark oluşturacaksınız. Yani sizler diğer siyasi partilerle mukayese edilemeyecek farkı, belediye başkanlığınız süresi içinde ortaya koyacaksınız. Fakat burada her şeyden önemlisi hizmet verdiğiniz her yerde en başta gönülleri fethedecek, en başta gönüllere gireceksiniz. Bununla mükellefsiniz."
 
"Modern zamanın akıncı beylerisiniz"
 
"Çok mükemmel şehirler inşa edebiliriz, sokakları tertemiz temizleyebiliriz, altyapıyı mükemmel kurabiliriz, iyi köprüler, alt geçitler, parklar bahçeler yapabiliriz ama şunu unutmayın, Yunus Emre’nin dediği gibi ‘hepsinden iyice bir gönüle girmektir.’ Asıl yapmamız gereken bu" ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Her zaman belediyecilik felsefem var, o da şudur, hizmet gerekir ama yeterli değildir. Hizmet bizim için görev. Peki yeterli olan ne? Gönüle girmek. Bunu halletmek lazım. Bunu yaparken hep gönül inşa etmeye çalışacağız. Eğer bu arada gönüller kırarsak, yapılanın hiçbir anlamı, hiçbir değeri yoktur. Sokakta yürüdüğünüz zaman arkanızdan bakın belediye başkanı geçiyor demesinler, ‘bakın adam gibi adam geçiyor’ desinler. Bunu başarmamız lazım. Belediye Başkanı şehrin eminidir. Her bir belediye başkanı, şehrin emniyetinin teminatı olduğu kadar kendisinden de emin olunan kişidir. Böyle bir kişi olmak zorundayız. Sizler, milletin emanetine sahip çıkma yanında mensup olduğunuz dava itibarıyla bir medeniyet tasavvurunu inşa edecek, diriltecek ve medeniyetimizi ayakları üzerinde doğrultacak, geleceğe taşıyacak modern zamanın akıncı beylerisiniz."
 
"Çatı cumhurbaşkanı arıyorlarmış"
 
Başbakan Erdoğan, "Bugünlerde bir moda var ya, şimdi çatı cumhurbaşkanı arıyorlarmış. Ya, temeli olmayanın çatısı olur mu? Bunların yaptığı iş bu. Temel yok, çatı.  Çatıdan  temele inilmez, temelden çatıya çıkılır. Bunların anlayışı hep böyle olduğu için tutmuyor" diye konuştu.
"Bizim şehir anlayışımızda yüzyıllar boyunca temeller doğru atılmıştı, ecdadımız bunu böyle attı. Ama o temelleri yıktılar, yeni temeller attılar" diyen Erdoğan, şöyle konuştu:
"Bugün çarpık temeller üzerinde yükselmiş çarpık şehirleri düzeltmenin mücadelesini veriyoruz. Bu mücadele uzun soluklu mücadeledir. Bir dönemde iki dönemde çarpık kentleşmeyi tamir etmek, tahribatı ortadan kaldırmak mümkün değildir. Ama sizler öncü olursanız, sizler bir kapı aralar, bir anlayışı miras bırakırsanız sizden sonra gelecek o kapıdan geçecek, yüzyılların tahribatı inşallah yerini yaşanabilir şehirlere bırakacaktır. Bir çoğunuz yurt dışına gittiniz. Gelişmiş ülkelerdeki şehirleri gördünüz. Yurt dışına gitmemiş olanlar da kitaplarda, dergilerde, televizyonda gelişmiş ülke şehirlerinin görüntülerine baktınız veya artık Türkiye'de kendi büyük şehirlerimizi hatta bazı illerimizi şöyle gezip gördüğünüz zaman, nasıl model olabileceğini de kendi ülkemizde tespit etmek mümkün. Eksiklerine rağmen. Bakın her birinizi, en küçük nüfuslu beldeden İstanbul'a kadar her bir belediye başkanımızın kendisine her gün şu soruyu defalarca sorması gerekiyor; ‘Benim şehrim neden böyle değil, ben neden böyle şehirlerde yaşamıyorum. Benim hemşehrilerim neden böyle şehirlerde yaşamıyor?’ Bu sorulara cevaplar bulmak için de her gün çok çalışmamız gerekiyor. Başka ülkelerin şehirlerini şöyle bir gözden geçirdiğimizde onlara hayranlık duymak inanın bana çok ağır geliyor. Öyle ki adeta zul geliyor. Bizim kendilerine hayranlık duyulması gereken şehirlerimiz olmalıyken ne yazık ki başka şehirlere hayranlık duymak durumunda bırakıldık."
 
"Hayranlık duyulacak şehirlerimiz olmak zorunda"
 
Tarihte, önemli cazibe merkezi konumunda olan şehirlerden örnekler veren Erdoğan, "Diyarbakır bizim geniş coğrafyamızın adeta zümrüt şehriydi. Mekke, Medine, Kudüs'ten sonra bu coğrafyanın en mühim şehriydi. Konya, bugün de ihtişamlı şehir. Ama tarihte çok daha büyük ihtişama, çok daha büyük şöhrete sahipti. Sivas aynı şekilde, Edirne, Bursa, Osmanlı Cihan Devleti'nin ilk başkentleri olarak yer yüzünün merkezi, insanlığın cazibe merkezleri şehirlerdi. Bizim hayranlık duyulan şehirlerimiz vardı. Yeniden hayranlık duyulacak şehirlerimiz olmak zorunda" şeklinde konuştu.
 
"Yerelde neye alet olduklarını bilmiyor olabilirler"
 
Başbakan Erdoğan, "Yerelde bu örgütün mensupları neye alet olduklarını bilmiyor olabilirler, bizim köylerimizde, beldelerimizde, ilçelerimizde gerçekten temiz kardeşlerimiz 'hizmet ediyor' diyerek bu örgüte destek verdiler, gönül verdiler, sadaka, zekat verdiler, kurbanlarını verdiler ama örgütün tepesiyle tabanı aynı istikamete bakmıyor, hatta aynı kıbleye bile yönelmiyor. Taban doğru istikamete bakarken, tepe yönetimi çok farklı istikametlerde ikbal arıyor" ifadelerini kullanarak, "Ben belediye başkanlarımdan artık bunu istiyorum; bunlara verilmiş ne kadar yer varsa, ne kadar bina varsa bunların hepsini hukuk içerisinde, demokrasi içerisinde tek tek geri almalısınız, tek tek. Bu benim için ne denli sorumluluksa, sizler için de aynı denli sorumluluktur. Bize afra tafra yapan, partimizden milletvekili seçilen veya belediye başkanı seçilen ondan sonra partimizden istifa etmek suretiyle ayrılanlara karşı da herhangi bir iş takibinde, şunda bunda gereken tavrı koymalısınız, bunlar sizin semtinize dahi uğrayamamalı" şeklinde konuştu.
 
"Birilerine rant sağlamanın gayreti içinde olmayacağız"
 
Kentsel dönüşüm çalışmalarına değinen Erdoğan, şöyle konuştu: 
"Biz, medeniyet tasavvurumuzun gereği olan mimari anlayışı, kesinlikle beldemizde de ilçemizde de ilimizde de yaparız. Birilerine rant sağlamanın gayreti içinde olmayacağız. Temel ilke olarak şunu söylüyorum, fevkalade haller dışında hiçbir zaman dikey mimariden yana olmamamız gerekir, fevkalade haller dışında. Çünkü bizim mimari estetiğimiz, yatay mimari üzerinedir. Biz kalkıp da 50 kat, 100 kat, 150 kat binalar yapmak suretiyle kimseye hava atma gayreti içerisine girmeyelim. Biz, huzurumuzu nerede bulacağız, buna bakalım. Bizim medeniyet telakkimiz nedir, bizim mimari estetik anlayışımız nedir, biz bunun üzerinde duralım. Birilerine rant sağlamak için 100-150 kat bina yap, oradan alsın götürsün. Nasıl yüklendiğini görüyorsun, 1 metrekaresini 10 bin, 15 bin, 20 bin dolara satmak suretiyle bunlar rant elde ediyorlar. Biz, buralara da hassas olacağız. Ne diyorum, fevkalade haller dışında. Öyleyse işe buradan başlamamız gerekiyor."
Erdoğan, küçük meselelerin aslında son derece önemli olduğunu ifade ederek, halkın en çok kullandığı mekanlarda göze, gönüle, kalbe hitap eden düzenlemelerin büyük altyapı yatırımlarından daha önemli olduğunu vurguladı. Erdoğan, "Siz, istediğiniz kadar büyük projeler gerçekleştirin ama vatandaş kaldırımda yürürken bir bozuk kaldırım taşına ayağı takılıp da düşerse bunun vebalinden kurtulamayız, bunun hesabını bir defa çok iyi yapmamız lazım. Hızla geçen araçların sıçrattığı çamurla eğer banyo yapıyorsa inanın bütün yatırımlarınız boşa gitmiştir" dedi. 
Belediyelerin hala yaya kaldırımlarında engelli vatandaşların sorununu çözmediğine işaret eden Erdoğan, belediyelerin bu konuyu hafife aldığını dile getirdi. Erdoğan, "O zaman AK Parti'li belediyelerin ilk işi, süratle, bir yaya kaldırımlarında bütün o yürüyüş yollarında engelli vatandaşlarımızın oralarda gidişini kolaylaştıracak, o düzenlemeleri, projeleri ona göre yapmak suretiyle gerçekleştirmesi lazım. Oralarda yürürken bizim engelli vatandaşımızın, görme engellidir, rahatlıkla orada yürüyebilmelerine yönelik de işaretleri koyması gerekir" diye konuştu. 
 
"Beyoğlu halkı demek ki vaatlerimize 'hayır' demiyor" 
 
Türkiye'nin son 1 yılı çok zorlu saldırı girişimlerinin altında geçirdiğini anlatan Erdoğan, önce Gezi Parkı odaklı olayların ardından da İstanbul merkezli operasyonların, Türkiye'de huzuru, istikrarı, güven ortamını, demokrasiyi ve kardeşliği hedef aldığını söyledi. Erdoğan, şunları kaydetti:
"Taksim malesef adeta mabetsiz bir bölge. Orada bir Taksim camisi yapılması konusunu planlara işlendiği halde buna da isyan edildi. Trafiğin yerin altına alınması ve Taksim meydanının tamamıyla yürüyüş alanı haline getirilmesi gündeme geldiği halde, buna karşı bir tavır. Yani yapılacak hiçbir olumlu şeye karşı bunların yaklaşımı olumlu değildir. Beyoğlu'nda böyle biz, yani bir plebisit, böyle bir yola gitmiş olsak Beyoğlu ilçesi kalkıp da bu işe 'hayır' demez. Tam aksine ona 'evet' der. Nitekim mahalli seçimlerde de Beyoğlu'nu tekrar AK Parti'nin kazanmış olması, zaten bunun çok açık ispatıdır. Büyükşehir Belediyesi olarak Beyoğlu'nun, yine büyük bir çoğunlukla AK Parti'nin kazanmış olması, bunun çok açık bir ispatıdır. Bu neyi gösteriyor. Beyoğlu halkı demek ki vaatlerimize 'hayır' demiyor, tam aksine 'evet' diyor."
 
"Sen önce Sivas'tan öteye gitmesini öğren"
 
Başbakan Erdoğan, "Bahçeli kalkmış, Genelkurmay Başkanımızla ilgili 'istifa etsin' diyor. Sen ne zamandan beri cumhurbaşkanı oldun, istifa istemeye başladın. Sana böyle bir görevi kim verdi? Sen önce Sivas'tan öteye gitmesini öğren, Sivas'tan ötenin adresini biliyor musun? 30 Mart seçimlerinde ne Kılıçdaroğlu ne sen gidebildiniz mi Van'a, Diyarbakır'a. Orası vatan toprakları değil mi, orata Türk Bayrağı dalgalanmıyor mu?" dedi.
Meselenin sadece bayrağı dalgalandırmak olmadığını, meselenin o bayrağın gölgesinde varolduğunu gösterebilmek olduğunu belirten Başbakan Erdoğan,  "Ey MHP, ey CHP Şemdinli'de neden yoksunuz, Çukurca'da neden yoksunuz? Biz oralarda teşkilatlarımızı dik tutabilmek için her türlü mücadeleyi veriyoruz." ifadelerini kullandı.
Başbakan Erdoğan, "Sanmayın ki Gezi olayları ağaç için, çevre için, yeşil için yapılmıştır. Sanmayın ki 17 ve 25 Aralık operasyonları yolsuzluk için yapılmıştır. Büyük Türkiye, yeni Türkiye birilerini rahatsız etmiş, içerideki maşalarını, içerideki kuklalarını, piyonlarını kullanarak büyük Türkiye'nin yürüyüşünü engellemek istemişlerdir" dedi.
Erdoğan, AK Parti Belediye Başkanları İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, dün Ankara'da milli kuruluşlar tarafından imal edilen ATAK helikopterlerinin, Kara Kuvvetleri Komutanlığına devir teslim törenini gerçekleştirdiklerini anımsatarak, toplam 59 adet olacak helikopterlerin ilk üçünün teslim edildiğini söyledi.
 
"Kimin bunlar? Öyle sıradan yatırımlar değil" ifadesini kullanan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Şimdi havalimanıyla ilgili tabi bir şeyi de kolay kolay da yazamıyorlar. Ama yine 'Kenarından köşesinden acaba ne deriz. Ne yaparız da bunu gölgeleriz?' Yılda 150 milyon insanın bu havalimanındaki gidiş gelişini düşünün. Şu anda İstanbul Atatürk Havalimanı bile bir rekora imza attı, dün itibarıyla. Günlük iniş kalkışta yaklaşık bin 300'e yakın uçak, oraya indi kalktı. Şimdi tabi bu ihtiyaca cevap vermiyor. Çünkü siz havada uçakları dolaşıp döndürürseniz, bu bir defa hem gelene zul hem içindeki vatandaşa zul. Gidecek, kalkan uçağı pistin başında bakıyorsun 45 dakika, bir saat, bir buçuk saat bekletiyorlar. Ondan sonra şikayetler de tabi gelmeye başlıyor. Bize de şikayet ediyorlar, ilgili yerlere de şikayet ediyorlar. Niye? Artık bu terazi, bu kadar sikleti çekmiyor. Şimdi tabi birileri de kalkıp şunu diyebilir, 'Niye o zaman geç kaldınız?' İşte burayı yapacak demek ki beş tane yiğide ihtiyaç vardı. Çünkü bütçeden ziyade biz bir taraftan da yap-işlet-devret sistemiyle bunu nasıl yaparız, hep bunun arayışı içinde olduk."
İktidara geldiklerinde Türkiye'de 26 havalimanı bulunduğunu anımsatan Erdoğan, "Ama şimdi buna 26 havalimanı ilave ettik. 52 havalimanımız var. Bunların içerisinde bir kısmı işte hep bu yap-işlet-devret ile oldu. Eğer biz bunu milli bütçeden yapmaya kalksaydık, bu havalimanlarını biz bunların altından kalkamazdık" diye konuştu.
Erdoğan, "Finansı yönetmek, her yiğidin karı değil. Bugüne kadar gelenler finansı yönetemedikleri için işte bu ülkede taş üstüne taş koyamadılar. Paran olduğu zaman bunları yapmak kolay. Mesele paranız olmadan, birilerinin finansıyla kaynak üretmek suretiyle bunları yapabiliyor musun? Mesele o" değerlendirmesinde bulundu.
Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Buna bile 'yolsuzluk' dediler. Niye? İşte oraya da illa bir kulp takacaklardı. 25 yıl yapacaklar, orayı çalıştıracaklar, 25 yıl sonra da bize devredecekler. Yani millete, yani devlete. Bu arada da belli bir kirayı ödeyecekler. Sadece bir havalimanı inşa etmiyoruz, sadece kendi helikopterlerimizi imal etmiyoruz. Bunlar aslında bir büyük iddianın, büyük davanın adamı olmanın, hamdolsun gerçekleştiği anlardır. Şu anda siparişler gelmeye başladı. Çünkü sadece üreten değil, inşallah bundan sonra bu ürettiklerini de satan bir ülkeyiz. O hale geliyoruz. Türkiye artık kabına sığmıyor. Türkiye kendine biçilen rolle yetinmiyor. Bu rolü reddediyor. Şimdi artık kendi rotasını çiziyor. Biz yıllarca başka ülkelere gıpta ile baktık. Yıllarca başka ülkelerin başarılarını izledik. Başka ülkelerin eriştiği seviyeleri kendimiz için ulaşılamaz bir hayal olarak gördük. Bundan bir kaç asır öncesine kadar bu topraklar, dünyanın gıpta ile baktığı topraklardı. Maalesef bizi tarihimizden, ecdadımızdan, medeniyetimizden koparmak, toprakla bağımızı kesmek istediler. Bizi aza mahkum ettiler. Bizi var olanla yetinmeye, her zaman da başkasına hayranlıkla bakmaya mahkum ettiler. Sadece dışarıdan değil, içeriden de bizi böyle dar bir çerçeveye, ufuksuz bir vizyona hapsetmek istediler."
Erdoğan, "Biz 3 Kasım'da işbaşına geldiğimizde, Türkiye'nin azla yetinemeyeceğini, Türkiye'nin çok daha büyük hedefleri hakettiğini söyledik. Türkiye adına, milletimiz adına hayaller kurduk ve bunları gerçeğe dönüştürmenin mücadelesini verdik" dedi.
Geçmişte gelişmiş ülkelere gidip yollarına hayran kaldıklarını anımsatan Erdoğan, şu görüşleri dile getirdi:
"Şimdi elhamdulillah bizim de yollarımız var. Şimdi artık bizim de hızlı trenlerimiz var, otoyollarımız var. Yurt dışında ya da belgesellerde gördüğümüz şeyler, o bize masallar gibi gelen şeyler, artık kendi ülkemizde var olan şeyler. Artık biz de işte Ankara'dan İstanbul'a, Ankara'dan Konya'ya, inşallah kısa bir süre sonra Sivas'a, Konya'dan Eskişehir'e, artık hızlı trenle gidiyoruz. Artık bu yüksek hızlı tren ağı hamdolsun ülkemizin bir çok iline ulaşacak. 20 kişilik, 30 kişilik sınıfları konuşuyorduk. Diyorduk ki 'İşte gittik Avrupa'da, şurada burada 20 kişilik sınıflar var, 30 kişilik sınıflar var. Bizim sınıflarımız 70 kişilik, 100 kişilik'. Bundan dolayı dert yanıyorduk. Onlar için 'Ne talihli çocuklar' diyorduk. Şimdi bizim de 20 kişilik, 30 kişilik hamdolsun sınıflarımız, dünyanın en modern donanımına sahip okullarımız var. Filmlerde doktorların ellerinde çantalarıyla evlere gittiğini görüyor, bunu ulaşılamaz bir hayat tarzı zannediyorduk. Aynısı artık bizde de var. Yabancı filmlerde biliyorsunzuz sürekli ambulansın siren sesini duyuyor, hayret ediyorduk. Şimdi bizde de bir telefon kadar uzakta yeteri kadar ambulans, hatta jet ambulans, helikopter ambulanslar var. İnşa ettiğimiz viyadüklerle, tünellerle, köprülerle, barajlarla, konutlarla artık dünya ile yarışır hale geldik. Kıtaları birbirine bağlayan Marmaray'ı imrenilir hale getirdik."
 
Erdoğan, "Gelişmiş ekonomilerin daraldığı bir ortamda hamdolsun yüzde 4,3 büyüyen ekonomimizle dünyada iddialı bir ülke olduğumuzu herkese ispat ettik" ifadesini kullandı.
 
"Sen cemaat misin, örgüt müsün?"
 
"Bütün bu gelişmeler, dostlarımızı, kardeşlerimizi mutlu ederken, onurlandırırken, aynı derecede hasımlarımızı ve hazımsızları da rahatsız ediyor, tedirgin ediyor" değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, "Onların hazımsız olması, o da bizim mutluluk sebebimizdir" görüşünü dile getirdi.
Erdoğan, "Sanmayın ki Gezi olayları ağaç için, çevre için, yeşil için yapılmıştır. Sanmayın ki 17 ve 25 Aralık operasyonları yolsuzluk için yapılmıştır. Büyük Türkiye, yeni Türkiye birilerini rahatsız etmiş, içerideki maşalarını, içerideki kuklalarını, piyonlarını kullanarak büyük Türkiye'nin yürüyüşünü engellemek istemişlerdir" değerlendirmesinde bulundu.
Başbakan Erdoğan, "Bütün belediye başkanlarımızın şunu özellikle bilmesini istiyorum. Hizmet kuruluşu maskesi altında 35-40 yıldır bu topraklardan beslenen, bu toprakların emeğinden, alınterinden, bu toprakların evlatlarının aklından, ekmeğinden beslenen bir örgüt, Türkiye'ye yönelik saldırının taşeronu olmuş, Türkiye'ye en büyük ihaneti yapmıştır" diye konuştu.
Erdoğan, şunları kaydetti:
"Basına açık bir toplantıda, ben tüm belediye başkanlarıma sesleniyorum. Sizden bunu özellikle de istiyorum. Bakın, yerelde bu örgütün mensupları neye alet olduklarını bilmiyor olabilirler. Bizim köylerimizde, beldelerimizde, ilçelerimizde gerçekten temiz kardeşlerimiz, 'hizmet ediyor' diyerek bu örgüte destek verdiler. Gönül verdiler, sadaka, zekat verdiler. Kurbanlarını verdiler. Ama örgütün tepesi ile tabanı aynı istikamete bakmıyor. Hatta aynı kıbleye bile yönelmiyor. Taban doğru istikamete bakarken, tepe yönetimi çok farklı istikametlerde ikbal arıyor. Türkiye'nin milli kurumlarına, milli değerlerine, milli projelerine açık açık taarruz ettiler. Güya hedefi 'hizmet' olan, hedefi 'eğitim' olan bu örgüt, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın Müsteşarı ile niye bu kadar ilgilenir? Sen cemaat misin, örgüt müsün? Polisler görevden alınıyor veya bir yerlere tayin ediliyor. Bakıyorsun ki bunlar yayın organlarında ertesi gün 'Filanca alındı, filanca yere sevk edildi'. Sen emniyet teşkilatının gölge bir yönetimi misin? Sana ne? Sana ne? Sen mi bu atamaları yapacaksın? Sen mi birisini bir yerden alıp bir yere atayacaksın? Demek ki bunlar bu işin içerisinde işte bu kadar var. O bunu gösteriyor. Bu hassasiyete bizim de o denli bakmamız lazım. Bakın şu anda bazı belgeler yayınlanıyor. Belgeler yayınlandığı anda hemen ertesi gün bakıyorsunuz bunların malum medyası hemen 'O yanlış' diyor. Ondan sonra tekrar ortaya konulunca da hemen kendisi ortada kalıyor. Çünkü bunlarda takiyye meşrudur, yalan meşrudur, iftira meşrudur."
 
"245 değil, 2 bin 450 tane de açsalar yine bu yolda devam edeceğiz"
 
Erdoğan, "Hedefinin insan yetiştirmek olduğunu söyleyen bu örgüt, artık 'cemaat' demiyorum ben bunlara, siyasetin nasıl bu kadar içine girer, siyaseti dizayn etmeye nasıl bu kadar cüret edebilir? Anadolu'da saf, temiz insanların alınteriyle yükselmiş böyle bir örgüt, nasıl olur da kendi ülkesinin büyük projelerine, kendi ülkesinin kazanımlarına saldırı düzenleyebilir? Yargı içinde, emniyet içinde kendi paralel yapılanmasını kurarak bir cemaat nasıl olur da bir ülkeyi çökertmenin, yıkmanın, tahrip etmenin mücadelesi içine girebilir?" dedi.
 
Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Benimle ilgili şu anda 245 dava açtılar. Şimdi ne olacak? Duracak mıyız? Yola çıkarken söyledik. 'Biz kefeni giyerek bu yola çıktık.' 245 değil, 2 bin 450 tane de açsalar yine bu yolda devam edeceğiz. Ben belediye başkanlarımdan artık bunu istiyorum. Onlara verilmiş ne kadar yer varsa, ne kadar bina varsa bunların hepsini hukuk içerisinde, demokrasi içerisinde tek tek geri almalısınız. Tek tek. Bu benim için ne denli bir sorumluluksa sizler için de aynı denli sorumluluktur. Bize afra tafra yapan, partimizde milletvekili seçilen veya belediye başkanı seçilen, ondan sonra partimizden istifa etmek suretiyle ayrılanlara karşı da herhangi bir iş takiplerinde, şunda bunda arkadaşlar gereken tavrı kendilerine koymalısınız. Bunlar sizin semtinize dahi uğrayamamalı. Malum bunların da işveren örgütleri var. Yıllar yılı biz bunların samimiyetlerine güvendik ve bu samimiyetin gereği olarak da biz de hukuk içerisinde gerekli destekleri kendilerine verdik. Ama bundan sonraki süreçte bunlar asla bizden bu istikamette de destek görmemeli."
 
Erdoğan, "Çünkü bütün bunlar ne yazık ki şu seçimlerde çok açık net ortaya çıkmış ve kalkıp da bu ülkenin Başbakanına, bu partinin, bu iktidarın milletvekillerine, bakanlarına bu denli saldırıda bulunanlar tabii ki hukuk içinde bunun karşılığını göreceklerdir" diye konuştu.
 
Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
 
"Düşünebiliyor musunuz, 30 Mart'ta gittiler CHP ile MHP ile BDP ile ittifak yaptılar. Düşünebiliyor musunuz? Kapı kapı dolaşıp bu partilere oy istediler, yeter ki AK Parti orada kazanamasın. Bunu yaptılar. Ankara'da, İstanbul'da başka şehirlerde bu örgüt aday belirledi. CHP ve MHP de bu örgütün adayını kabullendi, örgüte itaat etti ve bu örgütle birlikte 30 Mart'ta bir kez daha bunlar gereken cevabı aldı. Bakın aynı paslaşma şu anda da devam ediyor. CHP Genel Müdürü hala Pensilvanya'nın eline tutuşturduğu iftira malzemesini, utanmadan sıkılmadan yüzü kızarmadan kürsülerde papağan gibi tekrar ediyor."
 
Başbakan Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'in istfa etmesi gerektiği yönündeki sözlerini, "Sen ne zamandan beri cumhurbaşkanı oldun, istifa istemeye başladın. Sana böyle bir görevi kim verdi? Sen önce Sivas'tan öteye gitmesini öğren, Sivas'tan ötenin adresini biliyor musun? 30 Mart seçimlerinde ne Kılıçdaroğlu ne sen gidebildiniz mi Van'a, Diyarbakır'a. Orası vatan toprakları değil mi, orada Türk Bayrağı dalgalanmıyor mu" diye değerlendirdi. 
 
Erdoğan, AK Parti Belediye Başkanları İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nda yaptığı konuşmada,  CHP'nin hala Pensilvanya'nın dizinin dibinden kalkmadığını belirtti.
 
"Pensilvanya sadece dizilere değil CHP'ye, MHY'ye de senaryo yazıyor.  Bu senaryolarla hala bunları oynatıyor" ifadesini kullanan Erdoğan, "Dün çıkmış kürsüden birtakım telefon numaralarını açıklıyor. Allah aşkına sen CHP'nin genel müdürü müsün yoksa telefon rehberi misin telefon sekretaryasını yürüten birisi misin" diye sordu. 
 
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Başka işin yok mu senin? Başkalarının telefon numaralarından sana ne? İnanın kendi telefon numarasını sorsanız söyleyemez, kesinlikte unutmuştur. Ne olacak, İstanbul'da belediye başkanıyken evi Kağıthane'de, Kağıthane'ye Kağıttepe diyenden ne olur? Daha kendi partisinin çözüm süreci için hazırladığı maddelerin bırakın içeriğinden sayısından bile habersiz olan kişiden hangi ciddi önerileri bekleyeceksiniz? Biliyorsunuz biz 30 Mart seçimleri öncesinde gittiğimiz hemen her şehirde merhum Arif Nihat Asya'nın 'Bayrak' şiirini okuduk. Biz bu şiiri doğuda da okuduk, batıda da okuduk, kuzeyde de okuduk, güneyde de okuduk. Beyefendiler bu şiiiri daha dün gördüler, dün fark ettiler. Niye? Çünkü istismar fırsatı var. Hakkari'ye miting yapmaya gittiklerinde bayrak diye bir meseleleri yoktu. Hakkari'de o meydana toplananların elinde niye Türk bayrağı yoktu, Ey Kılıçdaroğlu? Hani senin bayrak sevgin? Sende yürek yok, yürek. Sende yürek olsa o bayrağı orada dalgalandırırdın. Şimdi utanmadan sıkılmadan Diyarbakır'daki bayrağı benim indirdiğimi söyleyecek kadar alçalıyor. Bendeki bayrak sevgisinin zerresi sende olamaz. Sen kimsin ya?"
 
"Samimiyetsiz hakaretamiz ifadeleri sizleri aldatmasın" 
 
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'in istifa etmesi gerektiği yönündeki sözlerine de değinen Erdoğan, şöyle konuştu:
 
"Sen ne zamandan beri cumhurbaşkanı oldun, istifa istemeye başladın. Sana böyle bir görevi kim verdi? Sen önce Sivas'tan öteye gitmesini öğren. Sivas'tan ötenin adresini biliyor musun önce onu bir söyle? 30 Mart seçimlerinde ne Kılıçdaroğlu ne sen gidebildiniz mi Van'a, Diyarbakır'a? Neyi konuşuyorsunuz? Orası vatan toprakları değil mi? Orada Türk bayrağı dalgalanmıyor mu? Niye gidemediniz oraya? Ben bu hareketlere gönül veren kardeşlerime sesleniyorum. Bunların samimiyetsiz hakaretamiz ifadeleri sizleri aldatmasın. 
 
Tekrar söylüyorum Ey Bahçeli, sen Hakkariye'ye kaç kez gittin? Van'a, Diyarbakır'a, Muş'a, Bitlis'e Bingöl'e Ağrı'ya Tunceli'ye kaç kez gittin? Ey Kılıçdaroğlu bir kez, o da bizim zorumuzla Hakkari'ye gittin. Orada da muhalifteki o partiyle anlaşma yaptın, sana dediler ki 'bir tane Türk bayrağı istemiyoruz. 'Ancak o şekilde senin mitingine adam göndeririz' dediler. Senin mitingine orada adam gönderdiler ve o seçimden 4. parti olarak çıktın Hakkari'de. Orada Türk bayrağını neden sakladın, neden gizledin? Türk bayrağının dalgalandığı yerlere neden gidemiyorsun? Mesele sadece bayrağı dalgalandırmak değildir. Mesele o bayrağın gölgesinde varolduğunu gösterebilmektir. Ey MHP, ey CHP Şemdinli'de neden yoksunuz, Çukurca'da neden yoksunuz? Biz oralarda teşkilatlarımızı dik tutabilmek için her türlü mücadeleyi veriyoruz."
 
"Biz bayrağımızı sevdiğimiz için 780 bin kilometrekarenin tamamında varız"  
 
Erdoğan, oradaki teşkilatlarının bombalandığını, il başkan, başkan yardımcılarının kaçırıldığını dile getirerek, "Buna rağmen yılmadık. Tekrar kurduk ve tekrar inşa ettik. Hala o durumdayız. Bunun mücadelesini veriyoruz. İdil'de, Tillo'da Erciş'te neden yoksunuz soruyorum? Ama biz oralarda varız. Oralar vatan toprağı değil mi? Oralarda bizim bayrağımız dalgalanmıyor mu? Hiç gitmediğiniz gitmeye cesaret dahi edemediğimiz yerler bayrağımıza saldırı olunca mı aklınıza geliyor? Bunlar bayrağı da uzaktan seviyorlar. Dalgalanan bayrağın yanına gidecek kadar AK Parti gibi o bayrağı yüceltecek, o bayrağı koruyacak  kadar cesaretleri yok, iradeleri yok, güçleri yok.  Şimdi CHP milletvekilleri çıkıyor, Lice'de ölen iki vatandaşın cenazesine koşuyorlar. 'Gelin şu gençleri yaşatalım' deyince gelmezler, 'Gelin şu meseleyi çözelim' deyince gelmezler ama 'cenaze var' deyince istismar edince hemen üşüşürler" diye konuştu. 
 
Muhalefetin Lice'de olaylar başlayınca "Diren Lice" dediğini, olayları var güçleriyle tahrik ettiğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Bayrağımıza o hain saldırı yapılınca da bu sefer gerisin geri döndüler. Bayrağı istismar etmeye başladılar. Ankara'da bayrak yakacaksın, Hakkari'de bayrağı saklayacaksın, hiç gitmediğin, gidemediğin Diyarbakır'da bayrağa saldırı olunca akbabalar gibi üzerine atlayacaksın. Bunu hiç kimseye yutturamazsınız. Kusura bakmasınlar Türk bayrağını da hiç kimsenin hiçbir grubun istismar malzemesi yaptırmayız. Ne CHP, ne de MHP bizim bayrak sevgimizi, bayrak aşkımızı ölçecek kalibreye, kaliteye sahip değildir. Biz bayrağımızı sevdiğimiz için 780 bin kilometrekarenin tamamında varız. Bayrağa aşık olmanın bir gereği olarak bayrağımızın dalgalandığı her yerde hizmetlerimizle, eserlemizle, teşkilatlarımızla varız." 
 
"Büyük devletler böyle zavallı hainler karşısında vakarlarını yitirmezler"
 
Hem 'bayrak' deyip hem de hayatında Doğu'ya, Güneydoğu'ya ayak basamayanlardan olmadıklarını vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:
 
"Diyarbakır'da askeri bir garnizonda yaşanan o alçakça saldırının da her boyutuyla hesabını soracağız ve soruyoruz. Olayı seyreden kim olursa olsun, o saldırıyı yapan haine de onun ipini tutan hainlere de bunun hesabını soracağız. Kamu görevlileri hakkında zaten idari soruşturmayı başlattık. O hainin bulunması için de çalışmalar, gözaltılar devam ediyor. Ancak burada aziz milletime şunu özellikle vurgulamak istiyorum. Dün söyledim, bugün tekrar ediyorum. Büyük devletler böyle zavallı hainler karşısında vakarlarını yitirmezler. Büyük devletler, bu zavallılar gibi alçalmazlar. Büyük devletlerin büyük hesabı olur. Doğuda, batıda, kuzey ve güneyde milletimin hiçbir ferdi, ne bu zavallı hainin saldırısından ne de bunu istismar eden fırsatçılardan etkilenmesin. Hiçbir şehrimizde, ilçemizde, beldemizde bu saldırıyı bir tahrik bahanesi olarak kullananlara milletim aldanmasın. Eğer o provokatör vurulsaydı, cesedi üzerinden istismar yapılacaktı. Vurulmadı, şimdi bayrak üstünden istismar yapıyorlar. Ne ölüler üzerinden ne de kutsal değerimiz bayrak üzerinden fırsat kovalayanlara, el oğuşturanlara milletim prim vermesin." 
 
"Türkiye bu saldırılarda geçmişte eyvallah etmedi, bundan sonra hiç etmez" 
 
"Gezi'de yarım kalan oyunu şimdi burada ilerletmek isteyecekler. 17, 25 Aralık'ta kursaklarında kalan operasyonu şimdi burada yürütmek isteyecekler" diyen Erdoğan, milletin fertleri arasına öfke ve nefret tohumları ekmek için ellerinden geleni yapacaklarını, manşetlerde, köşe yazılarıyla, yorumlarla çözüm sürecini engellemek, kardeşliği örselemek, birliği dirliği zedelemek için her yola başvuracaklarlarını söyledi. 
 
Türkiye'nin çok büyük bir devlet olduğunu tüm vatandaşların bilmesi gerektiğine işaret eden Erdoğan, "Türkiye bu saldırılarda geçmişte eyvallah etmedi, bundan sonra hiç etmez" dedi. 
 
Gençlerin ölümünü durdurmak için, annelerin gözyaşlarını dindirmek için hassasiyetle mücadele edeceklerini ama şımarıklığa, eşkıyalığa, hainliğe de asla göz yummayacaklarının altını çizen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
 
"Terör örgütü ve HDP, çocukların, gençlerin arkasına saklanarak, hanım kardeşlerimizin arkasına saklanmak suretiyle kendisine güç devşirmeye çalışıyorlar. Bunlarda onur, karakter yok. Bunlarda karakter olsa o çocukların arkasına saklanmazlar. O çocukları öne sürmezler. Onların yüzlerinde maskelerle onları kullanmazlar. O hanım kardeşlerimizi öne sürmek suretiyle biliyorlar ki bu milletin evladı Mehmetçik o kadına dipçik sallamaz, onun üzerine gitmez, bunu da kullanmak istiyorlar. Sen gel niye kadını kullanıyorsun? Niye o çocukları kullanıyorsun? İşte bunların ne durumda olduklarını göstermesi bakımından bunlar çok önemli. O kadar zavallılar ki işte şimdi MHP'den CHP'den paralel yapıdan, onların fırsatçılığından medet umar hale geldiler." 
 
"Kürt kardeşlerim bu kan emici vampirlere itirazını daha da yükseltecek" 
 
Terör örgütünün de HDP'nin bugüne kadar bölgeye acıdan başka hiçbir şey vermediğini dile getiren Erdoğan, "Ölümlere göz yumdular, öldürdüler, anneleri yavrusuz bıraktılar, çocukları yetim-öksüz bıraktılar ve hep bunlardan beslendiler. Şimdi Diyarbakır'da çocukları için eylem yapanları görünce elleri ayaklarına dolaştı. Neye uğradıklarını şaşırdılar. Bölgeye kurmaya çalıştıkları tek parti zulmu daha kurulmadan çatırdamaya başladı. Allah'ın izniyle benim oradaki Kürt kardeşlerim bu kan emici vampirlere itirazını daha da yükseltecek. Ben buna inanıyorum. Kendilerine acıdan, kandan başka bir şey getirmeyen bu HDP'ye bu terör örgütüne benim oradaki kardeşlerim inşallah 'dur' diyecek. Ne yaparlarsa yapsınlar, biz de çözümden kardeşlikten vazgeçmeyecek, 77 milyon kardeş bir Türkiye için samimiyetle mücadeleye devam edeceğiz."
 
"Aday tespit noktasında son aşamaya geldik"
 
Başbakan Erdoğan, 10 Ağustos seçimlerine 2 ay kaldığını hatırlatarak, aday tespit noktasında son aşamaya geldiklerini, her aşamada istişareler yaptıklarını ve yol haritasını belli bir yere getirdiklerini , bu arada da çalışmalarını sürdüreceklerini ifade etti.
Erdoğan, iki hususa özellikle dikkat çekmek istediğini belirterek, şunları söyledi:
"Birincisi, adayımız kim olursa olsun Türkiye'de istikrarı, güven ortamını kararlılıkla devam ettirecek, Türkiye ekonomisi Allah'ın izniyle büyümeye, paralel yapıyla mücadelemiz, çözüm süreci mücadelemiz kararlılıkla ilerlemeye devam edecektir. Bizim parti politikalarımız şahıslarla kaim değildir. Bunu böyle bilmemiz lazım. Herhangi bir değişiklik olursa bu değişikliğin AK Partiyi' de, Türkiye'yi de daha da güçlendirecek bir değişiklik olacağından hiç şüpheniz olmasın.
İkincisi hiç rehavete kapılmadan şimdiden 10 Ağustos çalışmalarına hep birlikte başlamalıyız. Zira 10 Ağustos, 2015 seçimlerinin de bir işaret fişeğidir bunun unutmayın. Halkımızın zihninde eğer tereddütler varsa bunları hep birlikte gidereceğiz. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin nasıl büyük bir devrim olduğunu, bunun Türkiye'yi, demokrasimizi ve ekonomimizi nasıl olumlu yönde etkileyeceğini milletimizle paylaşacağız."
 
"Hiçbir arkadaşımızın böyle bir yanlışın içine girmemesi lazım"
 
CHP, MHP ve diğer partilerin cumhurbaşkanını halkın seçmesini istemediğini belirten Başbakan Erdoğan, "Onun da karşısında durdular. O zaman halk yüzde 69 'Evet biz, cumhurbaşkanını seçmek istiyoruz' dedi. CHP, MHP, bunlar Meclis'te bu işi halletmek istediler. Şimdi bu halkın karşısına nasıl çıkacaklar da 'Bizim adayımıza oy verin' diyecekler. Sizin halka bir defa saygınız yok ki, halka güveniniz yok ki. Halka güven duyan sadece AK Parti'dir. Halkın iradesini milli irade olarak kabul edip halkına giden sadece AK Parti'dir" dedi.
Belediye başkanlarından, teşkilatla uyum, işbirliği ve koordinasyon içinde sahada yeni Türkiye'yi millete aktarmasını isteyen Erdoğan, "Ben belediye başkanı oldum. Artık benim için parti yok.' Sakın ha! böyle bir yanlışın içine hiçbir arkadaşımın girmemesi lazım. Bizler için parti teşkilatımız olmazsa olmazdır. Bu il olabilir, ilçe olabilir, belde olabilir veya sandık müşaitlerimize kadar hepsi. Çünkü siz onlar sayesinde, onların gayretleriyle buradasınız. Dolayısıyla el ele vereceksiniz, omuz omuza olacaksınız ve bundan sonraki sürecin de aynı şekilde sizler temellerini atacaksınız" diye konuştu.
Yaşanan tüm saldırı girişimlerine rağmen Türkiye'nin hiç aldırmadan, hiç hızını kesmeden geleceğe doğru ilerlediğini söyleyen Erdoğan, "Bugün ben inanıyorum ki dünden daha güzel. İnşallah yarınlar sizin sayenizde, teşkilatımız, hükümetimiz sayesinde daha da güzel olacak" dedi.
Salonda bulunanların Türkiye'nin yüzde 75 seçmenine hitap ettiğini, bunun da çok önemli olduğunu ifade eden Erdoğan, "Sizin hizmetleriniz yüzde 75'e hitap ettiğine göre yükünüzün de ne kadar ağır olduğunu anlayın. Ama sizler bölgeyi yönetirken yüzde 100'ün de belediye başkanları olacaksınız. Olaya böyle bakacaksınız" diye konuştu.
Erdoğan, konuşmasının sonunda, cuma günü tatile gerecek tüm öğrencilere hayırlı tatiller diledi ve öğretmenlere teşekkür etti.
Başbakan Erdoğan, konuşmasının ardından, 30 Mart seçimlerinde belde, ilçe, il ve büyükşehir belediye başkanlıklarında en yüksek oyu alarak seçilen 5'er belediye başkanına plaket takdim etti. 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam