• DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST
ÇALIŞMALARIMIZ TEHDİT VE BASKILARA RAĞMEN DEVAM EDECEKTİR

ÇALIŞMALARIMIZ TEHDİT VE BASKILARA RAĞMEN DEVAM EDECEKTİR

Yaklaşan seçimler nedeniyle il teşkilatıyla istişarelerde bulunmak üzere Bilecik'e geldiğini belirten Akkaya, "Bilecik'teki il yönetimimizle, ilçe başkanlarımızla, yöneticilerimizle bundan sonraki süreçle ilgili bir fikir alışverişinde bulunacağız. Planımızı da bundan sonraki sürece göre yapacağız."ifadelerinde bulundu 

"Basın alanında sendikaların göstermelik olduğu bir dönemi yaşıyoruz"

Akkaya, CHP İl Başkanlığına yaptığı ziyarette Basın Yayın ve Gazeteciler Sendika başkanı olması dolayısıyla basın mensuplarının yaşadığı sıkıntıları yakından takip ettiğini belirtirken, "Basının özgür olmadığı bir ülkede, demokrasiden, özgürlüklerden bahsetmek de mümkün değil. Çünkü 4’üncü güç diyoruz ama, sonuçta iktidarın hegemonyası altına girmiş bir basın dizayn edilmeye çalışılıyor" dedi. Akaya şöyle konuştu:

"Gazeteciyim, aynı zamanda Basın İlan Kurumu üyesiyim. Bunun için yerel basının sorunlarını, problemlerini yakinen bilen, takip eden, onlara katkı vermeye çalışan, basın ilan kurumunda böyle çok az yerel, özellikle son dönemlerde yerel basın kendi içinde birleşmeye zorlandı. Reklam tehditleriyle bunlar yapılmaya çalışıldı. Tabi yerel basının içinden de eksiklikler var. Bu arada derler ya, kurunun yanında yaş da yanar diye, bunun için sıkıntılar var ama bu sıkıntılar umarım yeni dönemde atlatmaya çalışacağız. Basının en büyük sıkıntısı tabi maddi. Emekçi arkadaşlarımızın sıkıntıları daha çok. Türkiye’de çoğu kayıt dışı çalıştırılıyor. Sendikadan hiç bahsetmiyorum zaten, sendika en büyük sorun. Basın alanında sendikaların göstermelik olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Arkadaşlarımız basın mensubu olmak için üniversiteye gidiyorlar ama 15-20 yıl sonra kendilerini gösterebiliyorlar. O da şansları yaver giderse ne yazık ki. Sadece bu yıl işten çıkartılan gazeteci sayısı 861. Aşağı yukarı 90’a yakın gazeteci de istifaya zorlandı. Ayrılmak zorunda kaldılar. E tabi işsizlik en büyük problem. İşsizlikle tehdit ediliyorlar. Basının özgür olmadığı bir ülkede, demokrasiden, özgürlüklerden bahsetmek de mümkün değil. Çünkü 4’üncü güç diyoruz ama, sonuçta iktidarın hegemonyası altına girmiş bir basın dizayn edilmeye çalışılıyor.

"CHP'ye karşı medyada orantısız bir yaklaşım var"

 Bizim genel başkanımız dahil, sözcülerimizin, genel başkan yardımcılarımızın Türkiye’nin önemli konularına ilişkin görüşleri çok kısa başlıklarla, hemen hemen olmayacak şekilde basında yer alıyor. Ama Cumhuriyet Halk partisi içinde en ufak bir tartışma olsa hemen bize yer vermeyen basın bunları manşetlere taşıyarak, kamuoyunda Cumhuriyet Halk Partisi’nin kavgalı bir parti algısı yaratmaya çalışıyorlar. Mesela bir örnek vereyim, geçtiğimiz hafta biliyorsunuz AKP’nin kongreleri devam ediyor. Bir kongrede çift liste çıktı diye yönetim kongreyi terk ediyor. Tartışmalar oluyor. Ama basında çok yer almıyor. Tam tersini düşünün, Cumhuriyet Halk Partisi’nde öyle bir şey olmuş olsaydı, bugün hala onlar manşete gelirdi. AKP’nin içinde birçok belediyede sorunlar problemler var. Yönetimle AKP’li belediyeler arasında sorunlar var. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının milletvekili yapılıp yapılmama, onu tasfiye etme, Ümraniye Belediye Başkanı’nın büyükşehir belediye başkanı olup olmamasıyla ilgili tartışmalar çok cılız. Ama bizde Şişli Belediyesinde yaşananlar bu ülkenin birinci gündemi haline getirilmeye çalışılıyor. Böyle çok orantısız bir yaklaşım var Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı. Tabi Türkiye’deki Basın Kanunu’ndan kaynaklanan eksiklikler de var. Bakın Avrupa ve Amerika’da basın mesleğini yapanlar ayrıca ticari faaliyet içinde bulunmuyorlar. Bizde tam tersine basın işi yapanlar, yani medya, televizyon, gazete sahibi olanlar aynı zamanda ticaretle de iç içeler. Ticari şirketleri var. Doğal olarak basını kendi ticari şirketleri avantajına kullanmak adına bunu yapıyorlar. Ticari amacı olmayanların iktidarla uzaktan yakından bir ilişkisi olmuyor. Çünkü bir çıkar ilişkisi olmadığı için. Ama Türkiye’de her şeyden önce Basın Kanunu’nun değişmesi lazım. Size bir örnek vereceğim. Yurtdışında, demokratik ülkelerde,  Amerika da dahil, aynı işle uğraşan iki fabrikanın sahibi bir arada yemek yese ‘tröst’ oluyor. Yani haksız rekabet denen ve ticari kanuna aykırı ve cezası var. Türkiye’de 4. Güç dediğimiz basının ticari amaçlar için nasıl kullanıldığını görüyoruz. Hem özelleştirmeler esnasında, hem kamu ihaleleri döneminde basınla olan bu durumu çok gördük geçmişte. Sabah Gazetesi’nin satış dönemine bakın. Türkiye’nin önde gelen 500 şirketi içine girmiş olan  kuruluşlardan, o gazetelerin alınması için o havuza ne kadar para aktarıldığı iddiaları hep kamuoyunda yer aldı. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz derler. Ve bu iddialar karşısında da “yok bu böyle değildir” diye inandırıcı bir açıklama içinde de bulunmadılar."

"Tek amacımız iktidar olmak"

Yaklaşan yerel seçimlerle ilgili olarak da tek amaçlarının iktidar olmak olduğunu açıklayan Akkaya,  "Ben aynı zamanda Bilecik'ten sorumlu bir genel başkan yardımcısıyım. Bursa'da etkinliklerimiz vardı bu sabahtan öğlene kadar. Perşembe günü yine Bursa'da olacağız. Onun için programının bugün öğleden sonrası için Bilecik'e ayırdım. Bilecik'e ilk kez geliyorum. Ben aynı zamanda Basın Yayın Gazeteciler Sendikasının da Genel Başkanıyım. Türk-İş Konfederasyonu'na bağlı. Burada bir çok sendikanın etkinliklerine de geçtiğimiz yıllarda katıldım. Ama bir partinin il ziyaretine ilk kez geliyorum burada. Önümüzde bir seçim var. Seçim ile ilgili tek hedefimiz Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarıyla ilgili çalışmalar yapmak. Bunu her gittiğimiz yerde görüyoruz. 81 ilde programlar yaptık. Sanırım Şubat'ın 10'una kadar seçim takvimimizi açıklayacağız. Şu anda seçimde söyleyeceğimiz vaatlerimiz konusunda gruplar oluşturduk. Bu gruplar çalışmalarına devam ediyor. Biz de gece gündüz çalışıyoruz. Hatta pazar günü genel başkanımızın başkanlığında 4 saat süren bir toplantı yaptık. Perşembe günü Bursa'da oalcağız. Cuma günü yine ajanslarla birlikte sürdürdüğümüz  seçim planlama toplantımız var. Hedefimiz, yoğunluğumuz 7 Haziran'da yapılacak seçimlerde ikti,dar olabilmek. Onu görüyoruz. AKP'nin oyu da düştü. Yüzde 36-37'lerde AKP'nin oyu. Kendi yaptırdığı anketlerde bunun böyle olduğu söyleniyor. Cumhuriyet Halk Partisi'nin yüzde31-32 civarlarında kamuoyunda görünen, ciddi kuruluşların yapmış olduğu anket sonuçları onu gösteriyor. Tabi bu bizi umutlandırıyor. Umudumuzu korumalıyız. Umutsuz hiçbir şey olmaz. Yani biz bu umutla, bu hedefle yola çıkıyoruz." ifadelerinde bulundu.

Paraları onlar koymadılarsa neden faiziyle geri aldılar?

 

Yaklaşan seçimlerle ilgili olarak da açıklamalarda bulunan Akkaya, Ak Parti hükümetine 3Y sorunu üzerinden yüklendi. Akkaya şöyle konuştu:

"Türkiye'nin sorunları var. Biliyorsunuz AKP 3 Y ile gelmişti. Yolsuzluğu, yoksulluğu ve yasakları önleyeceğim demişti. Fakat şimdi yolsuzluk dediğimiz zaman, 24 Aralık sürecini biliyoruz. Diyorlar ki paralel yaptı, biz yapmadık. Ben tek bir soru soruyorum. Bunun yorumunu basın mensubu arkadaşlarıma bırakıyorum. Eğer onlar değil de bunları paralel yaptıysa bu paraları neden faiziyle geri aldılar? Faiziyle bu paraları geri alanlar niye iki yüzlülük yapıyorlar? Bu net ve açık. Bunlar bunu yapmamışlarsa, o paraları ayakkabı kutularına onlar koymamışsa bu paraları daha sonra niye faiziyle beraber geri aldılar? Güneşi balçıkla sıvayamayız. Gün gibi ortada her şey. Halkımız da bunun takdirini elbette ki verecektir.

"5 milyona yakın aile yardımla geçiniyor"

Yoksulluğu bitireceğiz dediler. Aile ve Kadından Sorumlu Bakanın açıklamasına göre yaklaşık4 buçuk, 5 milyona yakın aile sosyal yardımlaşma sandıklarından destek alarak hayatlarını sürdürüyor. Yani bu da 11, 12 milyon kişi yapar. Yoksulluk nasıl bitiyor? Bugün Türkiye'de kişi başına düşen milli gelirin 12 bin 500 dolar olduğu söyleniyor. Bu nedir? Ürettiğiniz malla hizmetin toplamının nüfusa bölümünün kişi başına düşen miktarıdır. Bu milli gelirin 12 bin olduğunu düşünelim. Bugün kişi başına ayda 2 bin TL bir gelirin olması gerekiyor. Böyle bir olgu var mı? Yok.

"Bursa havasında bedava kömürün gazı kokuyor"

Bugün Bursa'daydım, sabah çok kötü bir hava vardı. Bir başkanımız ile milletvekilimiz vardı Sena Hanım. "Bursa'da doğalgaz yok mu" dedim. "Var ama kimse yakmıyor" dediler. "Niçin" dedim." Bedava kömür dağıtıyorlar" dedi. Kömürler de düşük kalorili olduğu için çok fazla bir karbon kokusu vardı Bursa'da. İnsanlar pahalı diye doğalgaz kullanmıyorlar. Ayrıca oy hesabına doğalgaz kullananlara bile kömür veriyorlar. O kömür de belki de daha sonra tamiri imkansız bir takım sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Sabah kaldığım otelin camından baktığım zaman ilk önce sis olduğunu düşündüm. Ama daha sonra bunun sis olmadığını anladım. Bursa resmen karbon kokuyordu. Yoksulluğu bunlar bitiremediler. İşsizlikle insanları terbiye etmeye çalışıyorlar. Yine TÜİK'in açıklamasına göre resmi rakamlar işsizlik oranının yüzde 10 buçuk olduğunu söylüyor. Ama bu doğru değil. Çünkü iş aramaktan umudunu yitirmiş olanlar bunların içine dahil değil. Yaklaşık yüzde 17 buçuk oranında.  Hem DİSK hem de TÜRK-İŞ'in bu konuda ciddi araştırmaları var.Özellikle üniversite gençliğinde.  Her 4 üniversite öğrencisinden 3'ü işsiz. Üniversiteli mezunu olup da iş bulanlar da kendi alanlarının dışında bir işte çalışıyorlar. Ne olsa yaparım anlayışı içerisindeler. Çünkü iş bulamıyorlar.

"Basın özgürlüğünde Zambiya'nın gerisindeyiz"

Yasaklar dediğimizde, bugün hala aşağı yukarı 35'e yakın gazeteci hapiste. Resmen bir sansür dönemiyle karşı karşıyayız. 187 ülke arasında basın özgürlüğünde 148.yiz. Bir Zambia bile bizden daha ileride basın özgürlüğü konusunda. Bugün işçi-memur bir hakkını aramaya çıktığı zaman elinde gaz bombası yok, altında TOMA'sdı yok, elinde copu yok, biber gazı yok. Sadece bir tepkisini dile getiriyor. Bir haksızlığı haykırıyor. O da demokratik bir hakkıdır. Toplantı ve gösteri yürüyüşü demokratik ülkelerde bir vatandaşın en doğal hakkıdır. Verdiği verginin  hesabını sormak bile bu ülkede suç ve yasaktır.

"Bir polis devletiyle karşı karşıyayız"

 Bu da tabi ki kabul edilebilecek bir durum değil. Bunu en son yaşanan yargıdaki gelişmelerden de anlıyoruz. İç Hizmet Kanunu'nun güvenlik paketinden bundan sonraki süreçte daha ağır bir süreçle karşı karşıya geleceğimizi de önümüzdeki günlerde bunu hep beraber göreceğiz. Hatta yasa çıkmadan bile bazı uygulamalarını şimdiden görmeye başladık. Bir polis devletiyle karşı karşıyayız ve bunu resmileştirecekler. Böyle bir anlayış var. Elbette ki bu sorunlarımız karşısında bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu ülkenin özgürleşmesi, demokratikleşmesi, üreten bir ülke olma konusundaki tavırlarımız, çalışmalarımız tehditlere rağmen, baskılara rağmen karalılıkla sürdürülecektir. Bu konuda kimsenin şüphesi olmasın.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam