CHP SEÇİM STARTI VERDİ

CHP SEÇİM STARTI VERDİ

Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen koalisyon görüşmeleri ve erken seçim konuları hakkında kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla Cumhuriyet Halk Partisi Bilecik İl Başkanlığı’nda bir basın açıklaması yapıldı. Gerçekleştirilen basın açıklamasına Bilecik halkını bilgilendirmek amacıyla CHP genel merkezi tarafından görevlendirilen CHP İstanbul milletvekili, parti meclisi üyesi Onursal Adıgüzel ve CHP Sivas milletvekili Ali Akyıldız’ın yanı sıra CHP Bilecik milletvekili Yaşar Tüzün, Vezirhan Belediye Başkanı Mehmet Duymuş, İl başkanı Şinasi Çetinkaya, Merkez ilçe başkanı Gültekin Çalışkan, parti yöneticileri ve üyeleri katıldı.

CHP Sivas milletvekili Ali Akyıldız yaptığı konuşmada koalisyon sürecini değerlendirirdi ve erken seçime nasıl gelindiğini anlattı. Akyıldız yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı;

“Toplumun vermiş olduğu mesajı iyi okuduğumuzu düşünüyoruz”

“Biz Milletvekilleri grup grup ülkemizin çok değişik illerinde görevlendirildik. Biz de bu anlamda sizlerin konuğuyuz. Dün Sakarya’daydık bugün de buradayız. Öncelikle şunu belirtelim bizim bu ziyaretlerimizin amacı parti içine dönük çalışmalar değil, örgütsel çalışmalar değil. CHP 7 Haziran seçimlerinden sonra neleri amaçladı? Koalisyon görüşmeleri adı altında ki sonradan genel başkanımız da bunu kamuoyuyla paylaştı. Koalisyon görüşmeleri adı altında ülkeyi kandırdığı görüşmeler içinde partimizin neleri söylediği, neleri amaçladığı, ülkemiz adına neler yapmaya çalıştığını kısaca sizlerle paylaşacağız.  CHP olarak biz 7 Haziran seçimlerinden sonra toplumun vermiş olduğu mesajı iyi okuduğumuzu düşünüyoruz. Buradaki temel ve önemli mesajlardan birisi şuydu, ülkemizde artık bir koalisyon süreci başlasın. Ak Parti’nin 13 yıldır iktidarından ülkenin yorulduğunu ve ülkenin tek başına iktidar olarak Ak Parti’yi istemediğini bunun nedeninin de Cumhurbaşkanı’nın seçim sürecinde Ak Parti’nin genel başkanı gibi sahaya çıkıp süreci yürütmesi olarak gördük. İkinci mesaj da şuydu; Cumhurbaşkanlık istiyoruz, başkanlık sistemi istemiyoruz. Biz bu iki mesajı doğrultusunda önce genel başkanımız mevcut iktidarın dışında görüşmeler sonucunda muhalefetten bir iktidar çıkarabilir miyiz hesabını yaptı. Ama bu süreci biliyorsunuz. Maalesef Sayın Devlet Bahçeli’nin hala anlamadığımız tutum ve davranışları nedeniyle bu süreç tıkandı. Daha sonra CHP olarak sayın genel başkanımız; ‘Öncelikle biz değil, partimizin değil, ülkemizin geleceği önemlidir.’dedi. Bu bağlamda da biz ülkemizin geleceği adına Ak Parti’yle de koalisyon görüşmeleri yapmaya hazırız diyerek belirlediği 5 temel sorun hazırlandı ve bu 5 temel sorundan hareketle 14 ilkemizi Sayın Ahmet Davutoğlu’yla yaptığı görüşmede sundu ve orada da aldığı cevap şu oldu. Koalisyon görüşmelerine başlayabiliriz.

“Bize koalisyon teklifi yapılmadı”

 Sayın Ahmet Davutoğlu bizim 14 maddemize itiraz etmeyerek koalisyon görüşmelerine başlanması kabulünden sonra süreç başlamıştı. Kamuoyunda hep şu yanılgı var. Burada da Ak Pati’nin bir algı operasyonu yaptığını görüyoruz. Günlerce süren yaklaşık 40 güne varan bir koalisyon görüşme süreci denildi. Biz Ak Parti’yle sadece 10 gün görüştük. Araya farklı şeyler girdi ve bu 10 gün 35 saati aşkın yapılan ön görüşmeler neticesinde de yaptığımız bütün konuşmalar tutanaklar altına alındı. Geçmişten biliyorsunuz. Ak Parti’nin evet deyip de vazgeçtiği çok ciddi konular vardı. Güven boyutunda Ak Parti’ye çok da güvenmiyoruz. 35 saat süren ön görüşmeler neticesinde görüşmelerin hiçbir aşamasında bize koalisyon teklifi yapılmadı. Sayın genel başkanımız da bunu kamuoyuyla paylaştı. Son gün yapılan teklif ise “Kısa vadeli birlikte bir hükümet kuralım. Bunun adı seçim hükümeti olsun. Bu ülkeyi birlikte seçime götürelim.”dir. Bizim teklifimiz ise “ Ülkemizin çok ciddi sıkıntı ve sorunları var. Biz bu sıkıntıların ve sorunların tespitini yaptık. Çözüm önerilerimiz de hazır. Biz bu ülkenin yönetiminde sizlerle birlikte, Ak Parti’yle birlikte uzun vadeli ve geniş tabanlı, 4 yıl sürecek bir hükümeti kuralım ve bu sorunları çözelim.  Bunun dışındaki ülkenin acil ihtiyacı olan bu sorunların çözümü noktası dışındaki sizin bu teklifinizi biz kabul etmiyoruz.”dedik. Kamuoyunun bilmesi gereken nokta bu. Bir ikinci nokta da erken ve dayatma seçimi yani erken seçimi biz istemedik. Bunu da kamuoyunun bilmesi gerekiyor. Biz “ Ülkemizin şuanda bir seçime değil geniş tabanlı istikrarlı bir hükümete ihtiyacı var.

“Zannediyorum köşkün de bu konuda bir korkusu ve endişesi vardı ki..”

Bu 5 sorunu biz birlikte çözelim noktasından hareket ettik. Tekrar söylüyorum. Önemli olan bizin değil ülkemizin menfaatleri dedik. Cumhuriyet Halk Partisi’nin menfaatinden çok ülkemizin menfaatini düşünerek samimi, dürüst, gizli bir ajandamız olmadan, toplumla her aşamasını paylaşarak bir süreç yürüttük. Bu bağlamda ben sayın cumhurbaşkanımızın bu ön görüşmeler öncesinde kafasında şekillendirdiği senaryoyu aynen uygulattırdığını ve maalesef etkisiz bir başbakanla muhatap olduğumuzu son güne kadar bir umutla olur da Davutoğlu “Ben hükümet kuruyorum.” diyebilir mi? Köşke rest çekebilir mi? umuduyla süreci yürüttük. Geldiğimiz nokta 1 Kasımda erken genel seçim kararı alındı. 45 günlük sürenin daha dolmasına 6 gün varken bile sayın Cumhurbaşkanımız ne anayasa ne de hukuk dinledi. Sayın genel başkanımıza hükümet kurma görevini de vermedi. Oradan bir hükümet çıkabilirdi. O 6 günlük süre içerisinde sayın genel başkanımız kamuoyunun da bilgisi dışında görüşmelerini sürdürdü hükümet kurulabilecek bir noktaya getirmek için gerçekten elinden geleni fazlasıyla yapmaya çalıştı. Ama zannediyorum köşkün de bu konuda bir korkusu ve endişesi vardı ki “Beştepe’nin yolunu bilmeyenlere biz hükümet kurma görevini vermeyiz.” Gibi garip bana göre de haddini aşan bir açıklamayla bahanelere sığınarak bu görevi de bize vermedi.”ifadelerini kullandı.

 

Daha sonra söz hakkı alan CHP İstanbul milletvekili ve parti meclisi üyesi Onursal Adıgüzel konu hakkında değerlendirmeler yaptı. Adıgüzel yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı;

 

“Cumhuriyet Halk Partisi’ne yine tarihi bir görev düşüyordu”

“Ben Onursal Adıgüzel. İstanbul milletvekiliyim. İstanbul 1. bölgedeyim. Gençlik kollarımızdan geliyorum. Partimizin de en geç milletvekiliyim. 30 yaşındayım şu an. Ön seçimle İstanbul 1. bölgeden milletvekili oldum. 2012’den beri aynı zamanda parti meclis üyesi olarak çalışmaya devam ediyorum. Buradan Yaşar Abi’ye de teşekkür etmek istiyorum. Hem bugün bizi burada misafir ettiğiniz için il başkanımıza hem de seçim çalışmalarına gelip sizin Bilecikli hemşerilerinizin orada Cumhuriyet Halk Partisi’ne destek olması için özellikle Kartal’da bize çok destek oldu o yüzden kedisine teşekkür etmek isterim. 7 Haziran seçimleri hepimiz için çok önemli bir süreçti ve ertesi günü şunu gördük. Halkımız kimseye tek başına iktidar olma şansını vermedi. Bunu anlayabildik ve dedik ki. Yeni dönemde siyasi partilere çok önemli bir görev düşüyor. Mevcut iktidar 13 yıldır insanlık onurunu ayaklar altına alınan bizi görmezden gelen sosyal yardımları bile hak temelli değil de yandaş ve rantdaş temelli dağıtan bir hükümet vardı. Buna karşı da halkımız dedi ki, %60 biz gitmesini istiyoruz yeni bir yapı istiyoruz dedi. Ne yazık ki süreci biraz ilerlettikten sonra gördük ki %60 diye bir şey yok. Ne yazık ki MHP ve HDP hiçbir şekilde uzlaşmayacaklar ve Cumhuriyet Halk Partisi’nden başka da bütün partilerle görüşülebilecek hiçbir yapı da yok. Yani kuruluşumuzdan beri olduğu gibi, ülkenin kuruluşundan beri olduğu gibi, Kurtuluş Savaşı’nı, kuruluş mücadelesini veren Cumhuriyet Halk Partisi’ne yine tarihi bir görev düşüyordu.

“Önce Türkiye sonra CHP diyerek…”   

Allah rahmet eylesin her gün şehit veriyoruz. Hepsine buradan gani gani rahmet diliyorum. Türkiye’de yeni bir uzlaşı ortamının oluşmasını sağlamak bu ülkenin çocuklarının ölüyor onların yaşayabilmesini, inşaca yaşayabilmesi için uzlaşı ortamını sağlamak Cumhuriyet Halk Partisi’ne düşüyordu. Bu noktada da CHP şunu söyledi. Bireysel çıkarlarını her zaman geride bırakarak önce parti demedi, önce ben demedi sayın genel başkanımız önce Türkiye dedik. Sıralamamızı da önce Türkiye sonra CHP diyerek biz Türkiye’de ekonomik anlamda, demokratik anlamda, insani koşulların gelişmesi anlamında elimizden ne geliyorsa gövdemizi taşın altına koymaya hazırız. Yeter ki bu ülkede çocuklar ölmesin ve yatağa aç girmesinler dedik. Buradan bir adım attık ve 14 ilkemizi parti meclisi toplantısında ilk seçimden sonraki parti genel meclisi toplantısında genel başkanımız açıkladı. Hepimizin bildiği 14 ilke. Bunlardan sonra 5 başlık altında tekrar toparladık bunlardan birincisi dış politikaydı. Libya’yla, Mısır’la, Irak’la, İran’la, Suriye’yle yaşadığımız sıkıntılar, AB sürecinin- ki AKP’yi buraya getiren süreçtir- gerçekten o kazanımları sağladığı süreçtir. Bu sürecin tıkanmasıyla ilgili bu sorunların hepsine özetleyen bir dış politika başlığı koyduk. Biz Türkiye’nin her yerini geziyoruz.

Türkiye’de milyonlarca Suriyeli var, kaç bin olduklarını bile bilmiyoruz. Daha acısı Suriyeli çocuklar şu an Türkiye’de hiçbir şekilde eğitimden kayıt altına alınmadan büyüyorlar ve acaba 10 yıl sonra 15 yıl sonra ne olacak? Hiç bilmiyoruz çünkü tek bildikleri insanları öldürmek. Babaları Suriye’de savaşıyor bazen belki geliyorlar ve gelecekle ilgili çok derin kaygılarımız var. Bununla birlikte ekonomimize direk zararları var. İş dünyasıyla diyalog platformu var CHP’de. Antep’te bir toplantı yapıldı ve bende katıldım. Antep’teki toplantıda bir işveren şunu söyledi. Suriyeliler burada günlük 10 liraya çalışıyorlar. O zaman bizim kardeşlerimize zaten iş imkanı kalmıyordu. 900 km sınırımız var o bölgede. Sınır ticareti çok güçlüdür Türkiye’de. Ne yazık ki ticaret tamamen durmuş durumda. Bu dış politikadaki sıkıntıların ki şu anki başbakan bunun stratejistidir bir de böyle stratejik derinlik deniyor ama stratejik körlük aslında. Bu noktada ciddi bir trajedi Türkiye’yi milyarlarca dolar da ekonomik anlamda sıkıntıya sokan sokaklarda her beş kişiden seçim çalışmasında elini sıktığım bir kişi Suriyeli çıkıyordu. Oy istiyoruz diyor ki ben Türk değilim Suriye’den geldim. İstanbul’da böyle sıkıntılarla biliyorum Bilecik’e de gelmişlerdir eminim. Burada da böyle sıkıntılar var.

“Gençlerimizin %28,4’ü işsiz”

Biz bu noktada şunu söyledik, ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün her zaman söylediği gibi yurtta ve dünyada barışın sağlanabilmesi için elimizden geleni yaparız dedik. Dış politikaya da yine bu noktadan alarak konumlandıralım istedik. İkinci başlık ekonomiydi. Türkiye’nin ciddi ekonomik sıkıntıları var. Gençlerimiz işsiz. OECD sıralamasında yani OECD ülkeleri sıralamasında 1. sıradayız, %28,4’le geç işsizlik oranında. Gençlerimizin %28,4’ü işsiz, üniversitelerin işsizlik oranı hiç söylemiyorum. Çünkü onlar çok daha fazla ve çok önemli olan çiftçilerimize, memurlarımıza, emeklilerimize, asgari ücretliye, taşeron çalışanlara yönelik çözüm önerilerimiz vardı. Bu aslında insanca yaşam koşullarını sağlayabilmekti. Ekonomimizin katma değer yaratan Türkiye’yi daha ileriye daha başarılı taşıyabilecek bir hale gelebilmesi için bir devrim yapılması belki de, sadece kendilerine rant sağlayan sektörlerin desteklenmesi değil Türkiye aydınlık günlere taşıyabilecek ekonomik anlamda refah seviyesine çıkarabilecek yatırımların yapılabilmesi için bir yol çizdik. Anayasa hepimizin içinde bir yaradır. Her gün gasp edildiğini görüyoruz. Oradaki yetkilerin Cumhurbaşkanı tarafından gasp edildiğini görüyoruz. Anayasada sadece Cumhurbaşkanının seçilme yöntemi değiştirildi. Yetkileri değişmedi. O, yetkilerinin de değiştiğini zannediyor ama 1 Kasım seçimlerinde, yetki gasp etmek, hükümet kurdurmamak nasıl oluyormuş, halkımız gereken dersi Cumhurbaşkanına verecek. Ciddi bir yetki gaspı var. Özgürlükçü bir anayasa dedi Cumhuriyet Halk Partisi, “Hukukun üstünlüğüne inanan, güçler ayrılığı ilkesinin olduğu, parlamenter sistemin güçlendirildiği bir anayasa oluşturalım” dedik.

“Eğitim hepimizin içinde yaradır”

Diğer bir başlığımız eğitim. Eğitim hepimizin içinde yaradır. Sıkıntılarımız her gün büyüyor. Eğitim sistemimizi yeniden yapılandıralım. Burada diyorlar ki, “Siz İmam Hatiplere karşı mısınız?” Hayır. Biz İmam Hatiplere karşı değiliz. İmam Hatip’te okumak isteyen öğrencilerimiz gidip okuyabilir. Ama Türkiye’de tek meslek de imamlık değil. Daha iyi tornacılar yetiştirelim, meslek elemanları yetiştirelim. Sporcular, sanatçılar yetiştirelim. Bunların yetişebilmesi için de, o eğitimleri veren yeni okullar açalım. Katma değer yaratan sektörleri güçlendirelim. Üniversitelerimizde ar-ge güçlensin. Şu an dünya standardı değerlendirmelere göre okuma-yazmayı öğretemiyoruz. PISA değerlendirmesine göre şu an dünyada okuma-yazmayı öğretmede 49’uncu sıradayız. Matematiği, feni, fiziği geçtik. Çocuklarımız daha okuduğunu anlayamıyor.

Son 13 yılda 11 kez eğitim sistemimizde değişiklik yapılmış. Değiştirdiğimiz bakan sayısı da zaten ne kadar başarılı olduğunun göstergesidir. Bu noktada, geleceğimizin birileri tarafından satılmasına, karartılmasına izin vermemek için bir eğitim reformuyla, hem üniversitelerimizi bilim yuvası yapalım. Gerçekten özgür, bilimsel, laik eğitimin olduğu yerler olsun istedik. Bunu anlattık. Neden bunu söylüyoruz? Türkiye’nin ekonomik kurtuluşu eğitimden geçecek çünkü. Hepimizin cebinde cep telefonları var. Bu telefonlarda programlar var. Biz bu programları da yurtdışından satın alıyoruz, telefonları da yurtdışından satın alıyoruz. Kendi topraklarımızda yetişen tohumları da yurtdışından satın alıyoruz, Anadolu’nun değerleri de yok oluyor aslında.

“Whatsapp 2 sene önce 18 milyar dolara satıldı”

 Diyoruz ki, bilime yapılan yatırımla, Telefonlarda kullandığımız Watsapp programı var. Çok iyi bir iletişim sistemidir. Whatsapp 2 sene önce 18 milyar dolara satıldı. Niye verdim bu örneği, Whatsapp birkaç gencin bulduğu sonra yatırım aldığı bir proje. 18 Milyar dolara satıldı. Bizim kocaman binaları olan, kabloları olan Telekom’umuz, üzerine Tüpraş, üzerine de Petkim’i koyduk, hepsi 18 milyar etmedi. Bir bilgisayar programı kadar etmedi. İşte bizim katma değer yaratan sektörleri burada güçlendirmemiz lazım.

Yine eğitimle ilgili çok önemli bir örnek var. Türkiye'de 6 milyon öğrenci var. Yurt sorunu var. Sizlerde yaşıyorsunuzdur yakınlarınıza yurt ihtiyacı oluyor. Yaşar Bey’den de talep ediyorsunuzdur. O da elinden geleni yapıyordur ama çok zor. 15 öğrenciye bir yurt düşüyor bu ülkede. Ama TOKİ yurt yapmıyor. CHP dedi ki, biz TOKİ'ye sadece rezidanslar, lüks daireler yaptırmayalım. Yurt yaptıralım. Ama yok rant olmazsa biz inşaat yapmayız diyorlar. Öğrencilerin geleceği umurumuzda değil, barınma sorunu yaşayabilirler. Çünkü yurtlarda hiç bir rant oluşmuyor diyorlar. İşte eğitim sistemimizin bir değişikliğe ihtiyacı vardı.

Bir de Türkiye'de yaşanan son günlerde acısını daha fazla hissettiğimiz toplumsal barış. Bunun içinde CHP'nin aslında çözüm önerisi çok netti. Samimi olunsun, meclis çatısı altında halk bilgilendirilerek çözüm önerileri sunulsun. Kesinlikle bir ajandanız, bir angajmanınız olmasın. Biz meclis çatısı altında bu sorunu çözebiliriz dedik. Hatta bir parti meclis toplantısında, basına açık kısmında dedi ki: "benden meclis çatısı altında çözmek istiyorsanız bu sıkıntıları, açık kredi size." Cumhurbaşkanı olan zad şu anki elinin tersiyle dedi ki: "ben sizin kredinizi de istemem, desteğinizi de istemem ben çözerim." dedi. Zaten 7 Hazirana kadar bir silah bile patlamıyorken bir an da iki tarafın birden birbirine saldırısı da nasıl bir siyasi rant ilişkisinin olduğu netlik göstergesidir. 1 Kasım seçimlerine giderken. İşte bu noktada CHP şunun üzerine basa basa söylüyor. Biz bu ülkede ki çocukların ölmesini istemiyoruz. Ben bir genç olarak AKP'ye ne kadar uzakken koalisyon kurma noktasında. Hepimiz özellikle sokağın beklentileri doğrultusunda genel başkanımıza tam yetki verdik. Kendiside bütün görüşmelere baştan sona katıldı. Ve bu önerilerimizle birlikte, bu beş başlıkla birlikte ilk görüşmede şunu söyledi. 14 ilkemizi biliyorsunuz. Bu beş başlık Türkiye'nin temel sorunları. Biraz önce saydığımız; Toplumsal barış, anayasa, eğitim, ekonomi, dış politika. Davutoğlu diyor ki: "Evet, Tespitleriniz çok doğru ama aile sigortası projesi çok haklı çok doğru projeleri var partinin.

“Türkiye'de bir koalisyon olacaksa yüksek profilli olmalı”

" Sayın Genel Başkanımız bir de şunu anlatıyor diyor ki: "Bakın, Türkiye'de bir koalisyon olacaksa yüksek profilli olmalı." Yüksek profilli demek toplumun uzlaşısıyla oluşacak bir koalisyon demek. Bununla birlikte samimiyet ve güven istiyoruz diyor. Neden samimiyet ve güven istediğini de anlatayım. Çünkü sonra samimi olmadıkları ortaya çıkacak. Daha 2011 seçimlerinde bir yemin krizi vardı. Hepiniz iyi hatırlarsınız bu yemin krizini. İşte bu yemin krizinde bütün grup başkanvekilleri toplanıyorlar ve anlaşıyorlar. Diyorlar ki yarın bu sorunu çözeceğiz. Milletvekillerinin de yemin etmesi sağlanacak diyorlar. Uzlaşıp, anlaşıp çıkıyorlar. Ertesi gün Ak Partili uzlaşan arkadaşımız çıkıp diyor ki: anlaşma falan yapmadık. Hiç birini kabul etmiyoruz. Onun için çok ciddi bir samimiyet sorunu vardı onu da söyledik. Samimiyet ve güvenin önemli olduğunu, yüksek profilli bir hükümet olması gerektiğini, bir de en az 2 yıllık bir reform hükümeti. Çünkü Türkiye'nin çok büyük sorunları var. Bunların çözülmesi için 2002 yılında ekmek kaç paraydı hatırlıyor musunuz? Ben size söyleyeyim. 20 kuruştu. Şu an 1 lira ekmek İstanbul'da. Et yedi kat daha pahalı. Bir asgari ücretli maaşıyla alacağı etin şu an 7'de biri kadar et alamıyor bile. Daha da azalmış bir durumda. Bu şartlarda CHP bütün özverisiyle bütün imkânlarıyla koalisyonu yapalım dedi. İşte bunların hepsini anlattık.

“40 günlük bir süreç gibi görünüyor ama…”

Hatta sonra Davutoğlu dönüyor ve diyor ki genel başkanımıza: "Müzakerelere başlayabiliriz." Diyor. Bu çok önemli müzakerelere başlayabiliyor olmak. Ama oradan Ömer Çelik araya giriyor. Diyor ki: "müzakere demeyelim diyor, Ön görüşme diyelim diyor." İşte orada zaten sarayın ne istediği belli. Davutoğlu müzakerelere başlayalım dediğinde saray diyor ki: kardeşim siz yapamazsınız bu ön görüşme, müzakere değil diyor. Buradan başlayan bir müdahale var zaten sürece. Biz bütün samimiyetimizle gerekeni yapmaya çalıştık. Kurulmadıktan sonrada Ali ağabey biraz önce çok doğru söyledi. 40 günlük bir süreç gibi görünüyor ama işte yüksek asgari şurası, bayram tatili derken toplamda 10 günlük görüşme süresi ki bu da çok doğal bir zaman. Onların zaman kaybettirmeye çalışmasına rağmen ki bu sürecin sonrasında 5 gün kalmasına rağmen yine CHP'ye yetkiyi vermediler. Neden vermedi CHP'ye yetkiyi. Çünkü CHP tam anlamıyla toplumda şu an uzlaşı yaratmış durumda. HDP'side, MHP'side, AKPlisi de diyor ki CHP Türkiye'nin temel taşıdır, temel dirediğidir. Bu koalisyon içinde olması gerekir. Cumhur Başkanı da bundan rahatsız oluyor. Bu hükümet kurdurulmasın ne olursa olsun diyor. Dün yaşadığımızda ayrı bir kepazeliktir. Bunların işte birbirine olan saygısını, partilere olan, demokrasiye olan saygısını göstermektedir. Bizim Milletvekillerimize ya da herhangi bir partinin Milletvekiline genel başkanları aşarak, partinin tüzel kişiliğini aşarak bakanlık teklif ediyorlar. Böyle bir şey kabul edilemez. Her yerde samimiyetsizlikleri göstermek istiyorlar. Onun için sunu tekrar tekrar söylüyorum. CHP önce Türkiye diyerek, Önce Türkiye sonra partimiz diyerek elinden gelen koalisyon görüşmelerini de yapmaya çalıştı. Ama AKP bütün samimiyetsizliğini son kertede gösterdi ve ben 5 tepenin yolunu bilmeyenlere hükümet kurma gibide kargaların güleceği bir açıklamayla ki genel başkanımız şunu da söylemiştir. Lütfen bunu da es geçmeyelim. Ben kaçak saraya anayasal gerekler dışında gitmem. Yani anayasanın verdiği bir yetkiye göre, yetki almaya giderim. Ama herhangi bir resepsiyona, kutlamaya gitmem. Çokta doğal bir tepkidir buda. Çünkü o saray, bizim çocuklarımızın geleceğine yatırılması gereken paralarla yapıldı. Ve kaçak bir saray, şu an başbakanlık sarayı ama Cumhurbaşkanı oturuyor.

“Bilecik'te de birinci oluruz Türkiye'de de birinci oluruz”

Bir kasımdan sonra orayı OTDÜ'ye vereceğiz. Cumhurbaşkanı da gider Çankaya'da oturur diyoruz. Orada da hiç bir sıkıntımız yok. Ama biz bütün samimiyetimizle iktidarı kurmaya, Türkiye'nin ekonomik anlamda ciddi sıkıntıları var. Bunlara çözüm önerileri bulmaya, demokratik anlamda toplumsal barış anlamında sıkıntıları var bunlara çözüm önerileri bulmaya. Eğitim konusunda ki sıkıntıların çözülmesi için geleni yapmak için mücadele ederken sadece ben başkan olayım başka ne olursa olsun bu ülkede. Gezi sürecinde yaşadığımız gibi benden olmayanların başına ne gelirse gelsin, gerekirse ölsünler diyen bir bakış açısı hükümetinde kurulmasına izin vermedi. Başbakana da üzülüyorum. Çünkü bir etkisi yok. Orada oturuyor.  Ama ortada başbakan yok çünkü hiç bir yerde irade koyamıyor ortaya. Yine bir tarihi misyonla özellikle Ortadoğu'da ki barışın sağlana bilmesi için, Türkiye'de askerlerimizin, polislerimizin ölmemesi için bize tarihi bir görev düşüyor. Hep birlikte bu mücadeleyi sürdüreceğiz. 1 Kasımda hem Bilecik'te birinci parti olacağımıza inanıyorum ben hem de Türkiye'de artık bir şeyleri değiştireceğiz. Burada da bu güç, bu enerji sizlerde var. Tek başına onursal bunu başaramaz, Yaşar ağabeyim başaramaz. Ama sizler omuz verirseniz Bilecik'te de birinci oluruz Türkiye'de de birinci oluruz.”

MEHMET SELİM SAÇTI

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam