İl Müftüsü Taş, Muharrem Ayını Anlattı

İl Müftüsü Taş, Muharrem Ayını Anlattı

 

Programda İl Müftüsü Necati Tayyar Taş’ın sohbeti sırasında salonda duygulu anlar yaşandı. Program Osmangazi Camii İmam Hatibi Rıdvan Kurtulmuş’un Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Ardından Bilecik Din Görevlileri Derneği Başkanı Mehmet Ali Kaya açılış konuşmasını yaptı. Kaya konuşmasında, “İdrak ettiğimiz Muharrem ayı içerisinde, hicret, Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin ve 72 Müslüman’ın şehit edildiği Kerbela ve benzeri önemli hadiselerin vuku bulduğu bir ay. Esasen bunların hepsi, üzerinde derin derin düşünüp dersler çıkarılması gereken olaylar.

Bizler de dernek olarak bu ayda yaşanan hadiselerin özünü ve günümüze yansımalarını daha iyi anlamak ve alınacak dersleri daha iyi kavramak için bu anlamlı programı tertip etmiş bulunuyoruz.” dedi.

Kaya’nın konuşmasının ardından İl Müftüsü Necati Tayyar Taş, “Muharrem Ayını Anlamak” konulu bir sohbet verdi. Müftü Taş ve salondaki konuklar anlatılanlar karşısında duygulu anlar yaşadılar. Müftü Taş gerçekleşen sohbette şöyle konuştu:

“Miladi yılbaşındakinin yanında Hicri yılbaşındaki heyecanımız devede tüy bile değildir”

“Muharrem ayı hicri takvimin birinci ayı, dolayısıyla hicretin başlangıç ayıdır. Ama ne hazindir ki biz millet ve Müslüman ümmet olarak gelip geçen birbirinden mübarek gecelerimiz ve gündüzlerimizden haberimiz olmadan hayatımızı sürdürürüz. Miladi yılın ilk ayı olan Ocak ayı, Miladi yılın yılbaşı olan Aralık’ı Ocak’a bağlayan yılbaşı hakkındaki uyanıklığımız, heyecanımız Hicri Yılbaşı’nda devede tüy bile değildir. Ümmet-i Muhammed bu ve benzeri geceleri iyi anlamazsa, iyi kavramazsa, içini iyi doldurmazsa topyekûn bunun faturasını ödemeye mecbur ve mahkum olurlar. Belki de son senelerde çekilen sıkıntıların başında bu vurdumduymazlığımız, bu gafletimiz, bu perişanlığımız yatmaktadır.

Ehlibeyt 5 kişiden ibaret. Cihanın Habibi edibi Hz. Muhammed (s.a.v.), Hz. Fatma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin. 5 kişinin üçü Ümmet-i Muhammed’in yatıp kalktığı tefrika, ihtilaf sebebiyle şehit oluyor. Hz. Ali şehit oluyor, Hz. Hasan şehit oluyor hem zehirlenerek şehit ediliyor. Hz. Hüseyin’in şahadeti Ümmet-i Muhammed’i ağlatan Kerbela faciası. Kerbela, belanın fink attığı mekan demektir. Her türlü belanın mevcut olduğu mekandır. Böyle bir mekanda günlerce susuz kalıyorlardı. Hz. Hüseyin kucağında 3 yaşındaki oğlu Abdullah susuzluktan çatlamak üzereyken yalvarıyor, ‘Ne olur bir yudum su verin bu sabiye.’ Bu sözünün neticesinde kucağındaki oğlu oklarla şehit ediliyor ve 73 şehidin hepsinin başı kesiliyor. Özellikle Hz. Hüseyin’in mübarek naşı üzerinde defalarca onlarca atlar tepiştiriliyor. Tarihçilerin ifade ettiğine göre, dünya böyle menfur bir katliamı hiç yaşamamış. Bu cihanın Habibi Edibi’nin mübarek torununa reva görülüyor ki, kainatın efendisinin ‘Onlar dünyada benim reyhanımdır. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i seven beni sevmiş olur, onları inciten beni incitmiş olur.’ hitabına mazhar olan kişilerdi.

‘Aşurenin gelenek olarak ecdadımızdan zamanımıza kadar gemlisinde ince bir hikmetin olduğuna inanıyorum’

Böyle matemli bir günde, Muharrem ayının onuncu gününde senelerdir milletimiz tarafından gelenek haline gelmiş, aşure pişirilip dağıtılır. Bazıları buna karşı çıkıyor. Tezattır deniyor, hem matem günü hem tatlı ikram ediliyor. Her diyenin de kendine göre mantıki bir anlayışları var. Ama bu fakirin kanaatine göre kimler çıkarmışsa Allah çıkaranlardan razı olsun. Ben çok tatlı bir ilinti hissediyorum. Aşurenin gelenek olarak ecdadımızdan zamanımıza kadar gelmesinde ince bir hikmetin olduğuna inanıyorum. Bu mübarek zevatın akıbetinin sebebinin tefrika olduğunu söylemiştim öyleyse aşureyi pişirenler, dağıtanlar, yiyenler hiç düşünmüyor musunuz, bakmıyor musunuz bu tencerenin içerisinde 10-15 çeşit nesne yan yana gelerek aşure oluyor, çorba oluyor, tatlı oluyor. Cisimlerimize gıda, ruhlarımıza şifa oluyor. Hiç ibret alıp da hala niye nizadasınız, tefrikadasınız. Bunu anlatmak istiyoruz. Biz bu gelenekte bunu da çok düşünmedik. Eğer düşünecek olsaydık, düşünseydik senelerden beri aşure yiyoruz. Bugün Ümmet-i Muhammed’in arasında hiç niza, tefrika olmazdı. Yediğimizden bile hiçbir şey anlamıyoruz. Anlayamadık demek ki. Onun için bu güzel adetinde hoş bir gelenek olduğunu düşünüyorum. Yapılmasında, uygulanmasında bu yüce zevatın uğurlarının yadına vesile olacağını ümit ediyorum. Ben, bu durumun devamından yanayım.

‘Günümüz Müslümanları yalnızca mala mülke sevdalı’

Hz. Ömer diyor ki şu dört şeyi sevmeseydim saniye yaşamazdım. Bir, Allah yolunda yürümek, çok sevdiği şeylerden bir tanesi. İkincisi, faziletli insanlarla düşüp kalmak. Üçüncüsü toprağa secde etmek. Dördüncüsü ağlayan gözleri silmek, iniltileri duymak, hak sahiplerine hakkını vermek, haksızlara da haddini bildirmek, adaleti ikame ettirmek. Bunları sevmeseydim saniye yaşamazdım diyor. Şimdi dünyayı sevenler dünyaya taparcasına meyledenlerin sevgilerinin içerisinde bunların hiçbirisi var mı? Nefsim dahil kata aşık Müslümanlar, yata aşık Müslümanlar, yazlığa aşık Müslümanlar, eve barka aşık Müslümanlar, paraya pula aşık Müslümanlar, kadına aşık Müslümanlar, makama aşık Müslümanlar, şana şöhrete, şehvete aşık Müslümanlar. Müslümanların sevdalarında bunların birisi var mı? Nerelerden nerelere geldik.”

Müftü Taş’ın vermiş olduğu sohbetin ardından İl Müftü Yardımcısı Nihat Kaya tarafından Kaside-i Bülbül okundu.  Sonrasında İl Müftü Yardımcısı Özdemir Taş tarafından gecenin duası yapıldı.

Gece din görevlileri tarafından verilen tasavvuf musikisi konseri ve konuklara ikram edilen aşure ile son buldu. ZEYNEP KILBAHRİProgramda İl Müftüsü Necati Tayyar Taş’ın sohbeti sırasında salonda duygulu anlar yaşandı. Program Osmangazi Camii İmam Hatibi Rıdvan Kurtulmuş’un Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Ardından Bilecik Din Görevlileri Derneği Başkanı Mehmet Ali Kaya açılış konuşmasını yaptı. Kaya konuşmasında, “İdrak ettiğimiz Muharrem ayı içerisinde, hicret, Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin ve 72 Müslüman’ın şehit edildiği Kerbela ve benzeri önemli hadiselerin vuku bulduğu bir ay. Esasen bunların hepsi, üzerinde derin derin düşünüp dersler çıkarılması gereken olaylar.

Bizler de dernek olarak bu ayda yaşanan hadiselerin özünü ve günümüze yansımalarını daha iyi anlamak ve alınacak dersleri daha iyi kavramak için bu anlamlı programı tertip etmiş bulunuyoruz.” dedi.

Kaya’nın konuşmasının ardından İl Müftüsü Necati Tayyar Taş, “Muharrem Ayını Anlamak” konulu bir sohbet verdi. Müftü Taş ve salondaki konuklar anlatılanlar karşısında duygulu anlar yaşadılar. Müftü Taş gerçekleşen sohbette şöyle konuştu:

“Miladi yılbaşındakinin yanında Hicri yılbaşındaki heyecanımız devede tüy bile değildir”

“Muharrem ayı hicri takvimin birinci ayı, dolayısıyla hicretin başlangıç ayıdır. Ama ne hazindir ki biz millet ve Müslüman ümmet olarak gelip geçen birbirinden mübarek gecelerimiz ve gündüzlerimizden haberimiz olmadan hayatımızı sürdürürüz. Miladi yılın ilk ayı olan Ocak ayı, Miladi yılın yılbaşı olan Aralık’ı Ocak’a bağlayan yılbaşı hakkındaki uyanıklığımız, heyecanımız Hicri Yılbaşı’nda devede tüy bile değildir. Ümmet-i Muhammed bu ve benzeri geceleri iyi anlamazsa, iyi kavramazsa, içini iyi doldurmazsa topyekûn bunun faturasını ödemeye mecbur ve mahkum olurlar. Belki de son senelerde çekilen sıkıntıların başında bu vurdumduymazlığımız, bu gafletimiz, bu perişanlığımız yatmaktadır.

Ehlibeyt 5 kişiden ibaret. Cihanın Habibi edibi Hz. Muhammed (s.a.v.), Hz. Fatma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin. 5 kişinin üçü Ümmet-i Muhammed’in yatıp kalktığı tefrika, ihtilaf sebebiyle şehit oluyor. Hz. Ali şehit oluyor, Hz. Hasan şehit oluyor hem zehirlenerek şehit ediliyor. Hz. Hüseyin’in şahadeti Ümmet-i Muhammed’i ağlatan Kerbela faciası. Kerbela, belanın fink attığı mekan demektir. Her türlü belanın mevcut olduğu mekandır. Böyle bir mekanda günlerce susuz kalıyorlardı. Hz. Hüseyin kucağında 3 yaşındaki oğlu Abdullah susuzluktan çatlamak üzereyken yalvarıyor, ‘Ne olur bir yudum su verin bu sabiye.’ Bu sözünün neticesinde kucağındaki oğlu oklarla şehit ediliyor ve 73 şehidin hepsinin başı kesiliyor. Özellikle Hz. Hüseyin’in mübarek naşı üzerinde defalarca onlarca atlar tepiştiriliyor. Tarihçilerin ifade ettiğine göre, dünya böyle menfur bir katliamı hiç yaşamamış. Bu cihanın Habibi Edibi’nin mübarek torununa reva görülüyor ki, kainatın efendisinin ‘Onlar dünyada benim reyhanımdır. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i seven beni sevmiş olur, onları inciten beni incitmiş olur.’ hitabına mazhar olan kişilerdi.

‘Aşurenin gelenek olarak ecdadımızdan zamanımıza kadar gemlisinde ince bir hikmetin olduğuna inanıyorum’

Böyle matemli bir günde, Muharrem ayının onuncu gününde senelerdir milletimiz tarafından gelenek haline gelmiş, aşure pişirilip dağıtılır. Bazıları buna karşı çıkıyor. Tezattır deniyor, hem matem günü hem tatlı ikram ediliyor. Her diyenin de kendine göre mantıki bir anlayışları var. Ama bu fakirin kanaatine göre kimler çıkarmışsa Allah çıkaranlardan razı olsun. Ben çok tatlı bir ilinti hissediyorum. Aşurenin gelenek olarak ecdadımızdan zamanımıza kadar gelmesinde ince bir hikmetin olduğuna inanıyorum. Bu mübarek zevatın akıbetinin sebebinin tefrika olduğunu söylemiştim öyleyse aşureyi pişirenler, dağıtanlar, yiyenler hiç düşünmüyor musunuz, bakmıyor musunuz bu tencerenin içerisinde 10-15 çeşit nesne yan yana gelerek aşure oluyor, çorba oluyor, tatlı oluyor. Cisimlerimize gıda, ruhlarımıza şifa oluyor. Hiç ibret alıp da hala niye nizadasınız, tefrikadasınız. Bunu anlatmak istiyoruz. Biz bu gelenekte bunu da çok düşünmedik. Eğer düşünecek olsaydık, düşünseydik senelerden beri aşure yiyoruz. Bugün Ümmet-i Muhammed’in arasında hiç niza, tefrika olmazdı. Yediğimizden bile hiçbir şey anlamıyoruz. Anlayamadık demek ki. Onun için bu güzel adetinde hoş bir gelenek olduğunu düşünüyorum. Yapılmasında, uygulanmasında bu yüce zevatın uğurlarının yadına vesile olacağını ümit ediyorum. Ben, bu durumun devamından yanayım.

‘Günümüz Müslümanları yalnızca mala mülke sevdalı’

Hz. Ömer diyor ki şu dört şeyi sevmeseydim saniye yaşamazdım. Bir, Allah yolunda yürümek, çok sevdiği şeylerden bir tanesi. İkincisi, faziletli insanlarla düşüp kalmak. Üçüncüsü toprağa secde etmek. Dördüncüsü ağlayan gözleri silmek, iniltileri duymak, hak sahiplerine hakkını vermek, haksızlara da haddini bildirmek, adaleti ikame ettirmek. Bunları sevmeseydim saniye yaşamazdım diyor. Şimdi dünyayı sevenler dünyaya taparcasına meyledenlerin sevgilerinin içerisinde bunların hiçbirisi var mı? Nefsim dahil kata aşık Müslümanlar, yata aşık Müslümanlar, yazlığa aşık Müslümanlar, eve barka aşık Müslümanlar, paraya pula aşık Müslümanlar, kadına aşık Müslümanlar, makama aşık Müslümanlar, şana şöhrete, şehvete aşık Müslümanlar. Müslümanların sevdalarında bunların birisi var mı? Nerelerden nerelere geldik.”

Müftü Taş’ın vermiş olduğu sohbetin ardından İl Müftü Yardımcısı Nihat Kaya tarafından Kaside-i Bülbül okundu.  Sonrasında İl Müftü Yardımcısı Özdemir Taş tarafından gecenin duası yapıldı.

Gece din görevlileri tarafından verilen tasavvuf musikisi konseri ve konuklara ikram edilen aşure ile son buldu. ZEYNEP KILBAHRİ

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam