İnsan hakkını korumak Türk İslam kültürünün temelinde vardır

İnsan hakkını korumak Türk İslam kültürünün temelinde vardır

Bilecik İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından  “10 Aralık Dünya Demokrasi ve İnsan Hakları Haftası” kapsamında bir etkinlik düzenlendi.Bilecik Şeyh Edebali Kültür ve Kongre Merkezi'nde  Edebali Ortaokulu tarafından düzenlenen program saygı duruşunda bulunulmasının ardından İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. 

"Peygamberimiz, veda hutbesinde insan haklarını dile getirmiştir"

 Milli Eğitim Müdürü İsmail Altınkaynak, yaptığı konuşmada Hazreti Muhammed'in sözlerinden alıntı yaparak "‘Bütün insanların canları, malları ve namusları kutsaldır. Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız. Emaneti sahibine veriniz. Kadınlarınızın haklarını gözetiniz. Arap’ın Arap olmayana, Arap olanın da Arap olmayana üstünlüğü yoktur. Kimse başkasının suçundan dolayı suçlanamaz."dedi.Altınkaynak şöyle konuştu:

 

"24 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler Örgütünün öncelikli amacı dünyada barış ve güvenliği sağlamaktır. 10 Aralık 1948’te de Birleşmiş Milletler örgütü, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini kabul etmiş ve ilan etmiş. Bu bildirge 30 maddeden oluşmuş, bütün dünyada insan haklarının korunmasını amaçlamaktadır. Büyük devletlerin anayasalarında da bu bildirinin öngördüğü haklar büyük ölçüde bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler Örgütüne üye ülkeler 10 Aralık tarihini içine alan haftayı İnsan Hakları Haftası olarak kutlamaktadır. İnsanlar arasında ırk, din, renk, yaş ve cinsiyet ayrımı yapmadan; sevgi, saygı, dostluk ve bu gibi duyguları geliştirmek, insanın insan olma haysiyeti ile sahip olması gereken hakların hepsine insan hakları denilmiş. Bundan yaklaşık 1400 yıl önce, 632 yılında Peygamber Efendimiz ise Veda Hutbesi’nde bütün insanlara yönelik evrensel insan hakları mesajları verdiği gibi kul haklarını ilgilendiren konularda da bizlere mesajlar vermiştir. Aslında bizim inançlarımızda ve kendi kodlarımızda bu mesajlar zaten var. Bunların bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum; ‘Bütün insanların canları, malları ve namusları kutsaldır. Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız. Emaneti sahibine veriniz. Kadınlarınızın haklarını gözetiniz. Arap’ın Arap olmayana, Arap olanın da Arap olmayana üstünlüğü yoktur. Kimse başkasının suçundan dolayı suçlanamaz.’ Gibi bir sürü insan haklarını Peygamber Efendimiz Veda Hutbesi’nde zaten dile getirmiş. İnsan hakları kişiyi kendi özüyle yaşatacak kurallarıdır.  İnsanın insana hükmetmesi, onu ezmesi insan onuruna yakışmayan ve kabul edilemeyecek bir davranıştır. Bu tür ayrımların yapıldığı toplumlarda kavga, çatışma, isyan eksik olmamıştır. İnsanlar arasında hak, eşitlik, adalet, özgürlük düşüncesi yaygınlaştırılmalıdır."

Cumhuriyet Başsavcısı Kamil Yaşar ise katılan öğrencilere basit bir dille hak ve adaletten bahsederek, batı ve Türk kültüründeki hak ve adalet kavramlarını açıkladı. Yaşar şöyle konuştu:

"Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığım için hak, hukuk, adalet işiyle ilgilendiğim için hoxalarım da beni davet etti. Edebali Okulu da benim okulum. Kızlarım oradan mezun. Biz de gelelim bir şeyler söyleyelim dedik.

İnsan hakları evrensel bildirgesi bu ayda kabul edildiği için 1948 yılında bunu kutluyoruz. Tüm dünyada kutlanıyor. Ama bunun yanında bir de üçüz kardeş var;hak, hukuk ve adalet. Bunları anlarsak sizleri de insan hakları konusunda daha farklı şeyler söyleyebilirim. Öğrenci arkadaşların anlayacağı dille söylüyorum. Bizim hukukçu tabiriyle sizleri sıkmayalım. Hak, düzen demek arkadaşlar. Burada bir düzenin olması bir hak. Hukuk da bu düzeni koruyan kuraldır. Adalet ise hukukun gözetilmesi, korunması, eşitliğin sağlanması demektir. Şimdi öğrenciyiz, okulda bir düzen var. Bu bir hak hepiniz için. Sınava girme, tenefüse çıkma, öğretmenlerinizin size iyi davranması, sizlerin öğretmenlere saygılı davranması falan biz bunların hepsine hak diyoruz. Bunları belirleyen kurallara hukuk diyoruz. Öğretmeninizin size eşit davranmasına da adalet diyoruz

" İnsan hakları,kavramı toplumdan topluma değişen bir kavram"

. Bize hep yıllardır batı gözlüğünden insan hakları anlatılıyor. Klasik sistem şöyle; insan hakları yoktu. Kralla halk arasında 1200'lü yıllarda Magna Carta sözleşmesi yapıldı.  Burada kralın bir kısım yetkileri alınarak halka, topluluğa haklar verildi. İnsan hakları buradan başladı. Sonrasında bu Fransız İhtilali ile olgunlaştı. İkinci dünya savaşı sonrasında kurulan Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'yle de somutlaştı ve korundu. Bunu öğrendik. Benim öğrencilik yıllarım 77-82 yılları arasında geçti. Karışık bir dönemdi. İnkılap falan diyorlardı. Birden karmaşa bitti. Sonrasında bu mesleğe geçtik. Hep bunları gördük. Aslında insan haklarının net bir kavramı yok. Topluluktan topluluğa değişiyor. Kültürden kültüre değişiyor. Her devletin farklı bir tarihsel gelişimi var. Sosyolojik gelişimi var. Her devlete göre, her kültüre göre değişiyor. Ben bunu üçe ayırabildim basitçe anlayasınız diye. Batı felsefesi açısından bu antik Yunan düşünürlerin eserlerinde Rönesans sonrasında okunmasıyla gelişmiş

"Türk kültüründe her zaman hak ve adalet olmuştur"

 Bu bizim batı gözlüğünden. Bir de bizim Türk geleneği var. Kendi Türk devlet tarihi açısından baktığımızda insan hakları kültürümüzün bir parçası. Hakan, han, hükümdar, padişah halkını korumak, halkına karşı adaletli olmak zorunda. kısaca şöyle söyleyeyim, adaletli olmak zorunda, korumak zorunda ve kendisi kanun önünde eşit, hesap verebilir durumda. Bu bizim kültürümüz. Daha sonra biz 700'lü yıllarda İslamiyet'le tanışında farklı bir insan hakları kültürü bizde oluşmuş. Bizim aslında bilmemiz gereken de bu. Biz 1289'larda değil 700'lü yıllarda İslamiyet'le tanışmışız. Ondan öncesinde de zaten bir örf, adetimiz var. Adaletli devlet yönetim biçimi, halka davranış biçimi zaten var. İslam'la da bu şekillenince iyice güzel bir şey ortaya çıkmış. İslam tarihi açısından da Milli Eğitim Müdürümüz söyledi, her şeyden önce bizim kitabımız, Kur'an-ı Kerim bir anlamda hukuk kitabı gibidir. Ben hukukçu olduğum için o açıdan da baktım. İnsanların haklarını, hukuklarını düzenler. Peygamberimizin zamanında da örnekler var. Mesela Medine anlaşması var. Medine şehrinde farklı dinden ve kültürden insanlar var. Karmaşa var. Burada bir kurallar koyulmuş ve sözleşme yapılmış. Temel olarak Magna Carta gibi düşünün. Bir toplumu düzenleyen kurallar koyulmuş. Sonrasında yine Milli Eğitim Müdürümüz de söyledi, peygamberimiz veda hutbesinde temek çerçevesini çizmiş. Her şeyden önce insan, insan olduğu için bu haklara sahip. Asıl olan insanın kendisi. Kutsal olan da kendisi. Hakkın korunması lazım. Orada sayılan bu 30 maddelik İnsan Hakları Bildirgesi ile neredeyse birbirinin aynısı. 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam