Kalp ve Damar Cerrahı Op. Dr. Orhan Rodoplu: “kardiyoloji birimimize aylık 3-4 bin hasta giriyor

Kalp ve Damar Cerrahı Op. Dr. Orhan Rodoplu: “kardiyoloji birimimize aylık 3-4 bin hasta giriyor

9 aydır Bilecik’te görev yapan Rodoplu Bilecik’i nasıl bulduğunu, Bilecik’teki kalp hastalarının nüfusa göre sayılarının ne olduğunu, kalp hastalarının nelere dikkat etmesi gerektiğini, nasıl beslenmeleri ve nelerden uzak durmaları gerektiğini, kalp hastalıklarını en çok tetikleyen etkenleri, günde ne kadar spor yapmaları gerektiğini, Bilecik Devlet Hastanesi’nde kalp ve damar hastalarına bugüne kadar yapılmayan müdahalelerin artık yapıldığını belirterek,  ayrıca kalp ve damar hastalıkları üzerine birçok tavsiyelerde bulundu.

Gazetemiz muhabiri Erhan Toka ile Bilecik Devlet Hastanesinde görev yapan Kalp ve Damar Cerrahı Op. Dr. Orhan Rodoplu’nun röportajı:

Toka:” Kendinizi tanıtır mısınız?”
Rodoplu: “Ben Doğma Büyüme Bursalıyım”

“Ben doğma büyüme Bursalıyım. Ailem göçmen. Batı Trakya göçmeni. Gümülcüne doğumlular. Kıbrıs hareketi sırasında Türkiye’ye göçmüşler. Ondan sonra biz Türkiye’de doğmuşuz. Ama tabi ki kalbimiz, yüreğimiz hep balkanlar için atıyor. Her gittiğimizde aslında kökün orada olduğunu hissediyoruz ve gerçekten kendi vatanımız gibi bir hisle orada bulunuyoruz, yaşıyoruz, nefes alıyoruz. Bütün eğitimim Bursa’da geçti. İlköğretimden uzmanlık eğitimine kadar, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Bursa Yüksek Lisans Kalp Damar Cerrahisinden uzmanlık eğitimimi aldım, uzmanlık görevimi yaptım ve Bilecik’e düştü yolumuz. Bundan sonra ve gayet mutluyum. İyi bir kader diye düşünüyorum ve burada sizinle yaşadığım şu anlar, bugün, bundan sonra yaşayacağım birçok şey de bunun emareleri olarak değerlendiriyorum ben. Gerçekten burada geçirdiğim her günü ayrı bir kıymetli ve güzel görmeye başladım. Evliyim bir tane 11 aylık bir kızım var. Annem hayatta, babayı öbür dünyaya göndereli 15 yıl oldu”

Toka: “Bilecik’i ve Bilecik Halkını nasıl buldunuz hocam?”
Rodoplu: “Çok Güzel şeylerin yapılabileceği bir İl”

“9 aydır buradayım. Burada olmaktan memnunum. Sizlerle birlikte olmak gerçekten güzel. Güzel bir il aslında. Çok güzel şeyler yapılabilecek potansiyelde bir il. İnsanları çok iyi. Değerli İnsanlarla tanışıyorum her gün. Belki kozmopolit bir yer artık tek bir nüfusun, tek bir bölgeden insanı veya sadece yerel insanın yaşadığı bir yer değil. Gerçekten Türkiye’nin her bir yerinden hatta dünyanın bile bazı yerlerinden insanların yaşadığı, hayatını idame ettirdiği ve mutlu olduğu, huzurlu olduğu bir il. Bunu da hem buraya gelenlerden hem de dışarıdaki yaşantıdan fark ediyoruz. Memnunum o anlamda. Tabi istediğimiz hem burası anlamında hem hastane, sağlık, il anlamında gelişmesini beklediğimiz, olmasını istediğimiz birçok şey var tabi ki. Bunu da istemek hepimizin hakkı. Sadece benim değil sizin de hakkınız. Burada nefes alan herkesin hakkı. Çok güzel şeylerin yapılabileceği çok potansiyel bir il. İlerisi için umutluyum açıkçası. Çok da güzel şeylerin olacağını düşünüyorum.”

Toka: “Bilecik’te Kalp Hastalarının durumu ve sayıları hakkında bilgi verirmisiniz?
Rodoplu: “Kardiyoloji Birimimize Aylık 3-4 Bin Hasta Giriyor”

“Bilecik’te kalp hastası sayısı da çok, damar hastası sayısı da çok. Bilecik’in nüfusunun, genel bir bakış açısıyla baktığımızda biraz emekli nüfus gibi duruyor. Belli bir yaşın üstünde insanlar gibi. Bizim genel olarak hastanede sadece benim hasta potansiyelim değil diğer branşlarda da özellikle dahiliye, kardiyoloji hatta genel cerrahi, ortopedi gibi branşları genel olarak değerlendirdiğimizde belli bir yaşın üstünde hasta sayısının ve insan sayısının çok olduğunu görüyoruz. Hatta ben ilk geldiğimde burada 80-90’lı yaşta insanlarla karşı karşıya kaldım ama o insanlar 50-60 yaşında gibi görünüyordu. Burada yaşam ömrü uzun. İlk tespit bu. Yaşam ömrü uzun. Tabi geçmiş dönemde biraz daha mümkün. Artık burada da trafik, stres gibi faktörlerin artmasıyla veya hava kirliliği. Belki yeni dönemde biraz daha o Bilecik’in eski havası gibi olmayabilir ama sonuç olarak Bilecik’te yaşam daha huzurlu, daha stresli bir yaşam olduğu görülüyor ki daha sağlıklı bir yaşlılık ve emeklilik söz konusu. O yüzden de ben 80-90 yaşında ilk hastalarımı gördüğümde şaşırıyordum. Diyordum ki 50-60 yaşındalar herhalde ama yaşları 80-90’larda. Ama tabi ki kronik hastalıklar ya 50-60’lı yaşlarda şehir hayatında stres gibi önemli bir faktör. İş yaşamı gibi, birçok çevresel etmenler gibi bu hastalıklar diyabet gibi, hipertansiyon gibi, kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, birçok damar hastalıkları gibi daha erken yaşlara çekerken Bilecik’te yaşam ömrünün uzamasıyla biraz daha geç görünmekle birlikte görülüyor. Bu da diyabet, hipertansiyon, hiperlipidami yani kolesterol yüksekliği ve diğer damar hastalıkları gibi kalp hastalıklarının alt yapısını yapan, zeminini oluşturan kronik hastalıkların sık görünmesi kalp-damar hastalıkları görünme oranını artıyor ve az değil gerçekten. Kardiyoloji birimimize bizim aşağı yukarı 3-4 bin civarında hasta giriyor aylık. Bilecik’in de nüfusunu düşündüğümüzde büyük oranları hitap ediyor bu. Bu aşağı yukarı Bilecik’te %30-40 kadar bir damar hastalığı potansiyelini gösteriyor ve genel diğer zemin yaratan hastalıklar şeker, tansiyon vs. gibi bunlar da %50’lerin üzerinde rakamlara ulaşmış durumda.”

Toka: “Peki Bu Tip Hastalara Neler Tavsiye Edersiniz Hocam?”
Rodoplu: “Sigara ve Stres Çok Önemli”

“Kalp-damar hastalığının büyük bir sorun haline gelmesinin en önemli nedeni aslında günümüzde stres. Sigara çok önemli bir faktör. Hem aktif hem pasif içicilik. Tabi ki bu konular herkesin bildiği konular ama hemen herkesin de dikkat etmediği, özen göstermediği ve ısrarla hayatlarındaki bu sıkıntının devam etmesine yol açan bir durum. Stres çok önemli, stresle baş etmenin çeşitli türlü yolları var günümüzde. Bir kere kişi buna dikkat etmesi gerekiyor. İkincisi mutlaka genetik yatkınlık bizim hastalığımızda çok önemli. Eğer aile bireylerinde, annesi, babası, dayısı, amcası bilinen bir kalp hastalığı öyküsü. Kriz geçirmiş olabilir, belli bir dönemde anjiyo olmuş olabilir, stant takılmış olabilir, baypas olmuş olabilir. Hiç fark etmez. Buna benzer bir öyküsü varsa mutlaka özellikle de belli bir yaşın üstünde yani kalp damar hastalıklarının yaşı günümüzde bir hayli düşmüş olsa da biz genelde bunu daha önceki yıllarda 50-60 derken şu anda 40’lı yaşlara indirdik. 40’lı yaşların üstünde her yıl bir çekap, asgari hiçbir şikayeti doğurmasa mutlaka bir çekap yaptırması gerekiyor. Eğer hayatında düzeltmesi gereken yanlış alışkanlıkları varsa, bu sigara, alkol kullanımı olabilir, diyet alışkanlıkları olabilir. Örneğin hepimizde bir göbek problemi var. Bu bir obeziteyi ifade ediyor. Bunun belli bir yani aşamasını şişmanlık diyebileceğimiz bir problem, hepimizde var aşağı yukarı. Bu hastalık yapıcı düzeye gelirse biz buna morbit obozite diyoruz. Kalp damar hastalığı olabilir, beyin damar hastalığı olabilir, ortopedik problem olabilir. Mutlaka kişinin bununla baş etmesi gerekiyor. Çünkü bu hastalıkların ana nedenlerinden, ana unsurlarından biri şu anda en basitinden hem kendi ülkemizde görüyoruz hem Amerika’da, Avrupa’da görüyoruz. Kalp krizleri, ani ölümler, genç yaşta kaybedilen bir çok insan. Obozite önemli bir problem. Sigara önemli bir problem. Aile faktörü varsa genetik yatkınlığın bilinmesi, kişinin en azından kendini kontrolde tutması veya bende ne var ne yok diye kendisi adından sorgulanması adına önemli bir faktör.”

Toka: “Bu tip hastalar nasıl beslenmeliler?”
Rodoplu: “Hareketsiz bir yaşamdan kurtulup hareketli bir yaşama geçmek”

“Diyet alışkanlıkları, günlük yaşam değişiklikleri. Diyet alışkanlıklarında biz birçok şeyi biliyoruz artık. Yapan şeyler hayatımıza girdikçe, işte şekerli gıdalar, hamurlu yiyecekler, yüksek kalorili, yüksek kolesterollü, tuz oranları yüksek yiyecekler hayatımızda ne kadar çok olduğu sürece biz her an kalp damar hastalığıyla karşı karşıyayız. Yani çok sağlıklı zannediyoruz kendimizi, çok iyi zannediyoruz ama diyet alışkanlığımız yanlış. Mutlaka bunları düzeltmemiz gerekiyor. Bana bir şey olmaz demememiz gerekiyor. Ciddi anlamda kendimizi sorgularsak belli başlı dikkat edeceğimiz şeyler bunlar.
 Hareketsiz bir yaşamdan kurtulup hareketli bir yaşama geçmek. Burada da hareketli yaşam derken mesela hastalarımızla paylaşıyoruz gün içinde. Diyor ki “Ben sürekli çalıştım, sürekli çalıştım, sürekli hareketliydim.” Şimdi bizim hareketten kastımız tabi ki atalarımızın dediği gibi çalışan demir ışıldar. Hareketten kastımız tabi bir yerde çalışmak ama uzun süre ayakta durarak, uzun süre oturarak, stres içinde bir yerden bir yere koşturarak iş yaşamı içinde günlük daha modern bir işten şu anda da hala devam eden geçmişte bizim atalarımızın bağ bahçe işi gibi değil de bizim masa başı, ofis işleri filan gibi bu ortamlarda çalışılarak yapılan işlerde stres var. Hareketli yaşam değil. Zaten öyle olsaydı bu işleri yapan insanların daha sportif görünmesi, daha kilosuz, daha bakımlı, sağlıklı görünmesini beklerdik ama öyle değil insanlar giderek daha sağlıksız görünmeye, daha bitkin görünmeye başlıyorlar. O yüzden hareketli yaşama geçmek çok değerli. Bunun için de biz çok ağır sporlar değil, hafif tempolu yürüyüşler. Bizim bakanlığımızın obezite ile ilgili mücadelede her gün 30 dakika yürümek, hafif tempolu yürüyüşler yapmak, mümkünse bisiklet sürmek. Yüzme egzersizi çok değerli. Bizi yormayacak ama bize nefes aldıracak, bizim mekanizmamızı, metabolizmamızı yenileyecek bir egzersizden bahsediyoruz. Hafif bir ter atmamızı sağlayacak egzersiz planlarından bahsediyoruz. Obezite ile mücadele, hareketli bir yaşama geçiş.”
 
Rodoplu: “Yiyebiliyorsan yağsız veya az yağlı, tuzsuz veya az tuzlu”

“Kalp- damar hastalarında biz genel çerçevede hastalarımıza çok detaylı bilgilendirmeler yapmamız mümkün ama hepsine ne kadar uyulabilir. Tabi bunu çok pratikçe göremiyoruz. O yüzden her çerçevede bir tabirimiz var. Yiyebiliyorsan yağsız veya az yağlı, tuzsuz veya az tuzlu. Bizim mesela tuz çok önemli bir faktör kalp damar hastalığı açısından. Tuz için bizim kalp vakfımızın, Türk Kalp Vakfının özel üretmiş olduğu tuzlar var. Tuz tadını yoğun olarak alabildiği, hastalarımızın ama tuzun verdiği hiçbir zararı içermeyen yani normal tuzda sodyum oranı yüksektir. Sodyum oranı düşürülmüş, tam tersine hipertansiyon, kalp damar hastalığı açısından faydası olduğu görülen, potasyum tarafından zenginleştirilmiş. Potasyumda da aynı tuz var. Aynı tuz tadını çok küçük miktarlarda yoğun bir tuz tadıyla alabiliyor hasta. Bunu önerebiliriz mesela. Çok tuz yemek istiyorsa bizim Türk Kalp Vakfımızın önerdiği ve marketlerde hali hazırda satılan bir tuzumuz var. Onu kullanabilir. Mümkünse az tuzlu ya da tuzsuz diyoruz. Sebzelerden aldığımız tuz çünkü çok büyük oranda bize yetiyor. Bizim yeşil sebzelerden,  yemeklik sebzelerden aldığımız tuz oranı bizim vücudumuzun ihtiyacı olan tuz oranından daha fazla bile. O yüzden bizim aslında dışarıdan tuz almaya ihtiyacımız yok. Onun haricinde bugün gördüğümüz kolesterol haricinde bir sıkıntımız var. Bir kan yağı. Bu kan yağı çok karbonhidratlarla alakalı. Hamurlu, şekerli, unlu gıdalar. Bizim yemeği sevdiğimiz kurabiyeler, pastalar, börekler. Bunlarla alakalı bir kan yağı değerimiz var. Bu yağdan değil direk karbonhidrattan besleniyor ve yükseliyor. Ve kalp damar hastalığı açısından özellikle kişiden, diğer hastalıklarımız, diyabet, hipertansiyon gibi hastalıklar varsa önemli oranlarda yükselmelerini gördüğümüz bir değer ve kalp damar hastalığı, damar sertliği açısından önemli bir tehdit, ciddi bir sıkıntı. Buna dikkat edecek.”

 “şeker hastası her şeyi yiyebilir aslında ama tadında”

“Çoğunlukla biz et yemeyi seviyoruz, et yemek yanlış değil. Bizim atalarımız hep et yediler ve bizde görünen hastalıklar kadar hastalıklar görülmedi. Biz dengeli bir beslenme biçimini öneriyoruz. Yani et yiyebilirsin. Mesela bir şeker hastası her şeyi yiyebilir aslında ama tadında, kararında yerse. Şunu yiyemezsin, bunu yiyemezsin. Öyle bir şey yok ama abartarak biri için biz tamamen kısıtlamayı tercih ediyoruz. Aslında tadında yendiği zaman her şeyi yeme olanağı var. Onun haricinde dengeli bir beslenme. Yani kırmızı et seviyoruz hepimiz yiyebiliriz ama haftada iki öğün olarak yiyebiliriz örneğin. Haftada bir öğlen öğünlü, bir akşam öğünlü kırmızı etle biz geçiştirebiliriz. Bu baypas olmuş bir hastalığa da bu şekilde uygulanabilir, ciddi bir kalp krizi geçirmiş hastada da bu şekilde uygulanabilir. Onun haricinde genel çerçevede baktığımızda bu dengeli beslenme düzeninde mutlaka beyaz et olacak. Balık özellikle deniz balıkları tercihimiz. Bir balık menüsüyle tabi ki zenginleştirilecek beslenme biçiminiz. Akdeniz diyeti dediğimiz, bol sebze, yeşillik, meyve ihtiva eden bir şeyle ve biz mümkün mertebe zararlı alışkanlıklarla beraber sigara, alkol gibi kaçınacağız.”

“hastalarımıza bırak demekten ziyade azaltarak bırakmalarını tavsiye ediyorum”

 “Bir kalp damar hastalığı özellikle tescillenmişse korunmak adına da kaçınacağız, tescillenmişse bundan sonra başımıza gelebilecek ciddi riskler anlamında da bütün zararlı alışkanlıklarımızdan mümkün mertebe arınacağız ki bunlarda en çok mücadele ettiğimiz şey maalesef ki sigara. Ben bütün hastalarıma söylüyorum. Bir kere stant takıldı, kalp krizi geçirdin, baypas oldun. Bundan sonraki hayatında içebilirsin ama içebileceğin her sigara senin elinde patlayabilir, bir el bombası gibidir. Nerede patlayacağını, nasıl olacağını hiç bilemezsin. Ben de bilemem. Çünkü hastalarımıza bırak diyoruz, bırakmıyorlar. Azalt diyoruz azaltabiliyorlar. O yüzden hastalarımıza bırak demekten ziyade azaltarak bırakmalarını öncelikle ben tavsiye ediyorum, azalt diyorum. Çünkü küt diye bırakmak her yiğidin harcı değil gerçekten. Çünkü sigara dünyada şu anda tescillenmiş en büyük bağımlılık. O yüzden kolay değil. Hastayla birlikte hastaya destek olarak gitmek lazım. Hastayı tehdit ederek ya da şöyle olursun, böyle olursun diye üzerek, canını sıkarak çok sevdiği bir şeyi bırakmasını söylüyoruz çünkü çoğu kişi. Böyle yıpratarak değil, hafif hafif. “Sen bunu azalt bak faydasını göreceksin, bırakamazsan da azalt” En nihayetinde hasta diyor ki ben zaten bıraktım daha iyiyim, bir paket içiyordum yarım pakete döndüm daha iyi, daha dinç hissediyorum kendimi Sabahları daha iyi uyanıyorum. Artık öksürüğüm kesildi filan. O da ondan teşvik olarak, motive olarak yavaş yavaş bıraktırmaya gidiyor. Bunun için şu anda bizim bakanlığımızın da başlattığı bir destek kampanyamız var. Sigarayı bıraktırma ilaçlarını şu anda kontrollü kullandırma kampanyamız var.”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam