Mehmet Akif ERSOY

Mehmet Akif ERSOY

 

Babası Kosovalı; Tahir Efendi, Fatih müderrislerindendi (profesör lerindendi). Annesi Emine Şerife Hanım, Buharalı bir ailenin kızıydı. Âkif, ahlâkı ve inancı sağlam bir ailenin çocuğu olarak, aynı özellikleri taşıyan bir çevrede yetişti.Müslüman olarak bir ailede neşet eden Âkif, Müslümanolmasını başarmış ve hak ehli olarak yaşamıştır.

        Âkif, kitap ve defterle henüz dört yaşındayken tanıştı. Resmî öğrenimi ise Fatih İptida Mektebinde başladı.İlk ve orta öğrenimden sonra Mülkiye(Siyasal Bilgiler Fakültesi)Mektebine devam etti. Âkif, Mülkiye'de okurken” Benim hem babam hem hocamdır, ne öğrendimse ondan öğrendim” dediği babasını kaybetti. Evlerininde yanması üzerine mülkiyeyi bırakıp Baytar (Veteriner) Mektebini birincilikle bitirdi. Tahsil hayatı boyunca yabancı dil derslerine ilgi duydu. Fransızca ve Farsça öğrendi. Babasından Arapça dersleri aldı. Ayrıca Kur’ân-ı kerimi hıfz etmiş (Hafız) aynı zamanda iyi bir yüzücü ve güreş merakı vardı. Yani çok yönlü, sosyal, nadide bir değerdi.

        Ziraat nezaretinde baytar olarak vazife aldı. Üç dört sene Rumeli, Anadolu ve Arabistan’da bulaşıcı hayvan hastalıkları tedavisi için bir hayli dolaştı. Bu müddet zarfında halkla temasta bulundu. Âkif’in memuriyet hayatı 1893 yılında başlar ve 1913 tarihine kadar devam eder.

        Sade hayatı dönemin entelektüel kişiler tarafından alay konusu edilirdi. Çok zeki olan Mehmet Akif hazır cevaplarıyla hat bilmezlere gerekli karşılıkta bulunurdu.

        Meclisin birinde Akife (alay konusu olarak) sen baytar mısın derler. Evet der Akif bir hastalığınız varsa bakayım cevabını verir. Başka zamanda kıyafetini kastederek ne bu halin maymuna dönmüşün derler. Mehmet Akif: evet doğru söylüyorsunuz deyip yönünü farklı tarafa çevirir.

        Memuriyetinin yanında Ziraat Mektebinde ve Dârulfünûn’da edebiyat dersleri vermiştir.

        1893 senesinde Tophane-i Âmire veznedarı M. Emin Beyin kızı İsmet Hanımla evlendi.

        Âkif okulda öğrendikleriyle yetinmeyerek, dışarıda kendi kendini yetiştirerek tahsilini tamamlamaya, bilgisini genişletmeye çalıştı. Memuriyet hayatına başladıktan sonra öğretmenlik yaparak ve şiir yazarak edebiyat sahasındaki çalışmalarına devam etti. Fakat onun neşriyat âlemine girişi daha fazla 1908′de İkinci Meşrutiyetin îlânıyla başlar. Bu tarihten itibaren şiirlerini Sırât-ı Müstakîm’de yayınlanır.

       1917’de “Teşkilat-ı Mahsusanın verdiği bir görevle Mısır ve Arabistan’a gönderilir. Aklı vatanında ve özellikle Çanakkale’dedir. Çanakkale zaferinin kazanıldığını da orada öğrenir, önce sevinçten hıçkıra hıçkıra ağlar, sonra; Allahım beni mahcup etme bu kahramanlığı yazmayı lütfeyle diyerek dua eder.  Mehmetçiğin kahramanlık ve vatan sevgisinin gücünü Türkçenin eşsiz güzelliği ile abideleştiren “Çanakkale Şehitleri” adlı şiirini yazar.

       1919’da Yunanlılar İzmir’e asker çıkarınca Akif artık yerinde duramaz olur. Ayvalık ve Balıkesir’de başlayan mukavemet harekâtının büyüyeceğine inanarak “ İşte zafer yolu bu” Deyip Balıkesir’e gider. Zağanos paşa camisinde toplanan halka Bağımsızlık için mücadele gerektiğini anlatan hutbesini okur.        

       İstanbul’a dönünce milli mücadele ruhunu tüm yurda yaymak için yazılar yazar. Önce Ferit Paşa hükümeti ve İngilizlerden tepki görür sonra şeyhülislam tarafından “İsyancı” ilan edilince. Artık İstanbul’da kalamayacağını anlayarak Ankara’ya gider.“Niyetimiz Anadolu ve diğer cihetlerdeki düşmanı denize dökmek ve serv paçavrasını parçalamaktır” dediği Kastamonu hutbesini okur. Konya’da başlayan isyanı bastırmada görev alır.

       Tefrika girmese bir memlekete düşman giremez

       Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez. Mısralarıyla ümitsizliğe kapılan halkın milli mücadele çemberi etrafında toplanmasını sağlamaya çalışır. Bursa’nın Yunanlılarca işgal haberini alınca

       Ne hüsrandır ki şarkın ben vefasız, kansız evladı

       Serapa garba çiğnettim de çıktım haki ecdadıdiyerek kendini kahrettiği “Bülbül” şiirini yazar.

       Asımın nesli dedik ya nesilmiş gerçek

       İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek“dediği asımlar cephelerde düşmanı adım adım geri püskürtüyordu.

       Ankara hükümeti bu mücadelenin büyüklüğünü anlatacak onu geleceğe taşıyacak bir milli marş şiiri yazma yarışması açtı. Akif önce “Benim milletime satacak malım yok “ diyerek ödüllü olan bu yarışmaya katılmadı. Ancak devrin maarif vekili ödül olarak verilecek paranın orduya ait bir vakfa bırakılacağını vaat edince İstiklal Marşımızı kaleme aldı ve 12 Mart 1921’de marş oybirliği ile kabul edildi

         Cumhuriyet sonrası açılan ilk büyük millet meclisine Burdur milletvekili olarak giren Akif bazı şeylerin gönlünce olmadığını görünce sonraki seçimlerde aday olmadı Artık ne bir evi nede bir maaşı vardı. Ömrünün sonuna doğru geçim sıkıntısı arttı. En çokta idarenin vefasızlığı üstadı üzmüştü.

       1926 yılından itibaren Mısır Üniversitesinde Türkçe dersleri verdi. Derslerden döndükçe Kur’ân-ı kerim tefsiri ile meşgul oluyordu, 1935’te sıtmaya yakalandı Hastalık siroza dönüşünce yâd ellerde ölmekten korkarak özlediği yurduna döndü.

       Hastalık onu harap etmiş, bir deri bir kemik bırakmıştı. İstanbul’a geldi. Hastanede yattı, tedavi gördü. Fakat hastalığın önüne geçilemedi. 27 Aralık 1936 tarihinde vefat etti. Kabri Edirnekapı Mezarlığındadır. Allah gani gani rahmet etsin.

 

Aydın OSMANOĞLU

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam