Bilecik Haberleri | Değişim Gazetesi Haber Sitesi
MHP Bilecik Milletvekili Şeker: “Osmanlı Tokadını Vurma Vakti Gelmiştir”
Sosyal Medyada Paylaş
28 Aralık 2013
admin

MHP Bilecik Milletvekili Şeker: “Osmanlı Tokadını Vurma Vakti Gelmiştir”

 

“Sancılı ve karanlık bir süreçteyiz”

 

Şeker açıklamasında  “Türk milleti son derece sancılı ve karanlık bir sürecin içindedir. Yaşanan bu süreç, beraberinde getirdiği siyasi krizlerle milletimizin sırtına yük olarak yansıyacak ve milletimizin bu dönemin bedelini ağır şartlarla ödemeye maruz kalacaktır. Bu AKP’nin AK’ı gitmiştir.  Bu gemi artık karaya vurmuştur; artık gemicikler gelse de kurtaramaz. MHP kadroları olarak bizler yapıcı, onarıcı ve iyileştirici bir muhalefetle, ülkemizin gelişmelerini takip ettik. Her zaman uyarılarımız oldu. Gelişmelerin hiçte iç açıcı olmadığını, ülkemizin içinde bulunduğu ve maruz kaldığı bu düzenin ağır kayıplar yaşattığını, siyasetin artık giderek kirletildiğini söylemeye gayret ettik. Bu zamana kadar bizler, her ortamda milletimizden gerçeklerin saklandığını, gerçek gündemin ülkemizde süregelen bu karanlık ilişkiler yumağının kararlarında olduğunu dile getirdik. Ve işte herkesin önünde, bahsetmiş olduğumuz bu gerçekler ortaya çıktı.

Göz göre göre, aziz milletimizin iradesi ve vicdanı su yüzüne çıkan bunca hadiseye rağmen başka mecralara yönlendirilmeye çalışılıyor. Göz göre göre hukuk devleti ilkeleri suikasta uğruyor. 100 milyar dolarlık bir yolsuzluk davasında savcılar görevden alınıyor.” şeklinde konuştu.

Konuşmasının devamında gazete manşetlerinden gündemi değerlendirmeye devam eden Şeker “Türkiye Cumhuriyeti’nin bir savcısının isyanını gazetelerde görüyorsunuz. Savcının olaylarında suç örgütünün deşifre olduğunu, bütün delilerin karartıldığını ve yargıya baskı olduğunu hepimiz görüyoruz ve bütün Türk milleti bunu seyrediyor. Bugün Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda bu konunun yanlış olduğunu ve savcılara destek verdiğini ama hükümetin işine gelmediğini de hep beraber seyrediyoruz.”ifadelerine yer verdi.

 

“Savcı operasyonu yürütemiyor”

 

Şeker “ Bağımsız Türk yargısına ve soruşturmanın selametine açık açık müdahale ediliyor. Emniyet güçleri, tarihte eşi görülmemiş ithamlar altında bırakılıyor. Yapılan baskılar ve görevden almalar sonucunda, Türkiye’de ne yazık ki hukuk iptal edilmiştir. Fedakâr ve vefalı bir şekilde, vatansever ve millete sevdalı bir şekilde görevini yapan emniyet mensuplarımıza türlü iftiralar atılıyor. Bu zamana kadar, her türlü zorluğa rağmen hakikatin ortaya çıkması için cesaret gösterip, adaletin tecellisi için mücadele veren savcılara görevleri yaptırılmıyor; savcı siyasi iradenin baskısıyla soruşturmayı yürütemiyor, polisi operasyona sevk edemiyor. Polis muhabirleri yeni bir kararla emniyetin içine giremiyor. Haber alma özgürlükleri engelleniyor. Bunlar nasıl haber yapacaklar, doğruyu yanlışı nasıl millete gösterecekler? Bunlarla ilgili haber alınmaması için ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar.

 

“Bunun hesabını elbette vereceklerdir”

 

Soruyoruz, bu efendiler cevap versin, hangi ileri demokraside böyle bir uygulama vardır. Yoktur efendiler yoktur. Bunun hesabını elbette vereceklerdir. Kul hakkının ne olduğunu bilerek, fakir fukaranın rızkını koruyarak, milleti bütünleştirici ve birleştirici olarak iktidar olacaklarını söylediler. Ancak ne kul hakkı, ne fakirin ekmeği ne de ülkenin bütünlüğü kalmıştır. Vaziyet ortada. Bu parti, adalet kavramını zaten deniz feneri hadisesinde adaleti siz bitirdiniz. Adalet kelimesini partinizden yok ettiniz.  Artık bu rüşvet ve yolsuzluk konusu öyle bir duruma gelmiştir ki, üstü örtülemeyecek vaziyettedir.

Bunlar Suriye, Mısır, Libya ve Irak’ta zaten batağa saplandılar. Görüyorsunuz Suriye’deki rezillikleri Müslüman’ı Müslüman’a kırdırıyorlar. Irak’ta binlerce kişi ölmeye devam ediyor. Orada Sünni’yle diğerleri arasındaki savaşı siz başlattınız. Ülkemizi yanlış yönlendirdiler. Türkiye ağır bedeller ödemeye başladı. Daha sonra da gezi olayları ve dershane tartışmaları derken; şimdi rüşvet ve yolsuzluk batağına saplandılar. Pusulayı şaşırdılar.

Yeşili korumak adına geziyi başlatan bu gençleri sabahleyin çadırlarını yakarak bu işe acil bir çözüm bulmaktan yana kışkırttınız.

“Milyonlarca doları evde zor zapt etmişler”

 

Reyhanlı’da 50 vatandaşımızın bombalı saldırıda can vermesinin ardından ABD’yi Regaip Kandili’nde ziyarete gidenler, ABD ortağımız, müttefikimiz, BOP’ta patronumuzdur, biz de eş başkanız diyenler; gezide ABD yaptı dediler, İsrail dediler, dış mihraklar, karanlık odaklar dediler, faiz lobisi dediler. Sonra da insanlarımızı tahrik ettiler; “Milyonları evde zor tutuyoruz” dediler. Gördük, milyonlarca doları evde zor zapt etmişler. Kasalara sığdıramamışlar, para sayma makineleri bile yetmemiş saymak için, hatta saklamak için ayakkabı kutularına koymuşlar milyonları.

İnsanlar şimdi soruyorlar, acaba harama el uzatmamak için mi bu para makinesini oraya koydunuz? Cuma namazında hocamız Hz. Ömer’in adaletinden bahsetti. Hz. Ömer Allah’a yalvarırken “Allah’ım beni bir kul olarak yaratmasaydın da bir saman tanesi olsaydım da sana hesap vermek durumuna katlanmasaydım” demiştir. Bu insanlar acaba bu dünyada değil, öbür dünyada nasıl hesap verecekler?

Şimdi görüyorsunuz, bu yolsuzluk operasyonu başladığından beri de aynı şeyleri söylüyorlar. Son 12 yıldır hükümette olan, bu zaman zarfında, bütün kararların altında kendi bakanı Erdoğan Bayraktar’ın da ifade ettiği gibi imzası bulunan, aydınlatılması gereken bu olaylarda apar topar görevden almalarla itibarına gölge düşüren bir başbakanla ve hükümetle karşı karşıyayız. Neden 8 gün beklediniz?  Sormak gerekmez mi değerli arkadaşlar; vicdanı olan, idraki olan ve olayları akl-ı selim değerlendiren herkes cevap versin:

Olaylarda kendisinin ve oğlunun adı geçen bir bakan istifa ederken, baskı altında olduğunu ve başbakanın da istifa etmesi gerektiğini söyledi. Kardeşim, bunu senin bakanına faiz lobisi mi söyletti? Dış mihrakların ajanı mıydı yoksa bu bakan? Yoksa istifa metnindeki o konuşmaları İsrail mi hazırladı? Yoksa bu bakan gezicilerin mi adamıydı?

 

“Siz bu yollarda beraber yürümüşsünüz ama beraber de yürütmüşsünüz”

 

Sizin her zaman söylediğiniz bir şey var,  siz bu yollarda beraber yürüdünüz. Siz bu yollarda beraber yürümüşsünüz ama beraber de yürütmüşsünüz. Peki, bu kadar para sayma makinesini ve bunca kasayı ne yapacaklardı?

Eski bakan Ertuğrul Günay, Haluk Özdalga, Erdal Kalkan 3 AKP milletvekili, partisinin disiplin kuruluna sevk edildi. İstifalar ardı ardına geliyor. Bu mızrak çuvala sığmaz beyler. Başbakan, bir revizyon yaparak 10 bakan değiştirmiştir. Allah aşkına Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk vakası, böyle bir makyajla mı kapatılacak?

“Paralel devlet” deniyor. Yazıklar olsun. 12 yıldır bu ülkenin iktidarındasınız, işinize gelen, siyasi olarak sebeplendiğiniz davalarda kahraman ilan ettiğiniz, hatta yargıya saygı duymak lazım, bırakın savcılar işini yapsın, ben de bu davanın savcısıyım dediğiniz, hatta kahraman ilan edilen savcıya bizzat Başbakan’ın araba tahsis ettiği o günler şundan 3-4 yıl öncesidir. Bugün aynı savcı, malum operasyondan dolayı “hain” olarak nitelendirilmektedir.”dedi.

 

“Abdestinden şüphesi olmayanın, namazından şüphesi olmaz”

Başbakan’ın bir konuşmasının yer aldığı gazeteyi gösteren Şeker “Tarih 19 Ocak 2009 Ergenekon Operasyonu’na imza atan Savcı Zekeriya Öz hedefte. Başbakan Savcı Öz’e yanıt veriyor, hem de çok veciz bir şekilde ‘İtalya’da Temiz Eller Operasyonu olduğu zaman İtalya’yı Türkiye’ye örnek gösterenler, lütfen şu an Türkiye’de Temiz Eller Operasyonu’na saygı duyalım’ diyor. E o zaman şimdi de duyalım. Bir gazetenin bir mensubu da İtalya’ya gidip Temiz Eller Savcısını bulmuş. Onunla söyleşi yapıyor. Ne kadar güzel. Benim ülkemde de bu operasyonu yapana saygılı olun. Neden durmadan vuruyorsunuz? Siz emniyete basındaki arkadaşlarımızı sokmuyorsunuz, bu ne saygısızlık. Bırakın bakalım nereye varacak bu işin sonu. Rahat olun. Anadolu’da güzel bir söz var ‘abdestinden şüphesi olmayanın, namazından şüphesi olmaz’ . Bir diğer gazete kupüründeki şok operasyonlar manşeti hakkında konuşan Şeker, “Devlet Demir Yolları’nda, köprüde. Hepsi teker teker geliyor bunlar.

Yahu böyle hukuk devleti mi olur? Türkiye Cumhuriyeti bir kabile, bir hanedan, bir saltanat, bir diktatörlük devleti değildir. Türkiye Cumhuriyeti, muz cumhuriyeti değildir. Büyük Atatürk’ün kurduğu bu cumhuriyet, gelinen nokta itibariyle içler acısı ve son derece vahim bir noktadadır. Bu hale getirenler utansın. Devran utansın. Utanmayan arsız suratlar utansın.

Bakan çocuklarının yatak odalarından fışkıran milyon dolarlar, çelik kasalar, para sayma makineleri, bakanların kolundaki 700 bin liralık saatler, emvayi çeşit hediyeler, inanılmaz boyuttaki para transferleri; bütün bunlar yaşanmış ancak örtbas edilmeye çalışılmıştır. 4,50 milyon dolar ayakkabı kutusunda çıkıyor. Eskiden Rabia diyorlardı, şimdi bunun adı 4 buçuk oldu. Götüren 4,50 milyarın altında götürmesin diyorlar.

30 yaşına girmemiş Rıza Sarraf adında biri, bakanlarla oyuncak gibi oynamış, çocuklarıyla al takke ver külah yapmış, milyon dolarlar havada uçuşmuştur. Resmi ortamlarda, yüksek mevkilerde bulunanların bile oturamadığı bu protokollerde, bu kişi, başbakanla, bakanlarla beraber oturmuştur. Başbakanın etrafındaki zevatla adeta kanka olmuştur. Başbakan’da çıkmış bu çocuk çok hayırsever diyor. Bizim de Bilecik’te büyük bir camii var, buraya da bir 4,50 milyon dolar verse hepimiz çok sevineceğiz.

En büyük rant kapısı haline getirdikleri İstanbul’da, seçilmiş belediye başkanları umursanmayarak, en üst seviyede, bakan ve başbakan seviyesinde işler yürütülmüştür. İmar planları ve emsaller bunu göstermiştir.

Bunlar bir kanun çıkardılar. Belediye Başkanları hangi parti olursa olsun, hepsini çiğnediler. Burada istedikleri imar planlarından yapamayacakları işleri Çevre Bakanlığı’na bağladılar. Örneğin; sizin bir arsanız var buraya arsa yapacaksınız. Buradaki belediye 5 katı geçemezsin diyor. Çevre Bakanlığı’na yazıyor. Oradan bu 5 kat oluyor 25 kat. İstanbul rant kapısı olmuş. Eskişehir’de metronun olduğu yeri Tepebaşı Belediyesi izin vermedi, gittiler 10 metre yapacakları yeri 100 metre yaptılar Çevre Bakanlığı’ndan yeri aldılar. Türkiye’de bunlardan milyonlarca var ve Ali Ağaoğlu’da bundan yargılanıyor. “Ne var benim kızım imar için vakıf değişikliği istemişse” diyor Başbakan.

Şimdi bunlar kapatılarak, halkımıza “cambaza bak” denilmeye çalışılıyor. Ancak görüyorsunuz işte, sapır sapır dökülüyorlar.

Şaşırdılar iyice, Başbakan bir gün ayrı, diğer gün ayrı konuşuyor. Bakanların ayrılmasının ardından “çürükleri ayıkladık” demiştir. Yahu sormak lazım, sen bu zamana kadar çürüklerle çalışıyordun madem, başka kimin çürük olduğunu nereden bileceğiz? Çürük dediğin insanları bir akşam öncesinde Pakistan dönüşünde otobüsün üzerine çıkardın. Halka gülücükler dağıttın. 8 gün niye konuşmadın bunlarla ilgili?

Öyle 10 tane bakan değiştirmeyle, revizyona gitmeyle, makyaj yapmayla, her gün ayrı kıvırmayla bu iş yürümez. Şimdi değişen kabinede yer alan bakanların, toplamda 26 çocuğu varmış. Buna duyan millet eyvah diyor eyvah. Bunların bir de damatları var. Hepsi armatör oldu, holding sahibi oldu, gazete patronu oldu. Başbakan demek ki yolu götürsün diye herkese 3 çocuk diyor. Bu gün Başbakan’ın oğlu Bilal’in de çağrı haberi çıktı. Önümüzdeki günlerde nasıl vakıf kurdular, nerelerden geldiler, gemicikler ne oldu? Bunlarında, eğer bu ülke demokrasi ülkesiyse teker teker ortaya çıkacak.

 

“3 çocuk dediler, işte gördük 3 çocuğu”

 

Dünyada bu yolsuzluk ve rüşvetin yaşandığı yerlerde örnekler var: İspanya’da yaşandı. İspanya’nın Halk Partisi’nin binasını bastılar. Başbakanı Brüksel’den açıklama yaptı diyor ki ‘Arkadaşlar, gelen polise yardımcı olun’. Japonya’nın Tokyo Valisi, Vali olmadan önce bir yerden haksız kredi alıyor ve istifa ettiriyorlar. Uruguay’da ekonomi bakanının adı yolsuzluğa karışıyor ve bakan ‘ben vatandaş olarak mahkemede yargılanmak istiyorum’ diyor ve istifa ediyor. İtalya’da ise, başbakanın çok yakın ahbabı olan ve oğlunun da nikâh şahidi olan Berlusconi ve bakanları, yolsuzluk iddiaları üzerine istifa ettiler, vekillikleri düşürüldü. Yargılanacaklar.

Ülkemizde ise bunca iddialara rağmen, 9-10 gün sonra, üstelik adı geçen İçişleri Bakanı Muammer Güler’in görevden alma talimatlarının ardından koltuktan ayrılmışlardır. İstifa etmemişler, görevden alınmışlardır. Bu bile yüz kızartıcıdır.

 

“Halk Bankası burada temizleyici olmuştur”

 

Artık bu mızrak çuvala girmez. Güneş balçıkla sıvanmaz. Artık bu millet sizin yalanlarınıza kanmaz. Bu gerçekler birer birer ortaya çıkacaktır. Çırpındıkça batar hale geldiniz. Kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor, kirli ilişkiler ortaya çıkıyor, kirli paralar aklanmaya çalışılıyor, milyon dolarlar ortaya çıkıyor; bu iş böyle gitmez. 87 milyar doları Halk Bankası ile ilgili olarak aklıyorlar. Burada İran’a karşı yapılan bir ambargo var. Bu parayı geçiremeyip, Türkiye üzerinden çeşitli kurumlarla bu paranın 25 milyon dolarını, devlete 1 lira vermeyen 29 yaşındaki genç arkadaş altın ile ilgili aklıyor. Halk Bankası burada temizleyici olmuştur. Bunun bedelini millet vergisiyle, faturasıyla, ekonomik, siyasi ve sosyal krizlerle mi ödeyecek? Bu ülke ve bu millet size mecbur ya da mahkûm değildir.  Artık millet “hırsız var” deyip sokağa dökülse, hırsızı yakalayacak polis bırakmadınız. 150 tane müdürümüzü görevden aldınız. Hadi İstanbul’dakileri aldınız. Demek ki siz insanları fişlediniz. Siz askeriyeye fişlediniz diyordunuz. Denizli’deki, Adana’daki, Bursa’daki, Eskişehir’deki polisi neden görevden alıyorsunuz? Bunlar hakkında bir soruşturma yaptınız mı? Bunlarla ilgili bir olay var mı? Hiçbir şey olmadan bunları takır takır alıyorsunuz. İstifa ediniz ve bu milleti rahatlatınız.

Bu ülkede Başbakan, kaset komplosuna kurban giden Baykal için seçim meydanlarında “bunlar özel hayat değil ahlaksızlık. “ Bu özel değil genel, genel…” diye bağırmıştır. Kimse unutmamıştır. Şimdi de ‘aynı şeyi Baykal’a da yaptılar’ diyor. Yahu bundan haberin vardı da, neden takipçisi olmadın. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?

Paralel devlet mi arıyorsunuz siz? Paralel devlet, KCK adı altında PKK’yı ülkemizde meşrulaştırmak adına, devletimizin, milletimizin, cumhuriyetimizin ve demokrasimizin kazanımlarına sirayet ederek, kendi yasama, yürütme ve yargı organlarını kurduğu; özerklik ilan etmeye kalktığı doğu ve güneydoğu illerindedir. KCK operasyonlarını bizler her ortamda desteklediğimizi, devam etmesi gerektiğini, sonuna kadar bu yapılanmanın içinde olanların takipçisi olunması gerektiğini söyledik. O dönem, operasyonların başlatılmasına vesile olan ve milletimizin takdirini kazanan eski içişleri bakanı İdris Naim Şahin;  bu yaşanan gelişmelere daha fazla sessiz kalmayarak, hukuksuz görevden almalar ve yargıya müdahale karşısında ‘partimden istifa ediyorum’ demiştir. 

KCK yapılanması ile ilgili operasyonların devam etmesi, bu bakanın değişmesine sebep olmuştur. Ardından da PKK’nın talepleri birer birer yerine getirilerek, KCK operasyonları durdurulmuş, çözüm süreci altında hem İmralı ile hem Kandil’le müzakereler yapılmış, Barzani ve Şivan Perver Türkiye’ye getirilerek yıllar boyu Türk milletinin varlığına kast edenlerle şov yapılmıştır. Kimse bu yaşlananları unutmamıştır. Unutmayacağız ve unutturmayacağız.

Paralel devlet budur, KCK orada özerklik faaliyetlerine devam etmektedir. PKK ülkemizde elini kolunu sallamaya, palazlanmaya ve her fırsatta milletimizi tehdit edip şov yapmaya devam etmektedir. Üniversitelerdeki yapılanmalarıyla olaylar çıkarmaya devam etmektedir.

 

“Osmanlı tokadını vurma vakti gelmiştir”

 

Türk milleti gözünü açmalıdır. Artık bu gidişata “Osmanlı tokadını” vurma vakti gelmiştir.

Bu rüşvet ve yolsuzluk düzeni, bu bölücülerin ve hırsızların düzeni son bulmalıdır. Milyon dolarlarla yapılan yolsuzluğa rağmen, 800 lira maaşa talim eden vatandaşımız hala AKP’ye oy vermeyi mi düşünecektir? Ay yıldızlı bayrağımızın tahrik, milli kimliğimizin, Türklüğümüzün ırkçılık, kafatasçılık, faşistlik olarak suçlandığı zamanlardayız. Genci-yaşlısı, kadını-erkeği, bütün bir millet buna dur demelidir.  Açık açık söylüyorum Türk milleti bayrağı eline almalıdır, egemenliğine sahip çıkmalıdır, demokratik haklarını kullanmalıdır, meşru müdafaa hakkını kullanmalıdır. Sayın Başbakan o kadar ileri gitti ki diyor ki “ İstiklal Savaşı’nı başlatıyorum Türkiye’de” kiminle başlatıyorsun? Düşman kim? Bu milleti birbirine mi kırdıracaksın? Bu millet huzur istiyor, barış istiyor. Ekonomisinin düzgün olmasını istiyor.

Her şey konuşulur, ancak akla ziyan açıklamalarla bu konulardaki sis perdesi kalkmaz. Ortada olan ve peşinden başka gerçekleri de ortaya çıkaran hadiseler var. Bu gerçekler gölgelenmek istenebilir, hatta milletimizin zekâsına hakaret edercesine çeşitli yayınlar yapılabilir, yandaş medya buna alet olabilir. Ancak güneş balçıkla sıvanmaz. Milletimiz, bu karanlık dönemden başını kaldıracak güçtedir. Bu karanlık günlerde umudumuzu kaybetmeyeceğiz. İşte MHP ayaktadır. Gelin bu çatı altında, milletimizin, ülkemizin, devletimizin, bayrağımızın bekasını savunalım. Gelin MHP çatısı altında fukaranın rızkını savunalım, yetim hakkı yiyenin gırtlağını sıkalım, hırsızdan, rüşvetçiden, bölücüden hesap soralım” diyerek açıklamasını sonlandırdı. BETÜL SÖNMEZER

  

Bir adet yorum var.

Bir Yorum Bırak

*

code

Tüm Hakları Saklıdır © 2018 Bursa Web Tasarım