“Milletimizle El Ele Verdikten Sonra Çözemeyeceğimiz Problem Yok”

“Milletimizle El Ele Verdikten Sonra Çözemeyeceğimiz Problem Yok”

Milletvekili Poyraz, aralarını bozmak isteyenlere, farklı niyetlerle partilerine katılan kişilere karşı safları sıklaştırmaları ve birbirlerine güvenmeleri gerektiğini ifade etti.

 

“Yaptığımız değişiklikleri kendimiz bile hatırlamaz hale geldik”

 

Gerçekleşen toplantıda konuşan AK Parti Bilecik Milletvekili Dr. Poyraz şunları aktardı:

“Türkiye’de AK Parti’nin şu 10 yılı aşkın süredir 11 yıllık iktidarı döneminde o kadar fazla değişim yaşandı ki gerek merkezi yönetimde gerekse yerel yönetimlerde açıkçası biz artık her toplantıda bunları tekrar tekrar konuşmaktan eminim ki sizleri sıkar bir hale geldik. Ama şöyle de bir sıkıntımız var. Tabi ki bunları konuşmak bazen bizi sıkıyor. Diyoruz ki, ‘Ya bunları defaatle konuştuk niye her defasında bunları konuşuyoruz?’ güzel bir tespit. Yani AK Parti 2002 yılında iktidara geldiği zaman 10 yaşında olan çocuk şu anda askerlik çağında. AK Parti iktidara gelmeden önce bu ülkede nasıl bir sistem vardı. Bu ülkede insanlar nasıl bir hayat tarzıyla yaşıyorlardı pek çoğumuz hatırlamıyor bile. Biz aslında o kadar radikal değişiklikler yaptık ki bir süre sonra aslında yaptığımız değişikliğin ne kadar önemli olduğunu kendimiz bile hatırlamaz hale geldik.

 

‘SGK Reformu geçmişte pek çok siyasetçinin yapmaya cesaret edemediği bir reformdur’

 

Bugün Bakanımız Faruk Çelik’le Sosyal Güvenlik Kurumumuzun hem Bozüyük’teki hem Bilecik merkezdeki ana binamızın açılışını yaptık. Yaptırmayın. Yani bir tarafta sigortalılar, bir tarafta bağkurlular, bir tarafta emekli sandığına tabi olanlar, bir tarafta da hiçbir şeyi olmayanlar. Öyle değil miydi bu ülke? İnsanlar bağlı oldukları sosyal güvenlik kurumuna göre de sağlık hizmetlerinden yararlanıyordu. Eğer siz bağkurluysanız bir kere 90 gün prim yatırmak durumundaydınız sağlık hizmetinden yararlanmak için. Sigortalıysanız bilmem kaç gün, ama devlet memuruysanız bugün işe başladıysanız öğleden sonra da sevk kağıdını alıp kendiniz veya yakınınızı hastaneye götürüp sağlık hizmetinden yararlandırabiliyordunuz. Sigorta hastanesine gittiğiniz zaman acaba gerçekten tedavi mi oluyordunuz yoksa hastalıklarınıza hastalık mı ekleniyordu? Bir tarafta polikliniklerde kuyruk bir tarafta ilaç kuyruğu. Aslında çok fazla söze gerek yok. Geçenlerde bir yerde oturuyorduk. Ticaret erbabından birisi, ki çok fazla yurtdışına çıkan birisi. Aslında bizim yaptığımızın değişimi öyle güzel bir cümleyle özetledi ki ben herhalde siyasetçi olarak bu cümleyi sanki ilk defa duymuşum gibi hayretle dinledim. ‘Dünyada Türkiye’deki gibi hiçbir sistem yoktur ki, işçisiyle patronu eşit sağlık hizmetinden yararlansın.’ dedi. Ne Avrupa’da var ne Amerika’da var. Biz bir taraftan hastaneleri birleştirdik kamu hastanelerini bir taraftan özel sektörü vatandaşlarımızın gidip tedavi olması noktasında imkan sağladık. Dolayısıyla yaptığımız aslında bu reformun bu değişimin sadece Türkiye’de geçmişle kıyaslayarak değil ama Türkiye dışındaki diğer ülkelerle de kıyaslayarak sonuçlarını ortaya koyarak ancak kıymetini anlayabiliriz. Hakikaten aslında sadece ve sadece Sosyal Güvenlik sisteminde sadece sağlık sisteminde yaptığımız bu reform bile başlı başına Türkiye’de geçmişte pek çok siyasi partinin yapmaya cesaret edemediği bir reformdur.

 

‘Önümüzdeki yıllarda ulaşacağımız illerin sayısı tek tek artacak’

 

Ulaşım alt yapısı noktasında Allah bize öyle bir arazi vermiş ki neredeyse hemen hemen Gölpazarı Ovası’nı, Karaağaç Ovası’nı saymazsak doğru düzgün düz yerimiz yok. Her taraf dağ bayır. Biz buralarda bırakın karayolunu bırakın normal demiryolunu, bu dağların tepelerin arasından şu anda hızlı tren geçiriyoruz. Bir tarafta yüzlerce metrelik yerler, bir tarafta yüzlerce metrelik viyadükler ve bakıyorsunuz her şey tıkır tıkır gidiyor. Öğrenciyken 1980’li yılların sonuna doğru Ankara’ya giderken hep düşünmüşümdür, özellikle Eskişehir’den geçtikten sonra bir kamyonun peşine takılırdık, burası da çok farklı değildi. Saatlerce yol giderdik. Artık Ankara’ya varmamız 8 saati bulurdu. Şimdi anlamıyoruz bile. Bilecik’ten çıkar çıkmaz hiçbir engelle karşılaşmadan araçla Ankara’ya birkaç saatte varıyoruz. İnşallah birkaç ay sonra çok çok daha kısa bir sürede hızlı trenle de Ankara’ya gideceğiz. Hızlı trenle İstanbul’a gideceğiz. Hızlı trenle de Konya’ya gider olacağız. İnşallah önümüzdeki yıllarda bu ulaşabileceğimiz illerin sayısı tek tek artacak. Tabi örnekleri çoğaltmak mümkün ama burada bir şeyinde yeri gelmişken vurgulanması lazım.

 

‘Bu milletle el ele verdikten sonra çözülemeyecek problemimiz yok’

 

Yani bizden önce AK Parti’den önce bu ülkede siyasetçiler yok muydu? Bu ülkede hükümetler yok muydu? Bu ülkede yerel yönetimler anlamında belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, il genel meclisi üyeleri yok muydu? Peki, bunlar niye yapılamadı. Her birimiz belki onlarca şey sayabiliriz. Ama biz bugün ‘Nasıl yaptık?’ sorusunu ben hatırlarsanız birkaç defa il danışma toplantılarında üstüne basa basa söyledim ve biraz da muhalefete hafif yollu pas verdim. Evet, AK Parti olarak biz çok şeyler yaptık, çok şeylere vesile olduk. Ama biz bunu nasıl yaptık, nasıl başardık noktasında eğer bir dayanak, bir gerekçe arıyorsanız onu aslında AK Parti’nin milletle kurduğu gönül bağında aramanız gerekiyor. Baktığımız zaman AK Parti’nin kurucuları başta Sayın Başbakanımız olmak üzere, Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere pek çok kurucunun görev alan pek çok arkadaşımızın aslında sizlerden farklı olmayan kişiler olmadığını görüyorsunuz. Bakıyorsunuz bir tanesi İstanbul’da Kasımpaşa’da bir işçi çocuğu, bir tanesi Kayseri’de demirci ustasının oğlu. Diğerleri de çok farklı değil. İçinden çıktıkları toplumla bağını koparmışta değiller. Gücün aslında milletin temsilcisinde olduğunun farkında olan insanlar. Aslında biz nasıl bir köklü tarihe sahip olduğumuzun ve nasıl güçlü bir medeniyete sahip olduğumuzun farkında olan insanlarız. Biliyoruz ve inanıyoruz ki bu milletle el ele verdikten sonra çözülemeyecek problemimiz yok, aşılamayacak engelimiz yok. Bu inançla, bu kararlılıkla, bu azimle çalıştık. Allah’ın izniyle milletimizin desteğiyle de istikrar ortamı yakaladık. Şimdi tabi vatandaşımız bunun farkında. Her ne kadar biz bazı şeyleri hatırlatmaya çalışıyor olsak da özellikle istikrarın ne demek olduğunu vatandaşımız çok çok iyi biliyor. Canlı örnekleri var kıyaslayabiliyor da. Önceden tüm dünyada bakardınız, bakardık, imrenirdik. Enflasyon %3-5-7, biz de enflasyon % 110-120. Bir başka ülke kalkınırdı %7-10, biz kalkınırdık %3-2 bazen, eksi.

 

‘2023 bile az’

 

Bizim artık geleceğe bakışımız, vizyonumuz öyle karanlık falan değil. Artık onlarla ilgili yıllık hedefler koyabiliyoruz. 2023 hedefi dedik birileri çıktı dedi ki, ‘Bu ne demek? Kaç sene var 2023’e, nasıl olacak?’ Aslında 2023 bile az. Eğer biz iddiamız varsa ve geleceği inşa etme anlamında kararlılığımız varsa büyük hedefler koymamız lazım, büyük projelere imza atmamız lazım onun altyapısını oluşturmamız lazım. Bugün yapıyoruz. Bazen şaka gibi geliyor ama hakikaten de muhalefet partisi diğer muhalefet partileri de kızıyor söylediğimiz zaman yani bizim yaptıklarımıza onların hayallerine bile erişemez dediğimiz zaman. İster inanın ister inanmayın, Türkiye’nin gerçeği ortada, önceden dünyada kriz olmazdı biz kriz üstüne kriz yaşardık. O 80’li yılları saymıyorum. 94’lerde, 2000’lerde yaşadığımız krizler daha dünkü krizler. Şu anda dünyanın her tarafında bir kriz var. Avrupa’sında var, Amerika’sında var ve bu kriz günü birlik kriz değil. Belki ekonomistlerin tanımlarına göre 1929 dünya ekonomik krizi dedikleri dünyanın gelmiş geçmiş en ağır ekonomik krizi olarak tanımlanan bu krizden daha ağır bir kriz olduğun söylüyorlar. 2008’den beri yaşıyoruz aslında dünya olarak. Hani yaşıyoruz diyoruz ama orada bir parantez açalım. Gerçekten biz yaşıyor muyuz? Ne kadar hissediyoruz bunu, ne kadar hissettik? Şunu yapmadık, bakın kaç seçim geçirdik bir seçime daha gidiyoruz. Seçime gidiyorlar, şu kesenin ağzını bir açalım bakalım kim ne istiyor verin bol keseden. Bu geçmişlerin yaptığı hataları yapmadık. Prensipli, dürüst, kararlı bir şekilde devleti yönetmeye devam ettik.

 

1 Ekim’de adaylık süreci başlıyor

 

1 Ekim itibariyle teşkilatlarımızın adaylık süreci başlıyor. Tabi AK Parti olarak şunu göstermemiz lazım. Nasıl ki merkezi yönetimde çok güzel hizmetlere vesile olduysak, Türkiye’de değişimin adresi olduysak aslında yerelde de baktığımız zaman gerek belediye başkanlarımızla ve belediye meclis üyesi arkadaşlarımızla ve gerekse de il genel meclisi üyesi arkadaşlarımızla yerelde de çok ciddi değişiklikler yaptık. Çok ciddi yatırımlar yaptık. Bazen şaka gibi geliyor ama geriye dönüp baktığımız zaman hatırlıyorum bir belediye başkanı şöyle bir alanı yeşillendirip, oraya bir iki tane bank koyup, iki tane de salıncak koyduğu zaman bir hafta öncesinden park açılışı açılış günü 15 gün de onun tantanasını yapıyordu. Nereden bakarsanız 1-1,5 ay onun tantanasını yapıyorlardı. Biz artık açılıştan saymıyoruz onları. Belediye başkanı arkadaşlarımızla biz o kadar ciddi alt yapı problemlerini çözdük ki bazen geri dönüp baktığımız zaman, ‘Bunlar bugüne kadar niye yapılmamışta bize kalmış?’ diyoruz. Aslında bir belediye başkanının cesaret edemediği şeyleri yaptık. Sadece Gölpazarı kalmış, Gölpazarı’na borcumuz olsun. Mart seçimlerinden sonra Gölpazarı’na olan borcumuzu fazlasıyla ödeyeceğiz.

Neticede bu dünya imtihan dünyası herkes her şeyle imtihan oluyor. Ama özetle imtihan şudur, Cenab-ı Hak insanlara bir nimet verir. Bakar, şükrünü eda ediyorlar mı diye. Ne güzel, şükredersen şükrünün gereğini yapıyorsan sevabını alırsın. Bazen de o nimeti elinden alıverir. Bu sefer de size sabırla imtihan düşer. Şimdi belki elinizdeki nimetin kadrini biliyor musunuz ne kadar biliyorsunuz? Nimet derken kastettiğim şey ‘Burada bir şey var şunları alın yağmalayın.’ anlamında söylemiyorum. Bu millete hizmet etme anlamında şu anda Cenab-ı Hak bize öyle bir fırsat verdi ki dünya ahret bu insanların hayır duasını alma imkanına sahibiz. Şu anda hepiniz aslında gerek sayın başbakanımızın, bakanlarımızın, belediye başkanı, il genel meclisi üyesi arkadaşlarımızın yaptıklarını her bir güzel amelinden hisse sahibi oluyorsunuz. Bundan daha güzel bir nimet olur mu?

 

‘Şükredip gereğini yapmamız lazım’

 

Göğsünüzü gere gere bu ülkeyi gezebilen kaç siyasi kadro var? 11 yıldır iktidardayız Allah’a şükür milletimizin desteği hala arkamızda. Hiç CHP’lilerle, MHP’lilerle oturuyor musunuz? Kendinizi onların yerine koyup da şöyle bir anlamaya çalışıyor musunuz? Öyle bir genel başkanınız öyle bir lideriniz var ki dik durulması gereken yerde dik durabilen ama eğilmesi gereken yerde de şu kadar 8 yaşında çocuğun yanına eğilip de onunla hem hal olabilecek tevazu sahibi insanımız var. Öyle kadrolarımız var ki bugün her türlü imkan önlerine serilmiş olsa bile onları elinin tersiyle itip hizmeti esas alan ve mükafatın büyüğünü esas nereden bekleyeceklerini bilen bir kadrolarımız var. Şimdi dolayısıyla buna şükretmemiz lazım ama şükrün de gereğini yapmamız lazım. Belediye başkanlarımızın, il genel meclisi üyesi arkadaşlarımızın nasıl çalıştıklarını ne yaptıklarını bileceğiz. Bu arkadaşlarımız bizi mahcup edecek bir şey yapmadılar, yapmadılarsa o zaman cesur bir şekilde çıkıp her ortamda bu arkadaşlarımızın hizmetlerini savunacağız.

 

‘Saflarımızı sıklaştıracağız, birbirimize güveneceğiz’

 

İnşallah önümüzdeki yerel seçimlerde de sadece şu andaki mevcutları kabul etmiyoruz. Zaten mevcutları alacağız Allah’ın izniyle ama onların üzerine Gölpazarı’nı koyamıyorsak onların üzerine bir Dodurga’yı koyamıyorsak yine biz işimizi eksik yapmışız demektir. Bunu da kabul edeceğiz. İnşallah biz niyetimizi halis tutalım. Amelimizi de ona uygun yapalım. İnanın ki sonuç bizim niyetimize uygun çıkacaktır. Burada birbirimize dua edeceğiz. Yanlışımız varsa o yanlışı uyarıp düzelteceğiz. Bizi birbirimize düşürmeye çalışanlar mutlaka olacak. Çünkü siz siyaset yapıyorsunuz. Çünkü siz imkan kullanıyorsunuz, kaynak kullanıyorsunuz ve nihayetinde tabi hep insanlarla uğraşıyorsunuz. Şimdi sizin yerinizde olmak isteyenler olacak. Çıksınlar gelsinler daha iyisini yapacak olanlar varsa. Ama başka niyetlerle gelenler de olabilir. Başka siyasi partiden AK Parti’yi zayıflatmak için nifak tohumları dağıtabilirler. Sandıkta sonuç alamayacağını görenler sandık dışı yöntemlerle AK Parti’yi uzaklaştırmanın hesabını yapıyor olabilirler. O zaman biz saflarımızı sıklaştıracağız. Birbirimize güveneceğiz, birbirimize destek vereceğiz ve unutmayacağız. İsimlerin başında sonunda bir takım unvanlar olabilir hoşumuza da gider. Ama inanın bu isimlerin başındaki ve sonundaki unvanlar öyle ağır sorumluluk yüklüyor ki onun gereğini yapma noktasında hazırsanız buyurun gelin, şeref duyarız. Ama hazırlığınız yoksa hazır olanları teşvik edin ve bir ve beraber olarak o arkadaşlarımızın enerjisini biz yerel yönetimler de daha sonra merkezi yönetimlerde hizmet olarak dönüştürelim.” ZEYNEP KILBAHRİ

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam