MİLLİ PİYANGOCU BİLECİKLİ UZUN ÖMER

MİLLİ PİYANGOCU BİLECİKLİ UZUN ÖMER

Bu yazının kahramanı Bilecik’in Abbaslık köyünde doğan, İstanbul’da milli piyango bileti satarak geçimini sağlayan 2 metre 25 santimetre uzunluğunda, Sait Faik’in hikayelerine konu olan Uzun Ömer isimli hemşehrimiz. İşte size 1950’li yıllarda yaşayan uzun mu uzun hemşehrimizin hikayesi;

Jigantizm (dev hastalığı) nedeniyle, yaşadığı dönemde dünyanın en uzun adamı olarak ünlenen Uzun Ömer (Ömer Özkan) Bilecik'in Abbaslık köyünde doğmuştur. 
Doğduğunda annesi ile babasıyla birlikte 1922'de Yunan İşgalindeki köylerinden kaçarak dağlarda yaşadıkları ve işgal sonrası köylerine döndükleri bilinmektedir.
Yokluk içinden gelen Uzun Ömer ailesiyle yerleştiği İstanbul'da Karaköy Postanesi yanında küçük bir dükkanda milli piyango bileti satmaya başlar. Buranın istimlak edilmesiyle, daha sonraları Galata Köprüsü'nün vapur iskelesi olduğu bir dönemde köprü altında "şans gişesinde" o dönemde satılan Tayyare piyangosu'nu satar.

Uzun Ömer, Sait Faik Abasıyanık'ın 13 Temmuz 1947 yılında yayımlanan, Uzun Ömer isimli hikayesine de konu olmuştur. Sait Faik Uzun Ömer'den şöyle bahsetmektedir:

''Akşam olunca Ömer efendi gişesini kapar, Köprü'nün merdivenlerini uzun, dalgın bir hülya aleminde çıkar. Kendinden altmışar,yetmişer, seksener santim aşağıda insanların üstüne saffet dolu, hüsran dolu gözleriyle bakarak bir tramvay vatmanının yanında iki büklüm Beşiktaş'taki evine döner. Babasının yemeklerini yerler. Sonra tahtadan yapılmış hususi karyolası kırıldığı için yerde hususi yapılmış şiltesine uzanır, gözlerini kapar, helal süt emmiş bir eş düşünür.''

Sait Faik, bir elbiseyi kaça yaptırıyorsun diye sorduğunda Uzun Ömer, "Onu hiç sorma! Beş yüz liradan aşağı elbise dikmiyorlar bana" karşılığını verir. Yazar, "pabuçlar" deyince de, Uzun Ömer'in yarasına dokunur: "Hele pabuçlar! Yüz elli liradan aşağıya hiçbir kunduracı ayakkabı yapmıyor. Köselelerin de hali malum. Ne kadar kalın olursa o kadar çürük oluyor. Ne kadar yürümesen üç ayda parçalanıyor." der.

II. Dünya Savaşı'ndan sonra her ülke gibi Türkiye'de de yaşanan ekonomik sıkıntıların olduğu dönemde 9 Ocak 1942'de halkın temel ihtiyaçları vesikaya bağlanmıştır ve ekmek karne ile dağıtılmaktadır. Bu dönemde Cumhuriyet Gazetesinin 15 Nisan 1942 tarihindeki haberinde Uzun Ömer'den şu şekilde bahsedilmektedir:

''2 metre 25 santim boyunda ve 160 kilo ağırlığında, Bilecikli Ömer isminde birisi, dün sabah vilayette Belediye Başkanı Dr. Lütfi Kırdar’a müracaat ederek 300 gram ekmekle idare edemediğini ve ağır vücudu göz önünde tutularak, kendisine daha fazla miktarda ekmek verilmesini rica etmiştir''

Ömer Özkan, 4 Şubat 1960 tarihinde, insanlara hep yukarıdan baktığı gözlerini 38 yaşında hayata kapadı ve özel bir tabutla defnedildi.
58 numara olan ayakkabıları Galata Köprüsü'nde uzun yıllar sergilendi. İnsanlar bu kez köprü altına Uzun Ömer'i değil, annelerinden, babalarından, arkadaşlarından duydukları bu efsanevi adamın ayakkabılarını görmeye gittiler.”

 

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam