NEFSİ ARINDIRMAK (I)

NEFSİ ARINDIRMAK (I)

İnsan Maddi ve manevi yönüyle iki kutuplu bir yapıya sahiptir. Maddi yönünü nefis, manevi yönünü de ruh ya da akıl temsil eder. İnsan yeryüzünde Allah’ın muhatap aldığı tek varlıktır. Bu cihetle bakıldığında, akıl ile yaratılışını güzelleştirdiği insanı Cenab-ı Hak, dünya hayatında çaresiz bırakmamıştır, murakabe altında tutmaktadır. Peygamberlerini, insanların dünya hayatlarını kolaylaştırmak, ahiret hayatına hazırlamak için göndermiştir. Dünyasını da ahretini de güzelleştirecek tedbirleri koymuştur. Bütün bunların da Allah’ın rahmetinin eseri olduğu bildirilmiştir.

Nefis, insan hayatında kötülüklerin kaynağıdır. İç dünyasının kirliliklerinden o mesuldür. İnsanda aslen var olan Allah’a kulluk meylinin önündeki tek engeldir. İnsanın dış dünyasındaki kötü fiillerin yegâne amili durumundaki şeytanla aynı rolleri paylaşır. Rabbine ulaşmasını engelleyen bütün kötü fiillerin tahrik ve tetikçisidirler. Bundan dolayı günahlardan arınmayı ve Allah’a ulaşmayı meslek olarak yaşayan sufiler, maksatlarına erişmede tek engel nefsi görürler.

Her şeyden evvel Kur’an-ı Kerim’de Allah Teala, nefsin kötülük kaynağı olduğunu bildirir: “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis rabbimin acıyıp koruması dışında daima kötülüğü emreder; şüphesiz rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir” (Yusuf,53). Ayetteki “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum” diyerek devam eden söz, surede bahsi geçen Yusuf Peygambere iftira konusu işlenirken geçer. Ancak kimin sözü olduğu konusunda, yani iftira eden kadına mı yoksa Yusuf (AS)’a mı ait olduğu konusunda âlimler ikiye ayrılır. Elmalılı Hamdi YAZIR Hoca kadının sözü olarak yorumlar ve tefsiri şöyle yapar:

“Şu kadarını da söylemeliyim ki, Gerçekten de nefis, hep kötülüğü telkin ve emreder. Haddi zatında beşerin nefsi daima fenalık tarafına meyleder, bütün gücüyle kötülüğü telkin eder. Yani genel olarak beşer nefsinin tabiatında şehvete, günaha ve kötülüğe meyil vardır; nefis kendi gücünü ve emrindeki araçları o yönde kullanır. Tabii olarak onun böyle bir özelliği vardır. İşte bundan dolayı insan sırf kendi nefsine kalırsa fenalığa sürüklenir.” (Hak Dini Kur’an Dili, c.4, sh.2873)

Al-i İmran Suresi 14. ayetinde de insanın nelere daha düşkün olduğu anlatılır: “Nefsânî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, soylu ve özel yetiştirilmiş atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere düşkünlük insanlara çekici kılındı. İşte bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.” Buradan şunu anlamamız gerekir ki, sürekli kötülüğe ve günaha sevk etmeye çalışan nefis insanın zaaflarından istifade eder. Ayette bahsedilen hususlardaki şehevi düşkünlük, insanın asli tabiatında bulunan ve ilk insan Hz. Âdem’den beri nefis ve şeytan tarafından insan aleyhine kullanılan zaafıdır. İşte nefis, insanın öfkesi, kini, hırsı, tamahı, doyumsuzluğu, menfaate düşkünlüğü ve günah işlemedeki pervasızlığından da istifade ederek, bu zaaflarla onu Allah’a karşı mahçup edecek durumlara düşürmektedir. Kişi, haset, kibir, kıskançlık, hırs, acelecilik, tahammülsüzlük, benlik sevdasına kapılma, yanıltma isteği, kuruntular gibi sebeplerle nefsin pençesine daha kolay düşmektedir.

Kin, hırs, tamah, haset, kıskançlık, kibir, menfaate düşkünlük, acelecilik, öfke ve bencillik birer nefsanî hastalıktır. Bütün bunlar bir nefis kirliliğidir. Toplumda huzursuzluklar, düzensizlikler, insanların nefretini çeken vakıalar nefis kirliliği olanlardan kaynaklanmaktadır. Nefsi kirlenmiş insanlar toplum değerlerini tanımazlar. Toplumun bütün erdemlerine yabancıdırlar, bencildirler. Kendi menfaatleri ön plandadır. Menfaatlerini elde etmek için diğerlerinin hakkını çiğnerler. Başkalarının elem ve kederleri umurlarında değildir. Belki bu durumdan kendilerine pay çıkarırlar ya da kendi saltanatlarını başkalarının acıları üzerine kurarlar. Böylesi kimselerin gözüne menfaatlerinden başka hiçbir şey görünmez ve bütün insani ve toplum değerlerini feda ederler. Allah (c.c.) ,Kur’an-ı Kerim’de Casiye Suresi 23. ayetinde şöyle buyurur: “Tanrısını arzusundan ibaret kılan, Allah’ın -bilgisine rağmen (sapmayı tercih ettiği için)– kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi bir tasavvur et. Allah’tan sonra onu kim yola getirecek! Düşünmüyor musunuz?” Yani, heveslerini ön plana çıkaranlar, şehvetleri bütünüyle kalplerini kaplamış, bencilliklerinin esiri olmuş kimseler arzularının ve şehvetlerinin emrindedirler. Bu durumda gözleri perdelenmiş, kalpleri mühürlenmiş, duygusuzlaşmışlardır. Çünkü zevklerinin ve hırslarının peşindedirler. Böyleleri ilim erbabı da olsalar doğruyu kavrayamazlar. Zira akılları insafın değil, arzularının çizgisindedir. Dini kaygıları zayıftır ya da yoktur. Hayatlarını Allah’ın rızasına uygun yaşamak yerine esiri oldukları nefislerinin istekleri doğrultusunda yaşarlar. (Hak Dini Kur’an Dili, c.6, sh.4321; Kur’an Yolu, c.5, sh.19). Utanma duygusunun bağlayıcılığını hissetmezler. Bundan dolayı da toplum kendilerinden doğacak zarardan ve hastalıklardan emin değildir. Peygamber Efendimiz (SAV)’in: “Utanmazsan dilediğini yap”(Buhari, Edep, 78) buyurduğu gibi, kendilerinden her şey beklenir ve nerde, ne zaman, ne yapacakları belli olmaz.

Bütün kirliliklerin temelinde bu nefis kirlenmesi yatar. Çevre kirliliği, çevrenin dengesinin bozulması, toplum yapısının yıpranması, ahlaki erdemlerin bozulması, ahlaki kirlilik, gelenek ve örfün bozulması ve daha birçok bozulmanın temelinde nefis kirliliği yatar.

Oysa insan Rabbinin huzurunda mahçup olmamak için bu kötü huylardan ve nefsin isteklerine uymaktan, nefis kirliliğinden sıyrılmalıdır. Bunlardan kurtulma istek ve azmi, ilahi irade tarafından, mü’minin hayatının öncelikleri arasına konmuştur. Öyleyse mü’min, nefsin elinde bir koz olarak sürekli Rabbına karşı günah sebebi olan bu hastalıklardan kurtulma gayretinde olmalıdır. Bunun için de Allah Teala’nın kurtuluş tarifelerine sımsıkı sarılmalıdır.

(Devam edecek)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam