ORUÇ ÜÇ ÇEŞİTTİR

ORUÇ ÜÇ ÇEŞİTTİR

 

Nasıl ki yaz dendiğinde akla sıcak, kış dendiğinde akla soğuk gelirse; Ramazan-ı Şerif dendiğinde de akla oruç gelir.                               Kelime manası itibariyle, tutmak, engellemek manasına gelen oruç, ıstılah manası itibariyle; kişinin, imsaktan iftara kadar yemeden, içmeden, cinsel istekler ve orucu bozan diğer hal ve tavırlardan uzak durması demektir.                                

İslam’da tüm ibadetler, yerine getireni terbiye eden birer mekteptir. Bir öğrenci, talebesi olduğu mektebin hakkını verdiğinde; mektep te ona hak ettiği eğitim ve terbiyeyi verme konusunda nasıl ki hak ve adalet ölçüleri içinde davranır, döktüğü alın terine ve gösterdiği gayrete göre bir karşılık verirse; oruç tutan bir insan da oruca gösterdiği özen ve ihtimam kadar oruç tarafından tutulur, kötülüklerden engellenir, mükafatı hak eder.  Sözün kısası, biz orucu ne kadar tutarsak, oruç ta bizi o kadar tutar; oruca ne kadar kıymet verirsek, orucumuz da Allah katında  o derece kıymetli olur.                                                             Orucun bizi öncelikle günahlara karşı koruması, daha sonra manevi derecelere ulaştırması gerekir. Bunun için insan,“nasıl oruç” tan önce, “niçin oruç” sorusuna cevap aramalıdır. Bu soruya verilen cevabın derinliğine göre insan, şuur sahibi olur, orucuna da şuurundaki derinlik kadar kıymet verir. Bu şuur ve kıymet anlayışına göre orucumuz bir şahs-i manevi hükmüne geçer, bir kıymete bürünür, önce kötülüklere karşı bize bir kalkan olur. Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz s.a.v:“Oruç bir kalkandır, sizden biri oruçlu iken kötü söz söylemesin, kırıcı davranmasın. Eğer birisi kendisine sataşır veya kavga etmek isterse;“Ben oruçluyum, ben oruçluyum” desin” buyurarak orucun, sahibi adına kötülüklere kalkan olabilmesi için, insandaki şuur ve idrak halinin önemine dikkat çekmiş; hadis-i kutsi’de de Cenab-ı Hak:“Oruç, benim içindir, onun ecrini ben vereceğim. Zira kulum, yemesini, içmesini ve orucu bozan diğer helal şeylerin hepsini benim rızam için terk etmektedir”  buyurarak, orucun manevi derecesinin ve be dereceye göre elde edilecek mükafatın da yine insandaki şuur ve idrak hali ile yakından alakalı olduğuna işaret etmiştir.                                         

İslam Büyükleri, orucu sahibinin kalbinde taşıdığı ihlas ve şuurundaki idrak haline göre tasnif etmişler ve orucu üç kısma ayırmışlardır.  Bu taksimi, üçüncü sınıf olan bronz oruç, ikinci sınıf olan gümüş oruç, birinci sınıf olan altın oruç diyebileceğimiz üç başlık altında toplamak mümkündür.                                               

Bir insan, imsaktan iftara kadar, yemeden, içmeden, orucu bozan diğer hal ve davranışlardan uzak durarak oruç farizasını yerine getirir, ama ağzına tutturduğu orucu azalarına tutturmaz, azalarını günahlara karşı uyarmaz ve duyarlı hale getirmezse tuttuğu oruç, oruçtur, ama üçüncü sınıf bir  “bronz oruç” tur. Orucunun kıymeti düşük olduğundan ücreti de düşük olacaktır. Böyle bir orucun mükafatı olsa, belki de bir kilo demir ücreti olur.            Orucun temel rükünleri olan, imsaktan iftara kadar yemeden içmeden ve orucu bozan diğer davranışlardan uzak durmanın yanı sıra, insan, elini haramdan, dilini yalandan, diğer azalarını da tüm günahlardan uzak tutmalıdır. Yeme, içme gibi orucu bozan tüm davranışlar, nasıl ki orucun kendisini bozarsa, işlenen günahlar da orucun kimyasını bozar, orucun temel gayelerinden biri olan azaları günahlara karşı hassas hale getirme maksadını yok eder. Bunun için Peygamber Efendimiz s.a.v: “Her kim yalan sözü ve yalanla amel etmeyi terk etmezse, Allah’ın, o kimsenin yemesini, içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur” buyurarak, azaları günahlara karşı duyarlı hale getirmenin orucun temel gayelerinden biri olduğuna açıkça işaret etmiştir. Nefsimizi, orucu bozan şeylere karşı sabır ile, azalarımızı da onları kirleten günahlara karşı şuur ile muhafaza edebilirsek, bu da ikinci sınıf oruç dediğimiz  bir “gümüş oruç” olur ve kıyamet gününde bu orucun ücreti, gümüş hesabı üzerinden ödenir.                      Oruç tutan insan, yemeden, içmeden, orucu bozan diğer hal ve hareketlerden uzak durmak, azalarını günahlara karşı hassas hale getirmekle beraber, kalbiyle de hep Cenab-ı Hakk’ı zikreder, kalbini hep Allah ile meşgul ederse, bu oruç ta bir “altın oruç” olmuş olur. Bu orucun da kıyamet günü ücreti, altın hesabı üzerinden ödenir.      

Dikkat edilirse, bir günlük bir oruç, kalite ve kıymetine göre ya demir, ya gümüş ya da altın üzerinden ve hesabından değerlendirilmektedir. Hiç kimse, bir kilo altın dururken, orucuna bir kilo demir ücreti verilmesini istemez. Ancak orucumuzun demir muamelesi görmesi de, altın muamelesi görmesi de bizim elimizdedir.  Kıyamet gününde, oruçların tutulan gün sayıları ile değil; bünyelerinde taşıdıkları manevi kıymet ile karşılık bulacaklarını hatırdan çıkarmamalıyız. Sadece orucu değil, diğer tüm ibadetlerimizi de altın ayarına çıkarmalıyız.                              

Ramazan-ı Şerifin, oruç ibadeti başta olmak üzere,  tüm ibadetlerimizi altın ayarına çıkarma ve onları bize sunulmuş birer altın fırsat olarak görme şuuruna eriştirmesi dileğiyle, hayırlı cumalar, hayırlı ramazanlar efendim. 27.07.2012

Mevlüt GÜDER

Bilecik İl Vaizi 

 

 

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam