SAFFET VE SAMİMİYET

SAFFET VE SAMİMİYET

 

           Hayatın kendisi bir emanet olduğu gibi sonsuzluğu içinde taşıyan iman en büyük emanettir. Emaneti korumada etrafına surlar örmeli ve korumaya almalı değil miyiz?

           İman hem nurdur. Kişinin iç dünyasını, manevi hayatını, zihin yapısını ve ruhi hayatını aydınlatır. Hem kuvvettir. Ümitlerine fer, hayallerine kaynak olur. Hakiki imanı elde eden kişi kâinata meydan okur. Ölümü ölümsüzlüğe, ayrılığı kavuşmaya çevirir. Mücevherlerle dolu kutudan çok daha kıymetli iman emaneti amellerle, ibadetlerle ve ihlâsla korunur.

           İhlâs ve samimiyet mü’min sıfatlarıdır. Hazreti Üstad, ihlâsın ehemmiyetini vurgularken mü’min sıfatlarının ne kadar önemli olduğuna ve Cenab-ı Hakk’ın sıfatlara göre muamelede bulunduğuna da dikkat çekiyor ve diyor ki:“Haksızlar dahi, haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlâs ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar

           “Mağara hadisi” olarak da bilinen bir hadis-i şerifte şu hadise anlatılmaktadır: Gecelemek için bir mağaraya sığınan üç kişi, dağdan kopan büyük bir kaya parçası yuvarlanıp çıkışı kapayınca bir türlü oradan çıkamazlar. Bunun üzerine, sırayla Hak katında makbul olduğuna inandıkları bir ameli vesile kılarak Cenâb-ı Hak’tan kayanın yuvarlanıp gitmesini dilerler. Birinci şahıs şöyle der: “Benim yaşlı ebeveynim vardı. Ben onları çok kollar, akşam olunca onlardan önce ne ailemden ne de hayvanlarımdan hiçbirine yedirip içirmezdim. Bir gün ağaç arama işi beni uzaklara attı. Eve döndüğümde ikisi de uyumuştu. Onlar için sütlerini sağdım. Hâlâ uyumakta idiler. Onlardan önce aileme ve hayvanlarıma yiyecek vermeyi uygun bulmadım, onları uyandırmaya da kıyamadım. Geciktiğim için çocuklar ayaklarımın arasında kıvranıyorlardı. Ben ise süt kapları elimde, onların uyanmalarını bekliyordum. Derken şafak söktü. Allah’ım! Şayet bunu Senin rızan için yapmışsam, yolumuzu kapayan şu taştan bizi kurtar!” Taş bir miktar açılır ama çıkacakları kadar değildir. İkinci şahıs ise, “Allah’ım! Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ondan kâm almak istedim ama bana hiç yüz vermedi. Fakat bir kıtlık senesinde elime düştü. Ona kendini teslim etmesi mukabilinde yüz yirmi dinar verdim, mecburen kabul etti. Ne var ki arzuma nail olacağım sırada, “Allah’tan kork da iffetime dokunma!” dedi. Ben de, o söz üzerine, insanlar arasında en çok sevdiğim kimse olduğu halde onu bıraktım, verdiğim parayı da geri almadım. Allahım eğer bunu Senin rızan için yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan kurtar!” diyerek iffetini muhafaza edişini makbul bir amel olarak Allah’a arz eder. Üçüncü şahıs ise, şöyle dua eder: “Rabbim, yanımda bir işçi çalıştırdım. Diğer işçilerin ücretini verdiğim gibi, onun ücretini de ödemek istedim. Hâlbuki o, teklif ettiğim ücreti azımsadı ve ‘Ben bunu almam’ deyip gitti. Onunla bir koyuna anlaşmıştık. O gidince ben de koyunun ayrı üremesine zemin hazırladım. Seneler geçti ve bu bir tek koyun büyük bir sürü hâline geldi. Derken, bir gün bu adam kapımı çaldı ve benden hakkını istedi. Ben de o sürüyü göstererek, ‘İşte bunlar senin hakkındır’ dedim. ‘Ben fakir bir insanım, benimle alay etme!’ deyince; ‘Vallâhi, alay etmiyorum, alıp da götürmediğin o koyun işte bu hale geldi. Şimdi al götür.’ dedim. Sevine sevine bütün sürüyü alıp götürdü. Rabbim, bunu ben Senin için yaptım. Eğer bu amelimden razıysan mağaranın ağzını aç!” Bu duadan sonra, taş sonuna kadar kayar, mağaranın ağzı açılır ve hep beraber dışarıya çıkarlar.

           Hayatı verenin isteği istikametinde yaşayıp Allahın rızasını her işte gözeten üç yiğit çıkılması imkânsız mağaradan nasıl çıktı ise; bizleri de ebedi mağaralardan çıkaracak olanda hayatı verene vermektir.

           Allah rızası istikametinden ayırmasın. Emaneti alacağı ana kadar bizleri emanette emin eylesin. Âmin…

Aydın OSMANOĞLU

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam