SEVGİ ENGİNLİĞİ

SEVGİ ENGİNLİĞİ

 

         Sevgi iradi olmayan, gönlün şefkat ve merhametle coşkunluğudur. Sevgiden yoksun gönüller kasvetle her türlü kötülüğe açık kişilerdir.

         Fıtratın getirdiği safiyetle eşine, aşına ve işine sevgiyle bağlanan kişi sevgi taksiminde adaleti hep dengede tutar. Sevgiyle insan hayata tutunur.

         Birgün Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Hazret-i Ali’ye sorar:
         Yâ Ali! Allah Teâlâ’yı seviyor musun? Evet, yâ Rasûlallah, seviyorum. O’nun Rasûlü’nü de seviyor musun? Evet, yâ Rasûlallah! Seviyorum. Kızım Fâtıma’yı da seviyor musun? Evet, yâ Rasûlallah! Seviyorum. Peki ya Hasan ve Hüseyin’i seviyor musun? Evet, yâ Rasûlallah! Seviyorum. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
         Yâ Ali! Gönül bir tane, sevgi ise dört, bir kalbe bu kadar sevgi nasıl sığıyor?” buyurur.
         Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- bu suâle bir türlü cevap veremez. Düşünceli bir hâlde evine döner. Hazret-i Fâtıma -radıyallâhu anhâ-, Hazret-i Ali’yi durgun ve düşünceli görünce meraklanır. Ne olduğunu öğrenebilmek için şefkatle: “–Sizi durgun görüyorum; üzücü bir şey mi oldu?” diye söze girer ve “Eğer üzüldüğünüz şey, bu dünya ile ilgili ise kederlenmeye değmez. Âhiret ile ilgili bir husus ise, nedir sizi üzen?” diye sorar.
         Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- başından geçenleri anlatır. Hazret-i Fâtıma -radıyallâhu anhâ- durumu öğrenince gülümser ve: “–Haydi babamın yanına var ve bu suâli şöyle cevaplandır.” diyerek bâzı îzahlarda bulunur. Hazret-i Ali’nin gönlü bu îzahlardan hoşnud olur ve hemen Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-’ın huzuruna koşar:

        Yâ Rasûlallah! İnsanın sağı, solu, önü, arkası diye yönleri vardır. Kalbin de böyle. Ben Allâh’ı aklım ve îmânımla, Siz’i rûhum ve îmânımla, Fâtıma’yı insânî nefsimle, Hasan ve Hüseyin’i de babalığın tabiî îcâbı şefkatım ile seviyorum.” der.

        İki Cihan Güneşi Efendimiz bu cevap karşısında tebessüm eder ve:
        Yâ Ali! Bu sözler ancak nübüvvet ağacının dalından alınmış meyvelerdir.” buyurur.
        Görüldüğü üzere temelinde Allah rızâsı bulunan bütün muhabbetler makbuldür. Allâh’ın râzı olmadığı muhabbetler ise, kalbin mânevî kanseridir.

        İnsan yuvasını sevdiği gibi çevresini de sever. Küçük bahçesini sevdiği gibi bahçesini benzettiği cennetini dahi sever. Aslında içindeki sevgi dar ve boğucu şu dünya hayatını aşmakla asıl mecrası olan sonsuzluğa ulaşmaktadır. Çünkü dünya insana yetmemektedir. Sevgi sonsuzla irtibatlı olmalıdır.

        Allah Resulü Hz. Muhammed (a.s.v) Şöyle buyurmaktadır:

        “Şu üç haslet kimde bulunursa, o imanın tadını duyar: Allah’ı ve O’nun Rasûlü’nü her şeyden ve herkesten daha fazla sevmek; sevdiğini yalnız Allah rızası için sevmek ve Allah onu küfürden kurtardıktan sonra yeniden küfre düşmeyi ateşe atılmaktan daha kerih görmek.” Evet, imanın tadını alan bir insan Allah’ı ve Rasûlü’nü her şeyden artık sever, onları andığı zaman adeta burnunun kemikleri sızlar. Sevdiğini Allah için sever; Allah’a kulluğundan, O’na yakınlığından, O’nun yolunda bir tebliğ adamı, bir münadî, bir müezzin olduğundan ve insanları Hakk’a ulaştırmaya gayret ettiğinden dolayı muhabbet besler. Diğer insanlara ve sâir mahlûkata karşı alâkası da hep Cenâb-ı Hak’tan ötürüdür. Bir de, Allah, Cehenneme yuvarlanma sebebi olan küfürden kurtarıp imana erdirdikten sonra yeniden küfre ve küfrün sebeplerine dönmeyi ateşe atılmak gibi çirkin görür, böyle bir âkıbetin hayaliyle bile ürperir ve tir tir titrer. Sürçmemek, düşmemek ve bütün bütün kaybetmemek için Rabbi’ne sığınır; küfre açılan kapılardan da hep uzak kalmaya çalışır.

        Hadis kitaplarında ahrete ait şöyle bir tablo anlatılmakta ve zenginler ile âlimlerin karşılaşmaları nazara verilmektedir: Rivayete göre; servetini Allah yolunda infak eden zenginler ile ilmiyle âmil olan âlimler Cennet’in kapısında buluşacaklar. Âlimler, cömert zenginlere hitaben, “Buyurunuz, öncelik sizin hakkınızdır, evvela siz giriniz. Çünkü şayet siz servetinizi Allah yolunda infak etmeseydiniz, ilim yuvaları açmasaydınız ve eğitim imkânları hazırlamasaydınız, biz ilim sahibi olamaz ve doğru istikameti bulamazdık. İlim yolunda bulunmamıza ve ufkumuzun açılmasına siz vesile oldunuz; biz size borçluyuz. Dolayısıyla öncelik size aittir, buyurunuz!” diyecek ve onlara hürmeten bir adım geriye çekilecekler. Fakat cömert zenginler, “Aslında, biz size borçluyuz; çünkü eğer siz o engin ilminiz sayesinde bizim gözlerimizi açmasaydınız, bize güzel rehberlik yapmasaydınız, tekvinî ve teşriî emirleri beraberce okumasını öğretmeseydiniz ve helalinden kazanıp Allah için infak etmenin güzelliğini göstermeseydiniz, biz servetimizi böyle hayırlı bir iş uğrunda sarf edemezdik. Siz kılavuzluk yaptınız ve bizi bir verip bin kazanma çizgisine taşıdınız. Bundan dolayı, dünyada olduğu gibi burada da öncülerimizsiniz; buyurunuz, evvela siz giriniz!” mukabelesinde bulunacaklar. Bu tatlı muhavereden sonra âlimler öne geçecek ve art arda Cennet’e dâhil olacaklar.

         Sevgi çömerliği ve fedakârlığı gerektirir. Sevgiyi sevip düşmanlığa düşman olmak inançla coşan bir kalbin en mümeyyiz vasfıdır. Aç herkese sineni açabildiğin kadar ummanlar gibi olsun kalmasın el uzatmadığın bir mahzun gönül. Sen insanlığı sev insanlığa hayran ol.

 

 Aydın OSMANOĞLU

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam