“Tarihini Bilmeyen Milletlerin Coğrafyasını Başkaları Çizer”

“Tarihini Bilmeyen Milletlerin Coğrafyasını Başkaları Çizer”

 

Kişisel Gelişim Uzmanı ve Tarihçi-Yazar Mustafa Turan tarafından POMEM personeli ve öğrencilerine “Tarihimizden Altın Sayfalar” konulu konferans verildi. Konferans öncesinde Tarihçi-Yazar Turan’ı tanıtan slayt gösterisi yapıldı. 

                Turan konferansta, tarihini bilmeyen milletlerin coğrafyasını başkalarının çizeceğini söyledi. Tarihte belgelerin konuştuğunu, belge olmadığında bilgilerin masal ve efsaneden ibaret olduğunu belirten Turan şunları aktardı:

“Tarih yazmak tarih yapmak kadar önemlidir”

                “Milletler ve devletler zaferleriyle yücelirler, kahramanlarıyla yükselirler. Zaferleri ve kahramanları olmayan milletlerin ve devletlerin tarihi sığ bir göl gibidir. Oysa zaferleri ve kahramanları olan milletlerin devletlerin tarihi engin bir deryaya benzer, tıpkı bizimki gibi. Tarihimizin bağrından o kadar çok kahraman çıkmış ki, bu kahramanlar milletle kucaklaşarak, kol kola girerek çok fazla zafer kazanmış. Biz ne tarihimizdeki kahramanları ne de zaferlerimizi saymakla bitirebiliriz. Adeta sıra dağlar gibi geçit yaparlar. Fakat maalesef tarihi yaptığımız kadar yazdığımızı söyleyemeyiz. Atatürk, ‘Tarih yazmak tarih yapmak kadar önemlidir.’ diyordu. Hakikaten, tarih yazmak tarih yapmak kadar önemlidir. Fakat ecdadımız tarih yapmaktan tarih yazmaya fırsat bulamamış. Ama gelin görün ki üzülmemek elde değil. Muazzam ecdadımızın yapmış olduğu o muhteşem tarihi, kazanmış olduğu o zaferleri ve o tarihi bugünkü nesille, çocukla, gençle okumaktan dahi acizdir. Bu işin birde vebal yönü vardır. Biz tarihimizi çok iyi öğretmek zorundayız.

‘Tarihini bilmeyen milletlerin coğrafyasını başkaları çizer’

Tarihi iyi bilirsek, tarihten hız alırsak istikbale daha iyi hazırlanırız. Tarihini bilmeyen milletlerin coğrafyasını başkaları çizer. Bugün gözümüzde çok büyüttüğümüz Amerika, 1774 1. Filedelfiya ve 1776 2. Filedelfiya Kongreleri ile şekillenmiş ve 1783 yılında bir devlet olarak meydana çıkmıştır. 200 yıllık bir tarihi var ve şimdi onun kompleksini yaşıyor. Oysa bizim 2200 yıllık engin ve zengin bir tarihimiz var. 2500 yıllık dünya kültür ve medeniyetine yön veren çok zengin bir medeniyet ve kültürümüz var. Başkaları sığ, kısa ve kısır olan tarihlerini nesillerine bir destan gibi okutuyor. Oysa bizim destanlarımız var ama maalesef onları veremiyoruz.

‘Tarihimizi geleceğimize emin adımlarla yürümek için öğreniyoruz’      

Türk Tarihi’nin yanında bir de Türkiye Tarihi var. Türk Tarihi dediğimiz zaman tarihimizi milattan önce 10 bin yıllara kadar uzandıran tarihçiler var. Fakat yazılı belgelere baktığımız zaman tarihi 3. asırda başlatıyoruz ve bugüne kadar geliyor. Türkiye Tarihi, Türklerin 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nden sonra Anadolu’ya girişiyle başlıyor. Türkler tarihte kahramanlıklarıyla, yiğitlikleriyle isim yapmışlardır. Hakikaten tarihte zaferler kazanmışız. Biz tarihimizi geleceğimize emin adımlarla yürümek, geçmişimizden güç almak için öğreniyoruz.

                Tarihte eğer biz hoşgörü göstermeseydik şimdi Viyana’ya kadar tamamı Türkçe konuşacaktı, asimile olmuş olacaktı. ‘Keşke olsaydı.’ diyenler olabilir. Eğer öyle olsaydı, Osmanlı bugünkü Osmanlı olmazdı. O emperyalist bir güç olurdu ve adaletimizden, hoşgörümüzden söz edilemezdi. Kendisine güveni olan bir insan veya devlet asimile olma politikasına tenezzül bile etmez. Güzellik o dur ki, onu başkaları alkışlar. Kahramanlık o dur ki onu başkaları beğenir.

                Ben tarihi Lamartine’den öğreniyorum. Benim için Lamartine’nin takdir dolu bakışlarından tarihimin bağrına damlayan gözyaşları Türk Tarihçisi Peçevi’nin üsturelerinden daha çekici gelir. Pierre Loti’nin bizim mezarlarımızdaki servilerin altında yatma arzusu, bana Aşık Paşazade’nin tarihinde anlattığı değerlerden daha hoş ve uygun gelir. O yüzden başkalarının kaleminden ve dilinden kendimi öğrenmeyi tercih ederim.

‘Tarihte iki kere iki dört etmez’      

Tarihçilerin bir hastalığı var. Bu batıda da şarkta da vardır. Tarihte belgeler konuşur. Belge yoksa bilgiler masal ve efsaneden ibaret kalır. Tarihte iki kere iki dört etmez, beş eder, üç eder. Eğer elde belge yoksa tarihçi o olayı anlatırken yorum katar. Yorumda da kendi görüşünü resmeder. O yüzden batılı bizi anlatırken mutlaka tarihteki kinini, hıncını o satırların arasına bir şekilde geçirir ve objektif olarak bakamaz.  O yüzden bizim düşmanlarımız, en sağduyulu olanlar dahi bizi anlatırken mutlaka Osmanlıyla ilgili art niyetini de kaydeder. Aslında onların Osmanlıyla fazla bir problemi yoktur, onlar Osmanlının İslam’ına düşmandır.

                Türk uzak doğuda yaşarken kafileler halinde batıya doğru göç etmeye başladı. 1751 yılı Türk tarihinde bir dönüm noktasıdır. Hamas Savaşı, Araplarla Çinliler arasında olan bir savaş. Türkler savaşın dışında. Fakat Araplar savaşı kazandığı anda Türk-Arap münasebetleri başlıyor ve Türkler İslamiyet’i ilk defa Araplardan öğrenmeye başlıyor. Bazı art niyetli çevrelerin dediği gibi Türkler İslamiyet’i kılıç zoruyla kabul etmemiştir, tam iki asır boyunca İslamiyet’i incelemiştir. İslamiyet’i inceledikten sonra Türkler Türkmen adını almışlardır. Türkmen, Türk+iman kelimelerinden oluşur, iman eden Türk demektir. Anadolu’nun bazı yerlerinde Türkmenlere Yörük de deniliyor. Yörük de, yürümek fiilinden geliyor. Biz hareketli bir toplumuz. Eğer hareketli bir toplum olmasaydık, bugün uzak doğuda Çinliler, Japonlar, Kırgızlar gibi çekik gözlü bir millet olarak kalacaktık. İşte bu hareketli olma neticesinde Viyanalara kadar gelmişiz ve bu coğrafyayı yurt edinmişiz.” ZEYNEP KILBAHRİ

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

2 yorum

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam