1. Haberler
  2. Güncel
  3. CHP’li Günaydın Bilecik’ten hükümete yüklendi

CHP’li Günaydın Bilecik’ten hükümete yüklendi

featured
0
Paylaş

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın önderliğinde, Sakarya Milletvekili Ayça Taşkent, Bursa PM Üyesi Canan Taşer ve İstanbul YDK Üyesi Esim Fatma Temel’den  oluşan heyet temaslarda bulunmak üzere Bilecik’e geldi.

CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Hükümet Programı çalışmaları kapsamında Bilecik’e gelen heyet parti İl Başkanlığında basın açıklaması düzenledi.

“CHP uzunca bir aradan sonra, 31 Mart 2024 seçimlerinde birinci olmuştur. O tarihten bu zamana geçen 15 aylık süre içerisinde birinciliğini korumuş ve artırarak devam ettirmiştir. Bugün olası bir seçimde CHP, AKP’nin hem önündedir, hem de Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Recep Tayyip Erdoğan’ın eğer adaylaştırılabilirse çok önünde olmaya devam edecektir.” diyen  CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın şunları ifade etti:

Bilecik, Türkiye açısından, Türkiye’nin tarihi açısından çok kıymetli bir il. Tarihi milattan önce 3 bin yıla kadar uzanıyor. Ama özellikle Selçuklu dönemi, ardından Osmanlı’nın kuruluşunun sahne aldığı topraklar. Dolayısıyla Osmanlı’dan Cumhuriyet’e doğru geçiş ve Kurtuluş Savaşı’na bütün gücüyle destek veren, bu çerçevede çok sayıda şehit ve gazi veren, nüfusunun üçte ikisini kaybeden bir ildeyiz. Bu toprakların kıymetini biliyoruz. Üzerine bastığımız toprakların yalnızca biyolojik bir varlık olmadığının, bir tarih olduğunun farkındayız ve bu kıymetlendirmeyle Bilecik’te bulunuyoruz.

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden sonra adeta bir işlev kaybına uğramış bir Meclis ile karşı karşıyayız”

2015 yılının Ağustos ayındayız. Temmuz’un ikinci yarısında Meclis kapandı. Ayça Başkanımızla beraber TBMM’de Cumhuriyet Halk Partisi’ni temsil ediyoruz. Şöyle söylenebilir: 16 siyasal parti Meclis’te var. Dolayısıyla toplamda ne kadar müktesebat varsa, bunlar Meclis’te temsil ediliyor. Bu büyük bir yanılgıdır. Çünkü 28’inci dönemin yasama yılı içerisinde Cumhuriyet Halk Partisi 774 kanun teklifi vermiş, kabul edilen: sıfır. Cumhuriyet Halk Partisi aynı dönemde 1238 araştırma önergesi vermiş, kabul edilen: sıfır. Örneğin CHP diyor ki, Türkiye’de toplumda büyük bir uyuşturucu salgını var ve bu giderek artıyor, yaş ortaokula düşmüş, bunu araştıralım. Yalnızca muhalefet partilerinden geldiği için bu reddediliyor. Demek ki yasama işlevini önemli ölçüde kaybetmiş, denetleme işlevini önemli ölçüde kaybetmiş, 2017 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden sonra adeta bir işlev kaybına uğramış bir Meclis ile karşı karşıyayız.

Meclis örneğin 16 bin TL alan en düşük emekli aylığıyla geçinmeye çalışan yurttaşlarımızın derdine çare aramıyor. Ya da yılbaşından bu yana 22 bin lira alan asgari ücretlinin derdine çare aramıyor. Ama maden şirketlerinin doğayı talan etmek üzere organize ettikleri yasama faaliyetini geçirmek için Cumhur İttifakı canhıraş gayret ediyor. O halde TBMM’de bulunacağız ama asıl meselenin yurttaşımızla beraber, halkla beraber sahada olduğunu bileceğiz.

Meclis Temmuz’un ikinci yarısında kapandı. Ağustos tatil, Eylül tatil, 1 Ekim’e kadar.İki buçuk ay Meclis tatil olacak. Ormanlar yanıyor, Meclis tatil. Türkiye’de çok ciddi skandallar oluyor. İnsanlar artık para ile diploma alıyorlar ve sahte doktorlar, sahte polisler, sahte ehliyetlerle dolaşan şoförler her gün aramızda ama Meclis tatilde olmaya devam ediyor. Türkiye’nin dış ilişkileri her gün başka skandala sahne oluyor. Gazze diye konuşanlar, Gazze ile ilgili uluslararası bildiriye 12 ülke imza atmışken kaçarcasına o toplantıdan çıkıyorlar ama Meclis tatil.

“Bir kilogram kırmızı eti alıp tüketemeyen milyonlarca yurttaşımız var”

Biz Meclis kapanırken gece 01.30-02.00 civarındaydık. Siz nereye giderseniz gidin; yurtdışına mı gidersiniz, kurduğunuz üniversitelerde para kazanmaya mı gidersiniz, rezidanslarınızdan keyifle denizi seyretmeye mi gidersiniz bilmiyoruz. Ama biz sahada olacağız. Arkadaşlar şunu memnuniyetle söyleyebilirim ki, an itibariyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin 137 milletvekili, Parti Meclis üyeleri ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri 81 ilde saha çalışmasındalar. Yalnızca Ağustos ayı içerisinde 1377 iş günü boyunca arkadaşlarımız fabrikada, pazarda, tarlada ve elbette halkla beraber olacaklar.

Bu son derece önemlidir. Çünkü vatandaşa kulağını açmayan, onu dinlemeyen, ondan öğrenmeyen, onun sorunu ile hemhal olmayan bir yasama faaliyeti Türkiye için sürdürülebilir değildir. Daha birkaç gün önce açıklanmış bir TÜİK rakamından bahsedeyim size: TÜİK diyor ki arkadaşlar, “Temmuz ayı içerisinde enflasyon yüzde 2.06 arttı.” Memleket gıda enflasyonunda dünyada ilk 3’te ama gıda fiyatları artmadı diyor. Bilecik’ten soruyorum: 1 kilogram kıymayı kaç paradan alıyorsunuz? Edirne’de sordum, Bursa’da sordum, Sakarya’da sordum, her yer 750 lira diyor. Herhalde Bilecik’te de benzer rakamlar. Bir kilogram kırmızı eti alıp tüketemeyen milyonlarca yurttaşımız var. Türkiye’de ortalama kırmızı et tüketimi yılda 7 kilograma düşmüş. Bir sürü insan kurban bayramından kurban bayramına ancak et yüzü görüyor. TÜİK diyor ki hayır, gıda enflasyonu sıfır diyor. Giyim ve ayakkabı fiyatları yüzde 5 azaldı diyor.

Bütün bu hesaplamalar sonrasında TÜİK diyor ki yıllık enflasyon yüzde 33’e düştü. Peki, yıllık enflasyon yüzde 33’e düştüyse Merkez Bankası politika faizi neden yüzde 43? Neden onun 10 puan üzerinde faiz veriyorsunuz? Çünkü o faizi vererek ancak dövizi tutabiliyorsunuz. Üstelik o faizi tutabilmek için milyarlarca doları da yakmaya devam ediyorsunuz. Ve daha önemli bir şey: Bilecik’te bir iş dünyası da var. Eğer bir esnaf veya bir iş adamı bir kredi almaya kalkarsa yüzde 50’leri bulan faiz oranlarını göze almak zorunda.

Dolayısıyla TÜİK’in, sayın genel başkanımızın tabiriyle “Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Kurumu” işlevi devam ediyor. Biz bunlara kuyruklu yalan diyoruz. Bir yalan var, bir de istatistikler üzerinden kurgulanan yalanlar var. Bunlara da kuyruklu yalan diyoruz. Memlekette 30 milyon insan açlık sınırının altında. Dört kişilik bir ailenin yalnızca gıda masrafı ayda 25 bin TL olursa insanlar karınlarını doyurabiliyor. Türkiye’de dört milyon emekli 16 bin lira alıyor. Sekiz milyondan fazla asgari ücretli çalışan arkadaşımız 22 bin TL ancak para alabiliyor. 13 milyonda geniş tanımlı işsizlik var.

“Bir taraftan insanlar mutfakta çorba kaynatamıyor, bir taraftan da yandaşlar parayı koyacak yer bulamıyor”

Yani dünyanın ilk 20 ekonomisi içerisinde Türkiye ama burası öyle kötü yönetiliyor ve bölüşüm ilişkileri o kadar bozuk ki, 30 milyon insan açlık sınırının altında. 68 bin dolar milyoneri var bu memlekette. Dolar milyoneri ne demek? En az bir milyon doları bankada olan, yani en az 40 milyon TL mevduata sahip olan 68 bin insan var. Ve dünyada dolar milyoneri sayısı oransal olarak en fazla artan ülke yine Türkiye. Bir taraftan insanlar mutfakta çorba kaynatamıyor, bir taraftan da yandaşlar parayı koyacak yer bulamıyor. İşte böylesine büyük bir iktisadi yıkım ile karşı karşıyayız.

Aslında bu yıkım, devletin kurumlarının yerine keyfiyetin gelmesi, liyakatin yerine sadakatin gelmesi ile de kendisini gösteriyor. Bakın, memleketin artık biz rakip partileri ile uğraşmıyoruz. AKP’li milletvekili gören var mı dışarıda? Vallahi ben Edirne’de, Bursa’da, Sakarya’da dolaştım. Bugün Bilecik’teyim, akşam üzeri Bolu’ya geçeceğim. Ne pazarda, ne fabrikada, ne sokakta AKP’li vekil görmüyorum. Biz kimle mücadele ediyoruz? Cübbesinin yakasına rozet takmış, cübbede olmaması gereken düğmeyi takmış, cübbede olmaması gereken cebi oluşturmuş hâkimlerle ve savcılarla mücadele ediyoruz. Araç sallaştırılmış yargı ile mücadele ediyoruz. Böyle bir dönem görmedi memleket.

Bir arkadaş dedi ki, madencilikten daha riskli bir iş hâline geldi belediye başkanlığı. Ya bizim Abdurrahman Tutdere, 47 yıl sonra bizim Adıyaman’ı almış arkadaşımız. Milletvekilimizdi, gönderdik, Adıyaman’ı alır diye. Çünkü Adıyaman’da deprem olduğu zaman o enkazların başından ayrılmadı ve bütün halk dedi ki: “Bu çocuk gelirse bizle ilgilenir, bizim sorunlarımızı çözer.” 47 yıl sonra CHP bayrağını Adıyaman’a dikti.

Sonra 5 Temmuz sabahı evini bastılar. Kapısı kırılarak gözaltına aldılar. 8 Temmuz sabahı, Abdurrahman 3,5 gün emniyette kaldıktan sonra, gözaltı uygulamaları sonrasında ev hapsi ile cezalandırıldı. Yani Adıyaman’da evine gitti, ayak bileğine elektronik kelepçe takıldı. Bu elektronik kelepçeyle 15 gün kaldı. Hemen arkasından belediye başkanlığı görevinden aldılar Abdurrahman’ı ve 5 Ağustos günü, yani 5 Temmuz’dan bir ay sonra, Abdurrahman Tutdere’ye “pardon” dediler. Adli kontrol kararı kaldırıldı, elektronik kelepçesi çözüldü ve göreve iade edildi.

Peki bu adamın evi basılarak neden gözaltına alındı? Neden 3,5 gün İstanbul Emniyeti’nin eksi 2. katında, hiç kimsenin durmaması gereken, insan onuruna aykırı yerlerde tutuldu? Neden teşhir edildi? Niye ayağına kelepçe takıldı? Niye görevden alındı? O olgular değişti mi? Değişmedi. Aslında Abdurrahman’ın hiç suçu yoktu. Tıpkı şu anda içeride olan, hücrelerinde gün sayan 17 belediye başkanımızın, çok sayıda belediye başkan yardımcımızın, bürokratımızın, arkadaşımızın olduğu gibi.

Onların hiçbir suçu yok. Suçları: güzel siyaset yapmak. Ben buradan söyleyeyim: 15,5 milyon insanın oyunu alarak, tarihimizde ilk kez ön seçim sonrasında cumhurbaşkanı adayımız olan Ekrem İmamoğlu… Neydi suçu Ekrem Bey’in? Bence çok suçu var. Söyleyeyim: 2014’te Beylikdüzü’nü AKP’den aldı. 2019’da iki kere İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni, tekrarlanan seçimi AKP’nin elinden aldı. Hatırlıyorsunuz, Anadolu Ajansı veri akışını durdurdu. TRT her türlü ahlaksızlığı yaptı. Gece yarısı “gönül belediyeciliği kazandı, seçimi biz kazandık” dediler utanmadan. Sonra mazbatayı verdiler, geri aldılar. “Bunlar oy çaldılar” dediler. Sandık kurulu tümüyle sahtekâr dediler. Arkasından 13 bin fark, 800 bin farka çıktı.

2014’ten 2019’a kadar atmadıkları iftira kalmadı. Terörist dediler, Rum dediler. Ve daha sonra 1 milyon farkla Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni kazandı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yarın seçim olsa Erdoğan’a en az 10 puan fark atacağı her türlü araştırmada görülüyor. Ama Ekrem İmamoğlu’nu Silivri zindanına atarak, siyasi rekabette en güçlü rakibini tasfiye ederek başarılı olabileceğini düşünüyorlar. Öyle bir şey olmayacak. Böyle bir şeye izin vermeyeceğiz.

Bakın, 19 Mart günüdür gözaltına alınma tarihi. 23 Mart günüdür tutuklanma tarihi. O gün, ön seçimin yapılacağı gündür. Bize ne dediler? “Bunlar 5 gün meydanlarda bağırır, sonra vazgeçerler” dediler, doğru mu? “Yaz geliyor, o sıcakta ne yapacaksınız?” dediler. “Bu heyecanı nasıl tutacaksınız?” dediler. Vallahi çıkın, 40 derece sıcaklığın altında o heyecan elle tutuluyor.

CHP artık haftada en az iki miting, bazen 3–4 miting yapıyor. Dün akşam Tuzla’da miting vardı, pazar günü Tokat’ta miting var. Her yer tıka basa doluyor. Sadece dolmakla kalmıyor, o heyecanı elle tutuyorsunuz. Bir tek taşıma yok. Aklını ve vicdanını satmış olan insanların dışında artık herkes gerçeği görüyor.

Çiftçi karpuzunu satamıyor. Biz defalarca Adana’nın patatesini, soğanını, narenciyesini defalarca aldık, İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de dağıttık. Merkezi hükümet sadece seyrediyor.

Orman yangınlarında Türkiye’nin her tarafı yandı. Geçmiş olsun Bilecik’e, özellikle Osmaneli’ne. Son derece büyük bir zarar gördü. Bunlar hikâye anlatma ustası. Bir yangın başladığı anda onun haberini alma ortalamamız 2 dakika diyorlar. Sonra ne oluyor? Bilecik cayır cayır yandı. Karabük, Bursa cayır cayır yandı. Geçen sene “27 uçağımız var” diyorlardı. Geçen sene Manavgat cayır cayır yandı, 27 uçak yetmedi. O halde aklı başında bir yönetim kadrosu “27’yi 100 yapayım hiç olmazsa” der. Bir orman yangınını dahi yönetemeyen bir iktidarla karşı karşıyayız.

“Gelin, birleşelim”

Mesele CHP meselesi değildir. Mesele demokrasi meselesidir, adalet meselesidir. CHP 102 yıllık bir siyasal partidir. Onun bugünkü evlatları olmaktan elbette gurur duyuyoruz. CHP’ye oy vermeyen insanların da haykırışını görüyoruz, hissediyoruz. Herkese diyoruz ki: gelin, birleşelim.

CHP uzunca bir aradan sonra, 31 Mart 2024 seçimlerinde birinci olmuştur. O tarihten bu zamana geçen 15 aylık süre içerisinde birinciliğini korumuş ve artırarak devam ettirmiştir. Bugün olası bir seçimde CHP, AKP’nin hem önündedir, hem de Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Recep Tayyip Erdoğan’ın eğer adaylaştırılabilirse çok önünde olmaya devam edecektir.

Zaman, iç mücadele zamanı değildir. Zaman, beraber olma zamanıdır. O beraberlik sadece CHP için değil, memleketin geleceği için gereklidir. Kuvvetle inanıyorum ki sahadan aldığımız güçle bu karanlık tüneli hep beraber yıkacağız.

Evet, işimiz kolay değildir. Tek parti devletinin olanaklarını kullanan, siyaseti devletin aygıtları üzerinden yapan, utanmazlık sınırını aşmış bir iktidar var. FETÖ soru çalıyordu değil mi? Soru çalarak bir yerlere adamlarını yerleştiriyordu. Bunlar ona bile ihtiyaç duymuyorlar. Doğrudan diploma üretiyorlar.

Bir adam ehliyet sınavını geçemiyor, para vererek geçiyor. Şu anda belki de Bilecik’in sokaklarında da öyle ehliyet alarak dolanan insanlar var. Türkiye’nin her tarafında sahte doktorlar bizi tedavi ediyor. Halı yıkamacılar psikolog oluyor. Rektör dediğin adamın diploması sahte.

MHP milletvekilinin Nişantaşı Üniversitesi var. Karısının Kıbrıs’ta Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi var. Kocanın bir tane, karının bir tane üniversitesi var. Ve oralardan sahte diplomalar üretiliyor. Bakın Kıbrıs’ta o sahte diplomaları verdikleri için askerler, polisler, bürokratlar tutuklandı. Ve o üniversite Türkiye’ye akredite. Eski Meclis Başkanı Mustafa Şentop’un Makedonya’da üniversitesi var.

Çocuğun kazanamadı mı Türkiye’de üniversiteyi? Sorun değil. Makedonya’da hallederiz biz o işi. Çocuğun gelmesine gerek var mı? Vallahi ona da gerek yok. Akreditasyon, onu da hallettik. Dolayısıyla ben sana uygun bir zamanda diplomayı gönderirim, çocuk da keyfine bakar.

Memleketin evlatları, hakkıyla; annesinin babasının bütün ekonomik koşullarını zorlayarak okumuş olan çocuklar mülakatlardan elenirken, bu sahtekârlar o mülakatları geçerek Türkiye’nin en önemli noktalarına yerleşiyorlar. Karşımıza cübbe giymiş hakim ve savcı olarak çıkıyorlar.Bir devlet daha fazla nasıl çürüyebilir?

Görevimiz, bütün bunları ortadan kaldırmak ve Türkiye’yi yeniden Cumhuriyet’in ilke ve devrimleri doğrultusunda dimdik ayakta tutmaktır.”