“Meyve zararsızdır, sebzeden ne olacak ki?”Bu cümleyi kaç kez duyduk, kaç kez kurduk… Oysa işin mutfağına girince tablo biraz değişiyor.
Özellikle bazı meyveler var ki masum görüntülerinin altında ciddi bir şeker yükü taşıyor. Üzüm, bunların başında geliyor. Ardından olgunlaştıkça şeker oranı artan muz, tazesi bile dikkat gerektiren incir, enerji deposu diye bilinen hurma, mango, ananas, kiraz, kavun ve karpuz…Karpuzun şeker oranı orta olsa da glisemik etkisinin yüksek olması, onu özellikle risk grubundakiler için dikkat edilmesi gereken bir noktaya taşıyor.
Bir de işin kuru meyve boyutu var. Kuru kayısı, kuru üzüm, kuru incir… Bu ürünler taze halleriyle kıyaslandığında 3 ila 5 kat daha fazla şeker içeriyor. Bir avuçla başlayan tüketim, fark edilmeden şeker yüklemesine dönüşebiliyor.
Sebzeler genelde “güvenli alan” olarak görülür. Ancak burada da istisnalar mevcut. Patates, tatlı patates, mısır, bezelye, pancar ve özellikle pişirildiğinde şeker etkisi artan havuç, ölçüsüz tüketildiğinde beklenmedik sonuçlar doğurabiliyor.
Peki kimler daha dikkatli olmalı?Liste oldukça net: Diyabet hastaları, insülin direnci olanlar, kilo vermeye çalışanlar ve özellikle akşam saatlerinde meyve tüketenler.
Elbette “hiç mi yemeyeceğiz?” sorusu da hemen geliyor.Hayır. Ama doğru tercih ve doğru porsiyon şart.
Daha düşük şekerli meyveler arasında küçük boy elma, armut, çilek, böğürtlen, yaban mersini ve greyfurt öne çıkıyor.Sebzede ise salatalık, kabak, brokoli, karnabahar, ıspanak ve marul rahatlıkla tüketilebilecek seçenekler arasında.
Sağlıklı beslenme yasaklarla değil, bilinçle olur. Meyve de sebze de soframızdan eksik olmasın ama miktarı ve zamanı iyi ayarlayalım. Çünkü bazen en büyük şeker, en doğal görünenin içinde gizlidir.
