Eskiden akşam sofraları kalabalıktı.
Televizyon açılsa bile kimse gerçekten bakmaz,izlenirse sadece haberler izlenirdi Sonra herkes birbirini dinlerdi. Dede eski hikayeleri anlatır, annemiz sofrayı toplar çocuklar etrafında dönerdi. Evde bir ses, bir sıcaklık olurdu.
Bugünse aynı masada oturan insanlar birbirine değil, telefonuna bakıyor. Yemekler hala sıcak belki ama sohbetler soğumuş durumda. “Nasılsın?” demek yerine “Dur, bir story atayım” diyoruz en basit örneği ile yemek yerken bile elimizden telefon düşmüyor. Kimse birbirinin yüzüne bakmıyor.
Geçmişte aile olmak, birlikte yaşamak demekti. Şimdi ise aynı çatı altında “birlikte var olmaya çalışmak” gibi. Teknoloji aramızda görünmez duvarlar ördü. Artık herkesin kendi odası, kendi ekranı, kendi sessizliği var…
Hani bayram zamanlarında televizyonlarda reklamlar çıkar ya yaşlı anne baba kapı pencere önünde yollara bakar hüzünlü hüzünlü sonra tam ümit kesilmişken kapının önü çoluk çocukla dolar ellerinde bayram şekerleri işte biz tam olarak buna dönüyoruz ana baba ata tanımıyoruz artık, “ Bu bayramda gitmeyelim biz ne olucak.” Gibi cümleler duyuyoruz artık.
Bir zamanlar bayramlarda ev dolup taşardı; şimdi mesaj kutuları doluyor. Yada bayram izinlerini tatile gitmeye harcıyorlar.Anneler, babalar çocuklarını görmek için “müsait misin?” diye sormak zorunda kalıyor.
Oysa eskiden kapılar kilitlenmezdi, şimdi kalpler kilitli gibi.
Ama yine de umutsuz değilim.
Bir “gel otur çay içelim” cümlesi hâlâ her şeyi değiştirebilir.
Bir telefon yerine yüz yüze bakış, bir emojiden daha fazla şey anlatabilir.
Çünkü ne kadar değişirse değişsin, aile dediğin hala aynı şey:
Birinin seni koşulsuz sevdiğini bilmek.
Sevgiyle kalın…
Dilara Gül KESKİN