1. Haberler
  2. İlçe Haberleri
  3. Gölpazarı
  4. Tarihçi ve yazar Mustafa Turan yazdı: “İstanbul’un Gölpazarlı Hocası İdolüm Sefer Dönmez”

Tarihçi ve yazar Mustafa Turan yazdı: “İstanbul’un Gölpazarlı Hocası İdolüm Sefer Dönmez”

featured
0
Paylaş

Tarihçi ve Yazar Mustafa Turan, Önceki dönem Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Eskişehir Milletvekili ve KEİPA Türkiye Grubu Başkanı Fatih Dönmez’in babası Sefer Dönmez’le ilgili duygularını aktardı.

Mustafa Turan, köşe yazısında şunları aktardı:

“Bugün, hayatıma yön veren ve gönül sarayımın köşkündeki sedirin başköşesinde sevgi ve saygıyla her daim ağırladığım İstanbul’un Gölpazarlı hocası Sefer Dönmez büyüğümüz, fakirhânemize eşi Zeliha Hanımefendi ile teşrif ettiler.

Efendim, Sefer Dönmez bizim baba dostumuzdur. Önceki Enerji Bakanı Sayın Fatih Dönmez’in babası ve eşimin Kadıköy İHL’nden de hocasıdır. Sağ olsun, bize babalık yapmış ve kendi talebesiyle evlendirmiştir. Zât-ı âline minnettarız. Kendileri, edep ve zevk-i selim sahibi bir gönül dostu olarak nâdir bulunan nadide bir şahsiyettir.

Dostlarım, çocukluğumda hayal dünyalarımı süsleyen iki idolüm olmuştur. Bunlardan biri Arifiye Köy Enstitüsü mezunu dayım öğretmen Mehmet Yücel, diğeri de Sefer Dönmez hocamızdır.

Gölpazarı’nda 12-13 yaşlarında hafızlık yaparken, Çamlıbahçedeki çınarın altında çay içilen topluluğa varıp elini öpünce, beni yanına oturtması ve başta merhum Salih Çetin hocam olmak üzere oradaki hocalara ve ilçe eşrafına: “Bu hafızlık yapan Mustafa, benim yeğenimdir. Çok zeki bir talebedir. Salih, sen bunu hafızlığından sonra Bilecik İHO’na gönder” diye takdim etmesi, benim için unutamadığım çok yüce bir onur olmuş ve bana büyük bir motivasyon kazandırmıştı. Böylece edebine, ilmine, irfanına ve numüne şahsiyetine hayran ve müştak olduğum baba dostu olarak bana en iyi rehber ve en güzel idol olmuştu.

Nitekim hayatında insanın böyle kahramanları ve idolleri olan baba dostları olmalıdır. Çünkü doğru yolu yanlış insanla yürürsen, yolunu da doğrunu da kaybedersin. “Âlim ile oturan ilim alır, zâlim ile oturan zehir alır” denir. İnsan dostunu iyi seçmelidir. “Nasıl bir insan olmak istiyorsan, öyle insanlarla dost ol” denir ya. İşte tam da öyle. Zira hayat, yanlış insanlarla harcanacak kadar ucuz değildir.

Gölpazarı halkı, genel çevresi ve biz onu, umumi edebi, dini kültürü, ismet-i ahlâkiyesi ve çok hususi fezâil-i zâtiyesi ile tanıdık. Âli hizmetleri her daim medâr-ı iftiharımız olmuştur. Yıllar boyu âbide şahsiyetini, sühandan ve sühanşinas olan nâdire-i fıtratını yeri geldikçe yad ederdik.

Bizim zât-ı âlileri ile esas yollarımızın kesişmesi, Bursa İHL’inden mezun olup İstanbul Üniversitesi talebesi olunca vuku bulmuştur. Nitekim 1970’li yıllarda Ataşehir’de kendi komşusunun evini rahmetli babama aldırmıştı. Böylece komşu da olmuştuk. Yabancısı olarak geldiğim İstanbul’u karış karış bana tanıtan ve tüm dostlarıyla tanıştırıp dost yapan da kendileridir. Yıllar boyu İstanbul’da bize mihmandarlık yapmış ve bize büyük hedefler göstermişti.

Fakülteden mezun olup Artvin Yusufeli’ne tarih hocası olarak atanmıştım. Haberi verdiğimde mutlu olmuş ve bana: “İzmit ve Kadıköy İmam Hatip Liseleri ile Haydarpaşa Lisesi’nde seneler boyu öğretmenlik yaptım. Sana bir ipucu ile işin püf noktasını vereyim de kullan. Faydasını göreceksin” demiş ve aynen şunları söylemişti: “Atandığım liseye gideceksin ve ilk derse girdiğin tüm sınıflarda kendini tanıttıktan sonra, bir saat boyunca konuşacaksın. Ama öyle bir edebi, öyle bir tasavvufi, öyle bir felsefi konuşma yapacaksın ki, konuştuğundan ne sen kendin bir şey anlayacaksın, ne de sınıftaki talebeler. Hiç korkma, ilk derste talebe notunu verir ve saygın bir öğretmen olursun.” Uyguladık tabii, faydasını da gördük. Şimdi hâlâ birçok talebem ilk dersteki şoklarını anlatırlar.

Daha ben üniversite talebesi iken, denizin çok dalgalı olduğu bir gün Eminönü’nden vapura son anda bindik. Tıklım tıklım dolu. Giriş koridorundayız. Vapur bir sola, bir sağa yalpalıyor. Her defasında dizlerimize kadar su alıp boşaltıyor. Feryat ve figanların bini bir para. Sırlı sıklam vaziyette Kadıköy’de indik. Koluma girdi ve: “Mustafacığım! Sağ mıyız yahu?” diye sorarken, vapura doğru giden ve karşıya geçecek olan iki kızla karşılaşınca tanıştırdı beni. Onlardan biri ileride eşim olacak kız, diğeri de evli olan ablasıydı. Eşim henüz lisede onun talebesiydi. Bana dedi ki: “Mustafa, bu kızı sana alalım. Çok sosyal ve çalışkandır. Kültürlü de bir ailenin kızı.” Henüz erken demiştim. Ama o gün nereden bilirdim, evlenecek olanları Rabbim ezelde takdir ettiğini. O konuşma unutulmuştu. Ama yazılmış ya kaderimize, evlilik iki yıl sonra Çamlıca’da merhum Timurtaş hocanın sohbetiyle yapılan bir düğünde tekrar görüşüp gerçek olacaktı.

Şayet Sefer Hocam ile ilgili hatıralarımı yazmaya kalksam, inanın büyük hacimli bir kitap çıkar ortaya. Hem de ne maceralar…

İlk yazdığım kitabın son sözünü o yazdı. Hani ilk söz olur da son söz olmaz. Ama biz yapmıştık. Özetle şöyle yazmıştı: “…Baştan sona iman, hayat ve aksiyon dolu olan bu kitabı bütün öğrencilerin okumasını tavsiye ederim. Örnek bir çalışma ve gayret içinde sergilenen bu etkinliklerin onur mimarı Hafız Mustafa Turan’ı tebrik ve takdir ediyorum. Kitapta sahnelenen karakterleri tüm öğrencilerimin örnek almalarını dört gözle bekliyorum.” Sefer Dönmez 01.01.1982

Yıllar boyu yazdığım her kitap yayınlanınca, ilk imzalayıp gönderdiğim kişi Sefer Hocam olmuştur. Ve aynı takdirlerini bu defa da sözlü olarak yapmayı ihmal etmemiştir. Hatta bana: “Şu konuda bir kitap yazsan çok makbule geçer” diye sürekli görüşmelerimizde konuları sıralar ve ben de notumu alıp değerlendiririm sağ olsun.

Sefer Hocamızın metânetini kasvete ve kesâvete teslim etmeyen tarzı ve tavrı, bizde ona karşı ayrı bir sevgi ve muhabbet oluşturmuştur. Sefer Hocam, çok yönlü bir insandır. Eskiler bu tür insanlara “üstad-ı küll” derler. Sesi çok latif, hoş ve gürdür. Bülbülleri hoş eda ile çok güzel ezan ve kaside okur, Kur’an okur ve dinleyenleri duygulandırır, kanatlandırır ve uçurur. Harika ve etkili vaaz ve sohbetleri vardır. Çok usta bir musikişinastır. Ud ve ney çalar hem de söyler. Bunun yanında sosyal de bir insandır. Mesela iyi bir kooperatifçidir. İstanbul’da birçok kooperatif kurup yönetmiştir. Hatta eşimle bize bir ayrıcalık tanıyarak, kendi kurduğu kooperatife katıp destek olmuştur. Müteşekkiriz.

Onun bir de kendi düğününde yaşadığı olay vardır. Rahmetli babam anlatırdı. Düğününde damat olarak bir ata bindirip eline bir silah verirler. Fakat silahla arası iyi değildir. Silahı ilk ateşlediğinde, bindiği atı başından vurur ve ikisi de yere devrilirler. Efendim, hayat bu işte. Bu evlilikten sonra âdeti vechile bizim eve gelin gezdirmeye geldiklerini küçük bir çocuk olarak hatırlarım. Hocamız gayet ciddi ve vakur bir insandır. İstanbul İmam Hatip ve İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü mezunu olarak dert ve dava sahibidir. Pozitif de bir kişiliktir. Bardağın hep dolu tarafını görür. Uyumlu, ılımlı ve olumlu bir mizaca sahiptir. Bir yanıyla da şen şakrak ve hayat dolu bir karakterdir. Kimse onun yaşının seksen olduğuna inanamaz. Altmışında bir delikanlı gibi hareketliliği ve duruşu vardır. Esprileri ve kahkahaları ise çok meşhurdur. Ara sıra ben Gölpazarı’nda bir Mustafa Turan tanırım, bir de Mustafa Tren dediği hafızamda kayıtlıdır.

Sefer Hocam, Fikirtepe’de bir nikah kıymaktadır. Bu nikah, aziz dostum ve değerli can kardeşim, halk müziği ses sanatçımız ve medâr-ı iftiharımız Fahrettin Şahin Bey’in nikahıdır. Tam söze başlar ve “kızımız manasında kerimemiz Cemile hanımla” dediği esnada, Hayrettin Bey: “Hocam, onun adı Kerime değil Cemile’dir” diye müdahale etmesini her defasında büyük bir espri olarak anlatırdı. Biz de bunu, bir tarihçi olarak tarihe kaydetmiş olalım böylece.

Madem espriden söz açıldı, onunla ilgili bir espriyi de abim Yaşar Turan ile ortağı Ömer Dönmez’den dinlemiştim. Mahallede bir akşam haftalık sohbet için 15-20 kişi Sefer Hocanın evinde toplanırlar. Yeme içme ve ders faslı bitmiştir. Ama Sefer Hocanın da gözleri kapanmaktadır. İçlerinden biri: “Epey geç oldu, arkadaşlar kalkalım” deyince, ilk önce Hoca fırlar ayağa. “Hakikaten geç oldu, kalkın gidiyoruz” der. Hepsi gülerler. “Yahu nereye gidiyorsun, sen ev sahibi değil misin?” deyince, hoca zekasını konuşturur: “Doğru ya. Oturalım yahu, daha karpuz kesecektik” diye durumu idare eder.

Sağlık Bakanlığından emekli olan refikası muhterem Zeliha Hanımefendi de bize bir nevi ablalık yapmıştır. Onun da hayata dair çok tavsiye ve katkılarını görüp, lezzetli yemeklerini yedik. Hakkını ödeyemeyiz.

Ne mutlu onlara ki, bu vatana ve millete beş yıl boyunca çok başarılı bir Enerji Bakanlığı yapan ve hâlen Eskişehir milletvekili olan Fatih Dönmez Bey gibi bir evlat yetiştirmişlerdir. Milletçe onlara minnettarız. İdeal ve örnek bir eş olarak her ikisinin de, ideallerini hayatlarının gayesi bilen kuvvetli imanları, amâl-i sâlihâları ile hüsn-ü ahlâk ve takvâları bizce malumdur. Hürmet ve muhabbetlerimi arz ediyorum. Rabbim her ikisine de hayırlı ömürler lutfeylesin.

Selam, sevgi, dua ve muhabbetle.”