Günlük hayatta bazı şeyleri yeterince açıklamadan yaşamımıza devam ediyoruz. Durup bir düşündüğümüz zaman herkesin her şeyi bildiğini varsayıp ama bu durumun aksi de olabileceği kanısına varabiliriz. Eylemlerimiz sandığımız kadar irademiz doğrultusunda olmuyor, çoğu şeyimizi düşünmeden ve rutin bir biçimde yapıyoruz.
Hadi, bir sahne hayal edelim: Sabah bir yere yetişmek üzere akşamdan kurduğumuz alarmı duymayıp yetişeceğimiz yere geç kalmışız. Geç kalmışlığın verdiği mahcubiyet ile neden geç kaldığımızı açıklamaya çalışırken “Alarm kurmuştum fakat duymamışım.” mazeretini sunduğumuzu düşünelim. Muhatap olunan kişinin bu durumda açıklamayı dinleyip onaylayacağını bekleriz. Peki hiç beklemediğimiz bir tepki ile karşılaşırsak? “Hangi alarm?” ya da “Telefondan kurduğun alarm mı?” belki de “Telefondan alarm mı kuruluyor?” milyonda bir olsa da bu tepkileri de almamız mümkün. Kişinin telefondan alarm kurulduğunu bildiğini kabul ederek hareket ettik.
Başka bir örnek vereyim: Güne güzel başladınız ve yan komşunuza selam vermek istediniz. “Günaydın, nasılsınız?” gibi çok sıradan bir cümleye “Nasıl olduğum sizi ilgilendirmez ve bu konuda yapabileceğiniz bir şey yok.” gibi bir tepki aldınız. Artık komşunuzun adını kara listeye yazmak için bir sebep kalmadı. İşin eğlencesini bir kenara bırakırsak belki de bir daha selam vermeye çekineceğiniz bir tepki bu verilen yanıt.
Toplumun çoğunluğuna göre bu gibi tepkiler “beklenmedik tepkiler” olarak sınıflandırılıyor. “Beklenen tepkileri” kim belirledi o zaman? Yine biz belirledik tabii ki!
Etnometoloji diye ortamlarda satılınca havalı olabilecek bir terim var ve “insanların günlük hayatlarını idame ettirmek için kullandıkları yöntemler “gibi bir anlama geliyor.
Bu yöntemler sayesinde toplumsal gerçekliği inşa ederiz,bazı ifade ve davranışlar rutinleşir zamanla düşünülmeden yapılırlar. Bu yolla toplum mümkün olur ve çok farklı karakterde insan, çok farklı fikir uyum içinde yaşam sürdürür.
Davranışlarımızda özgür olduğumuzu düşünüyoruz çoğunlukla. Örnekte olduğu gibi komşumuza istediğimiz cevabı verince kimse bize hukuki bir yaptırım uygulamaz fakat yine de bize yanlış gelir ve her zaman alışık olduğumuz cevabı veririz. Belki de toplum, bizi düşündüğümüzden daha çok etkiliyordur ve davranışlarımız üzerinde oldukça hakimiyete sahiptir. “Yeterince özgür müyüm?” diye bir sorunca yeterince özgür olmadığımızın farkına varmak biraz ürkütücü geliyor.