AKKUŞ: “CAMİLER BU MİLLETİN KALBİ İSE GENÇLERİMİZDE ŞAH DAMARLARIDIR”

AKKUŞ: “CAMİLER BU MİLLETİN KALBİ İSE GENÇLERİMİZDE ŞAH DAMARLARIDIR”

Program İstiklal Marşı’ndan sonra Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı.

İl Müftü Yardımcısı Özdemir Taş’ın açılış konuşmasını gerçekleştirdiği program, ödül töreni, Kur’an Kursu öğreticileri adına konuşma ve Müftü Necati Akkuş’un “Geç Kalma Genç Gel” konulu konferansı ile devam etti.

Programda konuşan Vali Ahmet Hamdi Nayir, “Din mevzusunun temas etmediği herhangi bir husus bulabilir miyiz? Diyebilir miyiz ki eğitimde ihtiyaç yok, sağlıkta ihtiyaç yok, çevrede ihtiyaç yok, ticarette ihtiyaç yok diyebilir miyiz? Mutlaka bizim dinimizin bu konularda söyleyebileceği, yönlendirebileceği çok şeyler var ve hayatımızı etkileme noktasında yalnızca o fevri şeyler değil dünyevi hayatımız içerisinde de din duygusu ve din görevlilerimizin her konuda söyleyecek bir çift sözü, onları yönlendirecek güzel ibareleri vardır, var olmaya devam edecektir”  diyerek sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“İnsanın olduğu her yerde var olan inanç ve din anlayışı insanlıkla birlikte başlamış ve araklıksız olarak, farklılıklar göstererek günümüze kadar gelmiş, olmazsa olmaz ihtiyaçlardan bir tanesidir. Kendi hayatımıza baktığımızda da doğumla birlikte başlayan, doğan çocuğumuzun kulağına okunacak ezanla ve kametle başlayan daha sonra ki her vesilede de ihtiyaç duyduğumuz, sünnetinde, düğününde, hastalığında, Allah geçinden versin ölümünde ihtiyaç duyduğumuz bir duygu. Dolayısıyla hayatımızı çepeçevre saran bir duygu. İdarecilik görevi açısından da baktığımızda devlet yönetimi içerisinde eğitimden sonra ki en geniş kadromuz, önceden öyle derdik. Öğretmenlerimiz ve din görevlilerimiz kanalın kılcal damarları gibi bütün yerleşim yerlerini sarmış diye ifade ederdik. Son zamanlarda okullarımız taşımalıya geçince birçok köyümüzde okul da kalmadı ama Allah razı olsun her köyümüzde camilerimiz devam etmekte, ezanlarımız semamızı sarmakta. Dolayısıyla o kılcak damar görevi her uç temsilcileri olarak din görevlilerimiz kaldı. Ne güzel ki öyle. İhtiyaç olarak baktığımızda inancın temas etmediği, ihtiyaç duymadığı alanı bulmak mümkün değil. Bir şeyin himmeti ile ölçülür derlerdi eskiler. Neye omuz veriyorsak neye destek çıkıyorsak kıymetini öyle hesap edebilirsiniz diyorlar.

“Her şeyden önce atanmış olmakla değil, adanmış olmakla yürütülecek bir meslek”

Malumlarınız bizde ruhban diye bir sınıf yok. İslam dini ruhbanlık müessesini getirmemiş. Yakın zamanlara kadar, diyanetin kuruluşuna kadar da bu tür hizmetler sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yürütülmüş. Diyanetin kuruluşuyla birlikte din görevlileri de devlet memuru statüsüne alınmıştır. Ama buna yürekten inanarak söylüyorum devlet memuru zihniyetiyle yapılacak bir meslek de değil. Her şeyden önce atanmış olmakla değil, adanmış olmakla yürütülecek bir meslek. Bunu mutlaka sizlerde benim inandığım gibi inanıyor ve uyguluyorsunuz. Her şeyden önce yalnızca söylenen, yalnızca tavsiye edilen yer değil yaşanan bir yer olması lazım. Eğer dediğinizi yapmıyorsanız tesirinizde olmayacaktır. Bunu arkadaşlarımız hayatlarında ki çok çeşitli örneklerle yaşamışlar ve görmüşlerdir. Dille söylenen eğer halinizle desteklenmiyorsa o toplumda tesiri de olmayacaktır. Onun için arkadaşlarımızın da mutlaka tecrübeleriyle sabittir bu, bir yaşam tarzıdır din görevliliği. İmana önderlik demektir. Eğer önder kişi yaşantısıyla göstermiyorsa bizim beklediğimiz tesiri de olmayacaktır. Ben valilik gözüyle bakıyorum biraz olaya, olayı ideali açısından değerlendirmeye çalışıyorum. İsteğimiz şu ki bu toplumun ihtiyaç duyduğu en güzel örnekleri sizlerin dilinden dinleyen kişiler hayatlarına ölçü yapsınlar ve bunu yaşasınlar. Bunun yolu da önce söylenenin bizim kendi hayatımızda yapmış olmamız. Yalnızca söyleyip geçersek bu uygulanmayacaktır. Belki kurandan çok fazla haberi olmayan cemaatimiz size ahret diliyle cevap verecektir. O ki yapmıyorsun niye bana söylüyorsun diyecektir. Bunlar çok önemli hadiseler. Eksikliği test ettiğim için söylüyor değilim yanlış anlaşılmasın. Ama olması gereken bir özellik olduğu için bunu burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Camiler haftası 1986’dan beri biraz önce hocamdan öğrendim kutlanan camiler ve din görevlileri haftası. Bu tür haftalar gerekli. Kamuoyunda bir gündem oluşturuyor. Basınımız bunu işliyor, bir farkındalık oluşuyor.  Önemi neymiş bu izah edilmeye çalışılıyor. Her haftaya bir tema bulunması da önemli. bir senenin haftasında çocuk devreye girsin, diğerinde genç devreye girsin, diğerinde engelli vatandaşlarımız devreye girsin, diğerinde kadınlarımız devreye girsin. Biz camileri bütün fonksiyonlarıyla görev yapar hale getirmiş değiliz. Bir dönem ben çocuklara kapatmaya çalıştık hala daha kadınlarımıza kapalı bir vaziyeti var, onları tam alıştırabilmiş değiliz. Gençlerimiz yine aynı keza. Her bir yılın programında hangi tema işleniyorsa onunla birlikte caminin o fonksiyonu da yerine getirilmeye çalışılıp o yönüyle de topluma tanıtılması lazım. Bu sene ki temada mutlaka bundan önceki senelerde olduğu gibi konu başlıklarında olduğu gibi önemli bilgiler.

“Gençlikte başlamayan şeylerin yaşlılıkta tam faydasının olacağını söylemek mümkün değil”

Milletimizde genel olarak din duygusunun biraz yaşlanınca ortaya çıktığı, orta yaşlı birinin hacca gidip gelelim bakarız denilen bir durum, hâlbuki öyle değil. Gençlikte başlamayan şeylerin yaşlılıkta tam faydasının olacağını söylemek mümkün değil. Bu tür alışkanlıklar çocukluktan başlayıp gençliğimize kadar ulaşması lazım. Biraz önce duvarlarda görmüş olduğumuz sloganlarda gayet çarpıcı. “geç kalma, genç gel” ne kadar güzel bir ifade. Genç ve geç kelimelerinin birbirine benzerliğiyle güzel bir vurgu yapılmaya çalışılmış. Göreve başladıktan sonra sayın müftümüzle bu konuyu birkaç sefer görüşmüş, din görevlilerimizle zaman zaman bir araya geldiğiniz toplantılarda bulunmak istiyorum demiştim. Bugüne nasipmiş, güzel bir tesadüf. Sizlerin gününde, cami gibi önemli bir konunun gününde sizlerle genel bir tanışma yapmamız nasip oldu. Biraz önce müftü yardımcımızın program yoğunluğu dediği, sıkıştırdığımız programlar oldu ya da öne alma durumumuz oldu onun için affınıza sığınıyorum. Ben din görevlileri ve camiler haftanızın hayırlara, uğurlara vesile olmasını diliyorum. Ümidimizi, beklentimizi kırmadan 650 kişilik bir diyanet camiasıyla Bilecik’ e vereceğiniz çok şeyinizin olduğunu düşünerek sizlerden her konuda yardım ve destek beklediğimizi söylüyor, hepinize teşekkür ediyorum” dedi.

Düzenlenen plaket töreninde din görevlisi Bayram Arı, Kayıboyu camii dernek başkanı Ehriman Bozkurt, Karadeniz elektrik sahibi Hüseyin Kuzu’ya, Vali Ahmet Hamdi Nayir, İl Emniyet Müdürü Eyüp Özüdoğru ve Belediye Başkan vekili Nihat Can tarafından plaket verildi.

Plaket töreninden sonra kürsüye Kuran kursları öğreticileri adına ilimiz Dedeoğlu Kur’an Kursu öğreticisi Ayşe Şafak geldi.

Şafak yaptığı konuşmada:  “Kur’an Kurslarımız tüm halkımızı ilgilendirdiği için belirli konularda bilgilendirmeye ihtiyaç duyuyorum. Öncelikle tüm velilerimiz gelinlerine, kızlarına, en önemlisi annelerine yediden yetmişe kuran kurslarına göndermeleri geleceğimiz açısından büyük önem arz etmektedir. Toplumda ailenin ve kadının yerinin çok önemli olduğu hepinizin malumlarıdır. Bu neden sayın il müftümüzün kuran kurslarına çok önem verdiği bilinmektedir. Bu konuda ki hassasiyetlerinden dolayı kendilerine teşekkürü bir borç biliyorum. Bugüne kadar Bilecik müftülüğümüz tarafından gerek biz kuran kursu öğreticilerine gerekse din görevlilerine, kendilerine mahsus bir konuda bugüne kadar söz hakkı verilmedi. Bize bugün burada söz hakkı verilmesi takdire şayan bir davranış olduğunun bilincindeyiz. Tüm ilgililere bu düşüncelerinden dolayı Allah razı olsun diyor, tüm davetlilere katılımlarından dolayı teşekkür ediyor, haftanın hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum” ifadelerini kullandı:

Dedeoğlu Kur’an Kursu öğreticisi Ayşe Şafak’tan sonra Din görevlileri adına Şerifpaşa cami imamı Mehmet Ali Kaya konuşmasını gerçekleştirdi. Kaya ise yaptığı konuşmada, “Cami, müminleri bir potada toplayarak aralarında çıkacak ve ya çıkması muhtemel birçok olumsuzlukları ortadan kaldırır.” diyerek sözlerine şu şekilde devam etti.:

“Diyanet işleri başkanlığı malumunuz 1986 yılından beri her yıl Ekim ayının ilk haftasını camiler haftası ilan etmiş, ancak 2003 yılından itibaren teşkilatın omurgası sayılan din görevlilerinin taşıdıkları yük ve sorumluluklar da dikkate alınarak adının ismi “camiler ve din görevlileri haftası” olarak yeniden düzenlenmiştir. Değerli katılımcılar cami, müminleri bir potada toplayarak aralarında çıkacak ve ya çıkması muhtemel birçok olumsuzlukları ortadan kaldırır. Camiler toplumun her kesiminden insanın herhangi bir ırk, sınıf, rütbe ayrımına girmeden bir araya geldikleri, omuz omuza vererek, aynı heyecanı yaşadıkları, birlik ve beraberlik duygularının doruk noktasına ulaştığı kabenin şubesi kutsal mekânlardır. Camilerin dini bünyemizdeki yeri ve sosyal hayatımızda ki fonksiyonlarının ne olduğunu anlayabilmek için sayın valinin de az önce değindiği üzere öncelikli olarak Medine’de inşa olunan, temeli takva üzerine kurulan kube ve lehçe bediye bakmamız gerekiyor. Hz. Peygamber as. Yetiştirmek istediği ilk Medine toplumunda mescidi ve mevliyi merkeze almış, ve ona bir takım hayati fonksiyonlar yüklemiş. Mescid ya da cami sadece Allah’a ibadet edilen bir mekan değil, din ve düya işlerinin özgürce konuşulduğu, gelen yabancı misyon heyetlerinin karşılandığı, savaş veya barış kararlarının istişare edildiği, yerine göre hasta ve yaralıların dahi tedavi gördüğü ama ibadet  vakti geldiğinde topluca Allah’a ibadet edildiği mekanlar olmuştur. Bu itibarla camiler öncelikli ibadet yeri olmakla beraber beşeri alem ve ilahi alem arasında ruhani birlikteliğin yaşandığı, ruhların ve iradelerin Allah’a teslim edildiği mekanlardır. Öte yandan camiler sanatta güzellik ve zarafetin, yönetimde ihtişam ve azametin, insan ilişkilerinde nezaketin, özverinin, birlik ve beraberliğin, dostluk ve kardeşliğin tecelli ettiği müstesna yerlerdir. Kıymetli dostlar görev alanı ve yeri camiler olan biz din görevlilerinin, madem bu hafta bizim haftamız, kısaca birkaç sıkıntısına da değinmek istiyorum. İlimiz genelinde öncelikli problem cami lojmanlarının olmayışıdır. Bu durum görevlileri maddi anlamda sıkıntıya soktuğu gibi nikah, mevlit, cenaze gibi hizmetlerin görülmesinde cami yanında görevliye ulaşamayan cemaatimizi de sıkıntıya sokmaktadır. Camilerin yalnızca aydınlatma giderleri genel bütçeden karşılanırken, kışın ısınma, yazın ise serinleme giderleri ve yanında kuran kursu olanların, kuran kurslarının da aydınlatma ve ısınma giderleri yine cami cemaati tarafından karşılanmaktadır. Cuma ve bayram namazlarının sonunda adeta muhtaç haline gelen para toplama işi görevlileri bu konuda da maalesef zor duruma düşürmektedir. Teşkilatımızdan varis kuran kursu öğreticisi, imam hatip ve müezzin kaybından oluşan dört ayrı sınıf din görevlilerinin görevlerinin tamamını yerine getiren cami görevlileri ramazan ayında 30 gün hiç izin kullanmadan mukabele, teravi, vaaz ve yaz kurslarında öğreticilik olmak üzere büyük bir fedakârlıkla en yoğun mesailerini harcamakta ama sonunda iki gün bile izin yapamamaktadır. İşte daha geçen hafta kurban bayramında sağlık ve emniyet çalışanı hariç bütün memurlar beş gün bayram izni yaparken cami görevlileri görevlerinin başında vazifeye devam etmiş, birkaç gün ailesiyle iş ve dostlarıyla bayrama gitmek isteyenlerde yıllık izinlerinden izin kullanarak bayram yapabilmiştir. Bu uygulama da görevlilerimizi olumsuz yönde etkilemektedir. Din görevlisi tün sıkıntılara rağmen gece gündüz demeden, özellikle köylerde gecenin bir yarısında görevlimizin kapısının çalınıp hocam çocuğum çok hasta ne olur şifa ayetlerinden okusan da çocuğum rahatlasa diyen veya hocam cenazemiz var ne yapacağımızı bilemiyoruz, bize yol göster diye hocanın kapısında bekleyip hocadan medet bekleyen insanımızla iç içe yaşayıp, 7 gün 24 saat onların dertleriyle dertlenen, sırlarına sırdaşlık eden halk adamıdır cami görevlileri. İnsanlarımız arasında uzlaştırıcı, bütünleyici bir tutum sergileyen, dini konularda onları aydınlatan, soysal problemlerine çözüm arayan sorumluluk duygusu içerisinde bu ulvi görevi yerine getiren fedakar din görevlilerinin hatırlanması, onlara böyle bir haftanın tahsis edilmesi de her türlü takdirin üstündedir. Camiler ve din görevlileri haftası ismi ile böyle bir haftayı ortaya çıkaran büyüklerimize, bugüne kadar cami yaptıran, yapımında emeği geçen dernek başkan ve yöneticilerine bizlerin her yardım isteğine az ya da çok cebinde ki parasından yardım kutusuna bağışta bulunan cemaatimize bu anlamlı günde bizleri bir araya getiren il müftüm Necati Akkuş hocamıza, programda emeği geçen müftü yardımcılarımız mihrap, minder ve kürsülerde halkımıza hizmet veren bütün din görevlisi arkadaşlarıma, bizleri yalnız bırakmayıp teşrif ettiğiniz için siz kıymetli halkımız huzurunda gönülden teşekkür ediyor, haftanın biz din görevlilerine ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini yüce Allahtan niyaz ediyorum”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam