“Obezite Terapi Grubumuz Türkiye’de İlk”

“Obezite Terapi Grubumuz Türkiye’de İlk”

Obezite Biriminde görevli Diyetisyen Zerrin Delibaş Tez, Psikolog Tuğba Hasırcı ve Sosyal Hizmet Uzmanı Gizem Gürsoy obezite şikayeti olan kişiler için çeşitli çalışmalar yürütüyorlar. Hastaların da birimde gerçekleşen faaliyetlere severek ve gönüllü bir şekilde katıldığı öğrenildi.

Türkiye genelinde obezite mücadele merkezlerinin bulunduğunu belirten Diyetisyen Delibaş Tez, Bilecik’te uygulanan psikoterapi sisteminin Türkiye’de ilk olduğunu ifade etti.

Birim ile ilgili gazetemize açıklamalarda bulunan Diyetisyen Delibaş Tez şunları aktardı:

“Obezite danışma biriminin kuruluş amacı Sağlık Bakanlığımızın yürütmüş olduğu ‘Obeziteyle Mücadele Programı’ kapsamında Bilecik Halk Sağlığı Müdürlüğü tarafından Toplum Sağlığı Merkezi’ne bağlı olarak kurulan obezite danışma biriminde 5-6 aydır rutin olarak çalışmaktayız.

Birimimiz randevu sistemiyle çalışmakta olup Pazartesi-Salı-Çarşamba günleri diyetisyen tarafından hizmet vermekte. Birim morbid obez hastalara öncelik vermekle birlikte obezitenin yol açtığı kronik hastalıkları olanların başvurularını da kabul etmekte. Kronik hastalarımızın arasında kalp damar hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, solunum sistemiyle ilgili Koah, astım bronşit şeklinde olan hastalıkları olan hastalara da yardımcı oluyoruz. Çünkü astımlı hastaların genelde kortizonlu sprey ilaçları var. Ona bağlı olarak kilo alımları oluyor. İnce bağırsak sendromu olan hastalar da başvuruda bulunabiliyor. Aslında birçok rahatsızlıklara yönelik diyetlerimiz var. Gut rahatsızlığından romatizmal hastalıklara, guatr, tiroitsel rahatsızlıkları olanlara kadar akla gelebilecek bütün rahatsızlıklara yönelik beslenme şekilleri düzenlenebiliyor. Özellikle mide şikayetleri olanlarda. Kronik rahatsızlık dediğimizde genel çaplı düşünmek lazım. Hemen hemen bütün hastalıklara yakın herkesin diyetiyle ilgili beslenme şeklini belirleyebiliyoruz.

Yaş olarak genelde yetişkin gruplara bakıyoruz. Çocuk gruplara baktığımızda oluyor ama çocuk grupları öncelikle büyük hastanelerde endokronolojiye yönlendiriyoruz. Orada genel hormon testlerinden, genel tetkiklerden geçtikten sonra bizden randevu alıp o şekilde gelmelerini istiyoruz. Çünkü çocukların hormonal değerleri yetişkinlerden farklı. Bu yüzden onları doktorların görmesini kesinlikle şart koşuyoruz. Çocukları da o şekilde kabul ediyoruz.

 

‘Sadece ilaçla tedavi olabilenleri beslenmeyle düzeltemeyiz’

 

Randevu almak için arayan kişilerden, randevuya gelmeden 1 hafta öncesinden Bilecik Halk Sağlığı laboratuarından kan tetkiki istiyoruz. Bu tetkiklere bağlı olarak hastamız şayet doktoruna da kan tetkik sonuçlarını göstermeden geldiyse sonuçlarına bakıp tekrar doktorlarına yönlendiriyoruz. Çünkü doktorların tedavi sistemi ilaçla bizimki beslenme şekliyle. Tedavisi ilaçla olması gereken hastaları sadece beslenmeyle biz düzeltemeyiz. O yüzden hastaların önce doktor tedavisini görmüş olmaları lazım. Tedavi sürecinde de bizimle beraber tekrardan çalışma yapabiliyoruz. Beslenme şeklini de ona göre ayarlayabiliyoruz. Bu yüzden kan tetkik sonuçları bizim için önemli. Kronik rahatsızlıkları olan hastalarımızda doktor çalışması yapıyor. Ondan sonra biz kabul ediyoruz.

Bizim burada çalışan hemşiremiz var. Hemşiremiz randevuya gelen kişinin genel geçmiş öyküsünü alıyor. Geçirdiği rahatsızlıklar var mı, operasyon geçirmiş mi, kullandığı rutin ilaçları var mı, bu ilaçlar nelerdir hepsinin tek tek bilgisini alıyoruz. Daha sonra bizim özel olarak getirttiğimiz vücut yağ-kas analiz cihazımız var. Vücudunuzun metabolik döngüsünden kollardan, gövdeden, bacaktan bütün yağları-kasları-vücut sıvısının vitamin, mineral eksikliği var mı bunun detaylı olarak dökümünü çıkarıyor bu cihaz. Hemşiremiz, kişinin hastalıklarını, kullandığı ilaçları, vücut yağ-kas analizinden çıkan sonuçlarını hastanın durumuna göre değerlendiriyor, dosyalıyor ondan sonra hastayı bana yönlendiriyor. Biz orada inceliyoruz, sonuçlara bakıyoruz ona göre hastanın neye ihtiyacı varsa ona göre rutin bir diyetle başlangıç yapıyoruz. Hastalarımızın vücudunda kas kaybı oluşmaması için gerekirse diyete spor da ekliyoruz.

 

‘Beslenme eğitimleri vereceğiz’

 

Kış döneminde birimimize gelen hastalarımıza yönelik eğitimler düzenleyeceğiz. Beslenme eğitimleri vermeyi düşünüyoruz. Bunun için gerekli malzemelerimiz var. Ortamı hazırladığımız zaman gelen hastalarımızı özellikle beslenme eğitimine tabi tutacağız. Haftanın belirli günlerinde belirli saatlerinde çok kendilerini yormamak kaydıyla bazı konulara özellikle değineceğiz. Sonuçta kilo verdireceğiz ama hayatının kilo verdikten sonraki etabını kendisinin devam ettirebilmesi lazım. Yani bizler onun beslenme şeklini düzenliyoruz ama hep bu beslenme şekliyle ömrünün sonuna kadar gidemeyecek. Verilecek eğitimlerle gün içerisinde alması gereken kalori miktarını bilecek, gün içerisinde ne kadar meyve yemesi gerekiyor, ne kadar sık yoğurt yemesi gerekiyor, ne kadar miktarda et ya da et ürünlerinden tüketirse gün içerisindeki alması gereken kalori değerini bilirse şayet istediği gibi hayatını yönlendirebilecek.”

 

“Obezite terapi grubumuz Türkiye’de ilk”

Bilecik’te kendilerinin diyetler sırasında uyguladığı psikoterapi sisteminin bir ilk olduğunu ifade eden Delibaş Tez, “Türkiye’de Obeziteye yönelik çalışmaların yürütüldüğü obezite danışma merkezi var. Ama onların çalışma sistemi biraz daha farklı. Onlar hastalarını psikologa yönlendiriyorlar ya da psikiyatri ihtiyacı varsa oraya yönlendiriyorlar. Ama bizim birimdeki gibi psikolog ve sosyal çalışmacı eşliğinde direk bire bir gruplar oluşturarak çalışma yok. Şu an aynı bünye içerisinde bu tarz bir çalışma yapılmıyor. Bu şu ana kadar iki grup yaptık psikoterapiyle ilgili. O iki grubumuz bizim ilk pilot çalışmamızdı. Zaten o hastalarla tekrar diyaloga geçeceğiz. Bu çalışma Türkiye’de bir ilk. Çünkü bu zamana kadar alkol kullananlarla ilgili terapi grupları oluşturuldu, sigara içenlerle ilgili grup oluşturuldu ama obeziteyle ilgili hiçbir grup oluşturulmadı. O yüzden burada yapılacak olan çalışmalar biraz da ilki içeriyor. Hani bünye içerisinde eğitimlerde aynı şekilde. Yapmış olacağımız eğitimlerimizde şuana kadar bünyeye birim içerisinde hastaları çağırıp özellikle eğitime tabi tutulmadı. Zamanında eğitimler yapıldı tabi ki. Bunlar, genel halka yönelik oldu. Ama hasta gruplara özellikle eğitimler verilmedi. Bu yapacağımız çalışma da aynı şekilde bir ilki temsil edecek.” dedi.

 

“Hastalarımıza yüksek kalorili besinler tüketip de normal beslenmesini ihmal etmemesini öğretiyoruz”

 

Diyetisyen Delibaş Tez, diyet yapan kişilerin arada sevdiği yüksek kalorili besinleri de tüketmelerine izin verdiklerini böylece o besinleri tüketseler bile diyetlerinin bozulmayacağını hastalara göstermek istediklerini söyledi. Delibaş Tez konuyla ilgili şöyle konuştu:

“Hastalarımızla arada pikler yapıyoruz. Sevdikleri yüksek kalorili besinleri tüketmelerine müsaade ediyoruz ama diyeti bozmuyoruz. Hastaların kaloriyi vücuda yüksek verip sonra tekrar diyetine döndüğü zaman kilo vermesinin devam ettiğini görmesi gerekiyor. Aslında hayatı boyunca diyetle yaşamayacağını arada bir böyle yüksek kalorili besinler tüketip de normal beslenmesini ihmal etmemesini öğretiyoruz. Çünkü bizim burada Bilecik genelindeki bayanların çoğunluğunun toplantıları fazla. Sabah geç kalkıyorlar. Kahvaltılarını ihmal ediyorlar. Daha sonra arkadaş toplantılarında bir şeyler yiyeceğini düşünerek öğle yemeğini de ihmal ediyorlar. Orada direk hamur işi gıdalara yönelik ya da tatlılara yönelik beslenmeye yöneliyorlar. Bu sefer bunun kendilerine kilo yapacağını da bildiklerinden dolayı akşam yemeğini aza indiriyorlar ya da hiç yemiyorlar. Böyle olunca gün içinde sadece tek yönlü beslenmeye oluyor. Bu sefer vücuttaki protein ihtiyacını karşılamadığı için kas kaybına uğrayıp vücutta yağ artışına neden oluyorlar. Bizim maksadımız pik yaptıkları dönemlerde pik yapmayla kalmayıp beslenmelerine de rutin devam ederlerse metabolizmasının yavaşlamayıp gün içerisindeki yağ alımını harcamaya yönelik hareketlerde bulunulması gerektiğini söylüyoruz. Burada yapılan çalışmaların hepsinin altında bir neden yatıyor. Bu kişilere bir nevi aslında yaşam eğitimi de vermiş oluyoruz.”

 

“Sporu kilo verme aracı olarak görmeyin”

 

Sporu zayıflatıcı bir etken olarak görmediğini belirten Delibaş Tez, “Biz sporu kilo verme bazında düşünmüyoruz. Biz kaslarımızın korunmasında, vücut direncimizin, bağışıklık sistemimizin güçlenmesinde yani sağlık açısından faydalı olduğunu düşünerek spor yapılsın diye düşünüyoruz. Ama kilo verme dediğinizde sporu kilo verme aracı olarak görmesinler. Beslenme düzenlenmediği sürece gidip günlerde kısırlar, börekler yenildiği sürece sporun hiçbir şekilde faydasını göremeyecekler. Sporun amaçlarından bir tanesi de budur vücut sıkılığını sağlamak. Aslında burada vücut analiz cihazımızın olmasının nedenlerinden bir tanesi de kaslarınızın neye ihtiyacı olduğunu tespit etmek. İnsan vücudu kişiye göre değişiklik kazanır. Biz bunu zaman içerisinde tespit ediyoruz. Kişinin haftada 3 gün 40 dk yürüyüşe ihtiyacı varsa fazlasını vermiyoruz. Fazla verilirse gün içerisinde o kaloriyi almamışsa vücut yapılan fazla sporla kaslardan yitirebilir hasta. 

Spor yapanlara söyleyeceğim şu. Haftanın 5 günü kesinlikle spor yapılmasından yana değilim. Eğer ev hanımıysa yaşam standardında sürekli spor yoksa bunu hayat felsefesi haline getirmediyse sporu devamlılığını getiremeyeceği zaman bu kiloya dönüşüyor. O yüzden bu tarz bir hatada bulunmasınlar. Çok sık ve çok yüksek saatleri içeren sporları da önermiyorum. Sporcular hariç.

 

‘Hastalarımızla kilo bazında değil yağ miktarı bazında görüşme gerçekleştiriyoruz’

 

Birimimize gelen kişilerle vücutlarında olması gereken yağ miktarı bazında görüşme gerçekleştiriyoruz. Kişi 1.60 boyundadır. 70 kilodur ama 50 kilo kası vardır. Seni 50 kiloya çekeriz dersek yanlış olur. Çünkü normalde boyuna göre kilosu 50 kilodur ama bu kişinin 50 kilo kası varsa biz bunu 50 kiloya çekeriz diye bir şey diyemem. Vücudunun ihtiyacı olan yağ miktarı en alt sınır 13’tür biz seni en alt sınıra yakın 15’lerde 16’larda bırakırız deriz. Yağa göre konuşuruz olması gereken kiloyu. Ki olması gereken kiloyu bulduğu zamanda form koruma etabı denilen etapta olması gerekiyor. O zaman hastaya verilmesi, öğretilmesi gereken şeyler var.  Eğitimlerden geçtikten sonra hastamızı ayaklarının üstüne bırakıyoruz. Daha sonra ayda 1 kontrollere gelmesini söylüyoruz.

Kontrole geldiği zaman da nerede hataları var konuşuyoruz hastalarımızla.” dedi.

 

“Grup terapilerde sorunların ortak olduğu görülüyor”

 

Birimde görevli Psikolog Tuğba Hasırcı haftanın iki gününde grup terapileri gerçekleştirdiklerini ve bu terapilerin hastalar üzerinde olumlu etkilerini gördüklerini ifade etti. Hasırcı, “En fazla 10’ar kişilik gruplar oluşturuyoruz hastalar içerisinden. Bunlar gönüllü katılımlarla oluyor. Onlarda katılmak istiyorlar. Saatlerini hastalara göre belirliyoruz. Önce bir toplantı yapılıyor. Grup hakkında bilgi veriyoruz. Grup terapi nedir, biz burada neler yapacağız, neyi amaçlıyoruz diye. Belirlenen saatte her hafta herkes buraya geliyor o grupla beraber grubun ihtiyacına göre konular belirleniyor. İlk olarak sorunlarını paylaşarak başlıyorlar. Herkes ortak sorunlar yaşadığını görüyorlar. Herkes bir şeyler anlattığı sürece aslında yalnız olmadıklarını fark ediyorlar ve bu tedavi sürecinde çok faydalı oluyor. Yer yer motivasyonları düştüğü zamanlar oluyor, kilo veremedikleri zamanlar oluyor, diyetlerini sürdürmede sorunlar yaşıyorlar. Yine bunlarda ortak sorunları bazen beraber çözüm bulmaya çalışıyoruz.” dedi.

 

“Amacımız hastalarımızın özgüvenlerini yükseltmek”

 

Birimde görevli Sosyal Hizmet Uzmanı Gizem Gürsoy da, kişilere nasıl “dur” diyebileceklerini öğretmeye çalıştıklarını ifade etti. Gürsoy, “Burada genel olarak amacımız diyet sürecindeki dezavantajlı grup dediğimiz obezite hastalarının tedavi süreçlerini kolaylaştırmak ve motivasyonlarını sağlamak. İşte bunun için iki ayrı grup oluşturduk. İlerleyen süreçte bu sayılarımızı arttıracağız zaten. Bu insanlar kiloları nedeniyle genellikle okul yaşamlarında, iş yaşamlarında, sosyal ilişkilerinde dışlanırlar. Eleştirilmeye maruz kalırlar. Bizim amacımız da özgüvenlerini yükseltmek, daha kolay uyum sağlamalarına yardımcı olmak. Kendi özel ilişkilerinde, toplantılarda bunların sürekli karşılaştıkları bir sıkıştırma oluyor, ‘Ye ne olacak zaten kilo veremiyorsun.’ gibi. Onlara nasıl dur diyebileceklerini burada çalışmalarımızda onları gösteriyoruz. Güzel bir şekilde taviz verilmesi gerektiğini ya da bir ‘dur’ denmesi öğretmeye çalışıyoruz. Bunu pekiştirmek hayat tarzı haline getirmek istiyoruz. Olumsuz davranışları olumlu olanla değiştirmek, olumlu davranışları pekiştirmek istiyoruz.” dedi. ZEYNEP KILBAHRİ

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

3 yorum

  1. başarı dileği –

    asrın hatalığı çok yemek ve yakamamak kalori hesabı yapmadığımız için abartılı yiyoruz yediklerimiz ve aldığımız aşırı kilolar açlar ve alamayanlara aktararak hem obeziteden hem de alamayanları mutlu etme mutluluğu yaşamak ta bir yöntem olamazmı inşallah uygulama başarılı olur koca göbekli hareket kısıtlaması olmadan hayatı sürdürürüz

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam