ÖLEN DİRİLİR Mİ?

ÖLEN DİRİLİR Mİ?

 

       Hâlbuki kutlu Resulümüz(s.a.s) şöyle buyuruyorlardı: “Dünyanın lezzetlerini acılaştıran ölümü çokça anınız!” Neden böyle söylemiştir acaba? Çünkü ölümü anmak, ahiret hayatının olabilirliğine ve kesin oluşuna imanı gerektiriyor. Ahiret hayatına şüpheyle yaklaşmayı izale ediyor.

       Allah(c.c) “kim daha iyi iş yapacak diye hayatı ve ölümü yaratan O’dur!” (Mülk suresi- 2) Ayrıca “Her nefis ölümü tadacaktır” Al-i İmran suresi- 185. buyurmaktadır. Bir hadiste ise Peygamber Efendimiz(s.a.s) “ölüm insan için en iyi nasihatçidir!” buyurmaktadır. Yani insana hayrı için, nasihat edenlerin içinde ölüm kadar etkileyici olanı yoktur demek…

        Bize düşen ise hayatı da ölümü de, Allah’ın dilediği tarzda anlamlandırmak ve hayatı ve ölümü O’nun rızasına uygun olarak yaşamaktır.

       İşte düşünmeyen insanın bu türlü gafletli dalgınlığından dolayıdır ki, Efendimiz (sas) Hazretleri her gece yatağına uzanacağı sırada insanları düşündürmek için uykuya giriş duasını şöyle yapıyor:

        “Beni her akşam öldürüp her sabah dirilten Allah’ım, Senin ismin ve izninle giriyorum yatağıma”

       Sabah kalkarken de aynı gerçeği tekrar hatırlatan şu duayı okuyor:

       Beni öldürdükten sonra tekrar dirilten Allah’a hamd olsun. Bir gün gelecek ki, en son ölümle ölecek, en son dirilişle dirilerek O’na döneceğiz

       Yatarken kalkarken yaptığı bu manidar dualarıyla bizleri ikaz eden Efendimiz (sas) Hazretleri her gece ölmüş sayılıp her sabah da yeniden dirilmiş olmayı düşünmemizi tavsiye etmiş oluyor. Ama bu ikaz ve irşadı kim anlar, kim yorumlar?

       Elbette okuyan ve düşünen insan. Okuma yoksa düşünme mevcut değilse, her gece ölecek, her sabah da dirilecek, ama yine de sormaya devam edecek:  Kim ölmüş de dirilmiş, kim gitmiş de gelmiş? Var mı gidip de dönen?

       Düşünmeyen adam şunu da ekliyor tefekkürsüz sorusuna:  Günahkâr insan kabirde azap çeker diyorlar? Ölmüş insana nasıl azap olur?

       Bunu soran adam her gece mezara girer gibi girdiği yatağında ölmüş gibi uyurken gördüğü korkunç rüyalarında çeşitli kabir azapları yaşıyor, işkencelere maruz kalıyor, bazen de cennet güzellikleri gibi güzellikler seyrederek uyanıyor.

       Ama yine de soruyor:  Ölmüş adamın kabirde azap görmesi mümkün mü? Nasıl olur?  

       Hâlbuki Rabb’imiz insana, bu dünyada ölmeyi, dirilmeyi, kabirde azap görmeyi, zihnine yaklaştıracak olaylar yaşatıyor, aklına kapı açıyor; ama iradesini de elinden almıyor, düşünmesini istiyor. Buna rağmen düşünmeyen adam hâlâ soruyor: “Var mı giden gelen, kabirde azap gören, mükâfat yaşayan?”

        Bunu söyleyen adam, o gece yine ölecek, o sabah yine dirilecek, gece boyunca gördüğü korkulu rüyaları sabah yine düşünecek. Yine de omuzlarını silkip dudaklarını bükecek… ‘Var mı gidip de gelen, kabirde azap gören?’ diyecek.

        Demek ki sebepsiz değilmiş Efendimiz (sas) Hazretleri’nin ikazı:Bir saat tefekkür, bir sene ‘nafile’ ibadetten üstündür!.

        Ne dersiniz, biz de yaşadığımız olayları düşünüyor, doğru değerlendirmeler yapıyor muyuz? Düşünmeye değer mi bunlar?

        Bir kez daha imanlarımızı yenilemenin, Rabbin emirlerine göre yaşamanın mücadelesini vermenin zamanı değil midir? O zaman ölüm gelse ne olur? Sevgiliye (Allah) kavuşma anını hangi mümin erteler ki? 

  Aydın OSMANOĞLU

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam