• DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST
“TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN İLK DEVLET KONSERVE FABRİKASI”

“TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN İLK DEVLET KONSERVE FABRİKASI”

Erdovan Bilkon konserve fabrikasının kuruluş hikayesini, kurulurken ne aşamalardan geçildiğini 1974 yılındaki Kıbrıs çıkarmasında Türk askerlerine kaç kamyon konserve gönderdiklerini, bu iş için kaç gün çalıştıklarını anlatarak, kendi çalışmalarına göre  adı geçen fabrikadan bugüne kadar 5 binin üzerinde insanın sigorta girişi olduğunu ifade ederek fabrikanın bölgeye ekonomik katkılarını açıkladı.

 

 Ziraat Yüksek Mühendisi Ferruh Erdovan evlere dağıttıkları sebzeler ile özellikle ev ekonomisine büyük katkıları olduğunu ayrıca ilimiz genelindeki üreticilerin ürettikleri sebzelerin değerinde aldıklarını ve yıl boyunca hiç parasız kalmadıklarını kaydetti.

 

Gazetemiz muhabiri Erhan Toka ile aynı zamanda Bilecik TEMA Vakfı İl Temsilcisi olan Ziraat Yüksek Mühendisi Ferruh Erdovan’ın ilimizin ilk fabrikası olan Bilkon konserve ve salça fabrikası hakkındaki röportajı:

 

Erhan Toka: Bilecik’in ilk fabrikası Bilkon konserve fabrikası.  Bilkon fabrikasında uzun yıllar yöneticilik, müdürlük yaptınız. Bununla ilgili neler anlatmak istersiniz?

 

Ferruh Erdovan: “Bilkon’un yerinin 6,5 dönümü benim dedemindi”

“Bizim geriye giden özgeçmişimizde Bilkon’un yeri zaten çok önemli. Bilkon’un yerinin 6,5 dönümü benim dedemindi yer olarak. O zamanlar sene 1955-56. Adapazarı dört yolu Antalya – Eskişehir’i bağlayarak bizim önümüzü açacak. Bilecik, Bursa, Bolu falan Antalya, Ankara gibi iki saatte çalışacak. Bu yıllarda İstasyon mahallesinde yazın bozkırdan satıcılar geliyor. Yerli orada benim dedem, babamlar, amcam yalınayak Rıza, uzun Rıza ve ortakları olan kayınpederi Hüsnü Türken yine oranın eski esnaf alıcıları ambar binasının etrafında, büyük alanda Sakarya’dan hayvanlarla gelen malları topluyorlar, Ankara, İstanbul, Polatlı’ya gönderiyorlar. Bir kısmı da Bozüyük pazarına, Yenişehir pazarına, Kütahya pazarına gönderiliyor hep hayvanlarla.

 

“Rahmetli Ziraat Mühendisi Niyazi Kolbek diye bir adam”

Bu İstasyondaki hareket, oradaki esnaflar sevk edemedikleri veya hallerde artık satılamayan malların dalda, tarlada kalmaması için bir konserve fabrikası kurmayı düşünüyorlar ve ilk önce oradaki esnaflar bir dernek kuruyorlar, arkasından bizim bir meslektaşımız Mersin’den oraya geliyor. Rahmetli Ziraat Mühendisi Niyazi Kolbek diye bir adam. Bu geçmiş yıllarda da İstasyonda da muhtarlık da yaptı, hanımı da öğretmendi. Hatta Ertuğrulspor’un kurulmasında ilk siyah takımlarla Bilecik hakemi olarak çıkan Niyazi Kolbek’ti. Onun evresinde de Esnafspor temeli atılmıştı sonra Ertuğrulspor olmuştu.

Şimdi İstasyonun esnaflarından Rıza Dönmez, Hüsnü Türken, İbrahim Eser, Başköy’den tuhafiyeci Orhan vardı onun babası Ali Osman Kaya, rahmetli Orhan Karsan, Hakkı Özdil, Bayırköy’den berber Ali, diğer adaşı Ali bey eski muhtarlardan. Bunlar da ortak oluyorlar. Yeniköy’den yine Akif Türken, arkadaşları bu derneğe katılarak, müstahsil üretici olarak dernek genişliyor ve niyete girerek kurma teşebbüsü ettikleri zaman yerini alıyorlar, inşaatına başlıyorlar. Sermayelerinin yetmeyeceğini anlayınca Ziraat Bankasını iştirhaklar genel müdürlüğüne gidiyorlar.

 

“Türkiye’de ilk defa ürünlerin değerlendirilmesi için bir fabrika kurulmuş oluyor”

O arada 1954’te de seçim oluyor. Demokrat Parti Milletvekilleri öne düşerek fabrikanın, Ziraat Bankasının desteğiyle, ortaklığıyla arkadan İş Bankası çalışanlarının sendikası, arkasından Sümer Bank ortak oluyor. Öyle öyle kuvvetli kitle ve Ziraat Bankası etrafını sararak şirketin sağlam bir şirket olmasını sağlıyorlar, büyütüyorlar. Ondan sonra da ileriki yıllarda Kepez ile birleşme sırası geliyor. 1966 yılında Kepez ile birleşerek ana şirkette tek şirket haline geliyorlar. İlk önce Bilkon A.Ş olarak kurulan şirket daha sonra üst şirket olarak kurulan Yurt Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş olarak şirkete katılıyor, arkadan da Kepez katılıyor. Böylece teşebbüs olarak çok ortaklı bir firma çıkıyor. Böylece Yurt Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş diye Türkiye’de ilk defa üreticinin, tarlaların sebze ve meyve için, ürünlerin değerlendirilmesi için bir fabrika kurulmuş oluyor. Tabi ileriki yıllarda temsil ediliyor ve geliştiriliyor. 1956-57’de üretime geçiyor fakat devam edemiyor, sıkıntılar yaşıyor.

 

“Hem salça hem konserve fabrikası”

Esas yönetime geçişi 1958 yılı oluyor. 1958 yılında bizim Niyazi Kolbek meslektaşımız, ağabeyimiz o müdürlük yaparken arkasından Mustafa Kemal Paşa’dan bu işi biraz daha iyi bilen İsmail bey diye bir Ziraat Mühendisinin, onun döneminde de deneme üretimi bitiriliyor, üretime geçiyor. Artık tam teşekküllü bir fabrika olacağı zaman o İsmail bey de  gidiyor. İsmail beyin yerine bu sefer Nazmiye hanım ve Metin bey diye bir meslektaş geliyor. Biri Ziraat Mühendisi biri Ziraat teknikeri. Arkasından Atilla Yasak diye çok iyi bir arkadaş geliyor Çanakkale’den ve bunlar çoğalıyorlar. Hem salça hem konserve fabrikası. Bir nevi o güne göre entegre. Ama salça tek kazanlı sonra kazanı ilerde çoğalıyor.

 İlk sıçramasını 1966- 67’de başlatıyor. 1968,69,70 yıllarında Cemil Er diye bir müdürümüz var.

 

“Bilkon sendikalaşıyor, kurumsallaşıyor..”

 Onun döneminde ilk sükseme oluyor. Bilkon sendikalaşıyor, kurumu kurumsallaşıyor, elit elemanlar, teknik elemanlar, mühendisler, teknikerler gelmeye başlıyor. O zaman artık sözleşmeli ekibiyle köylerde eğitim yapıyor ve hala bugün gözde olan, çok önemli olan daha fideye biçilmeden sözleşme yapılıyordu. Fiyatı belli, fide veriliyor, tohum veriliyor, önden gübre parası veriliyor. Ondan sonra çapa zamanı geldiği zaman yine avans veriliyor, bu şekilde köylü parasız olduğu dönemlerde Bilkon tarafından desteklenerek yoluna devam ediyor. Sonunda ürününü alarak böylece sanayi ürünü, fabrika ürünü yetişmesini öğreniyor.

 

“rahmetli Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük emeği var”

Bütün Türkiye’de salça ve konserve sanayi şeker fabrikaları ve anonim şirketinden, devlet yönetimli şirketinden sonra Türkiye tarımına yararı olan, en büyük katkısı olan bir kurumdur. Ne yapmıştır? Sulu tarımı geliştirmiştir, sulu tarım üzerinde teknik bilgileri geliştirmiştir. Tarım İl Müdürlükleri ile birlikte köylüye eğitim vermiştir, köylüyü kurslara yollamıştır. Köylünün budama tarım topraklarının yeşermesindeki teknik bilgiler, ilaçlama gibi teknik bilgilerin öğretilmesi sağlanmıştır. Bunlar hep konserve sanayine işgücü olarak yapılmıştır ama temelinde şeker fabrikası anonim şirketi vardır. Yani Türkiye tarımının bugün çok, birden fazla ürünün nöbetli yetiştirilmesine temel atan şeker fabrikasıdır ve arkasından buğday tarım üretimini geliştirmiştir ama arkasından yine sulu tarımı da yaparak teknik bilgileri de makine ekipmanlarıyla ama bunların hepsinin üstünde şeker fabrikalarının, sanayinin 1933 yılından itibaren kurulmasında rahmetli Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük emeği var ve onun arkadaşlarının. Celal Bayar bakan oluyor, seçiliyor falan. Bütün onun insanları halka halka rahmetli Mustafa Kemal Atatürk’ün etrafında kenetleniyorlar.

 

“Senden kurtuluş yok, seni bir yere alalım da bari hiç olmazsa bir deneyelim bakalım”

Gelelim asıl sıçramalarının dönemine. Ben de TAMEK konserve fabrikasında görev almışken devamlı Baki Şeker ismindeki genel müdüre telefon ediyordum, mektup yazıyordum. Nihayet günün birinde bu konuşmalarım dikkate alındı. Hala yaşıyor, uzun ömürleri olsun. En sonunda artık pes deyip beni aldı. “Senden kurtuluş yok, seni bir yere alalım da bari hiç olmazsa bir deneyelim bakalım” diyerek aldı. Yıl 1972. Nisan ayında TAMEK’e geçtim, 5 ay sonra da Kepez’e beni müdür yaptılar, fabrika müdürü. Orada deneyimim olsun bir deneyelim ondan sonra Bilkon’a geleyim diye.

 

“Bilkon konserve fabrikası sadece Bilecik bölgesinde değildi…”

1973 yılının Ocak ayında Bilkon’da ben göreve başladım. Benim için milattır o, çünkü Türkiye Cumhuriyetinin ilk Devlet Konserve Fabrikası. İlk sebze ve tarıma çok öğünü alıp değerlendiren, köylüye de bunun karşısında zamanında parasını verip değerini veren bir çalışmadır. Nitekim Bilkon konserve fabrikası sadece Bilecik bölgesinde değil Bursa Kemalpaşa, Karacabey, Biga, Yenişehir ovası ve Güney Marmara’da, Batı Marmara’da çok büyük alanda hem devleti temsil ederek rehberlik yapmıştır, fiyat ayarlamaları yapmıştır, taban ve tavan fiyatlar koymuştur. Böylece koca Marmara Bölgesinde şüphesiz 1974 yılında kapasitesini 4-5 misline çıkartmıştır. Yaptığı bütün ürünler 3-5 kat artmıştır ve Kepez ile Bilkon Türkiye’nin en fazla üretimini yapan bir konserve fabrikası haline gelmiştir.

 

“Burada bizim en çok üzüldüğümüz nedir?”

1980 ihtilalından 12 Eylül müdahalesinden sonra “devlet konserve yapmaz, devlet konserveyle uğraşmaz” deyip bu konuyu ele almışlardır ve maalesef en iyi zamanında ortadan kaldırma işlemi başlamıştır. Değişik, siyasi kanallardan, her yerden o gün kim varsa hepsi orayı kullanmaya kalkarak onlarla işbirliği yapmazsak işte ya bizden yanasınız ya da buralardan gidersiniz… Nitekim 1976 yılı sonunda bizim birçok insanımız yerli Bilecikliler olmak üzere 22 tane üniversite mezunu insan vardı.”

 

Toka:  “1974 Kıbrıs çıkarmasında Türk askerine Bilkon konserve fabrikasının konservelerinin gittiğinden bahseder misiniz?”

 

 Erdovan: “Kepez ile birlikte 80 kamyon 2 günde gemilere mal yükledik”

“1974 yılında 19 Temmuz’da ben Ankara’ya müdürler kurulu toplantısına gidiyorum. O toplantı da genel müdürümüz diyor ki “dikkatli olun, üretimimizi falan iyi kontrol edin. Üretimleri arttırabiliriz. Kıbrıs’a mutlaka çıkartma olayı söyleniyor” diyordu. Nitekim 22 Temmuzda çıkartma oldu. Biz 18-19 Temmuz akşamı 40 kamyon bizden 40 kamyon da Çanakkale’den talep edildi ve biz bunları oraya, Mersin limanına yolladık oradan da Şilep’e binecek, o zaman çıkarma gemisi yok. Şileple de Kıbrıs’a gidecek. Nitekim biz bunları uzun kutuda denizaltılara verilmek üzere biz o zaman 24 saat hiç durmadan yükleme yaptık, işçilerin tamamı geldi. Mahalle de işçi olmayanlar da geldi. Bilecik’ten servise binmişler, çağırmışlar servisi, bütün insanlar gelmiş. Orada kimisi çalışıyor, kimisi nöbet bekliyor, kimisi kahvelerde oturuyor falan. Böyle bir vatanseverlik vardı. Bilkon 2 gün 48 saat Kıbrıs’a çıkarma yapıldığı zaman Kepez ile birlikte 80 kamyon 2 günde gemilere mal yükledik. Ondan sonra zaman zaman yine gönderdik ama o 1974 yılı zaten bizim en yüksek verimli yılımızdı. Hem eğitim yönünden, hem parasal kazanç yönünden. Ondan sonra zaten aşağı inmişti.

 

“Burada çıkaracak çok dersler vardı. Nedir onlar?”

 Birincisi Bilecik hala daha öyle bir fabrikaya muhtaçtır. Çünkü karma ekonomiye göre hareket ettiği için orada şoklama yapılır. O günkü çeşitler teknolojinin yerine mantar geliyor, şu geliyor, bu geliyor. O deneme istasyonunda beraber çalışıyorduk. Bütün Bilecik’teki kamu kurumu bizimle beraberdi. Şöyle diyelim karayollarının orada bir ucu, bir ucu da Tugay’ın üstünde. Organize sanayinin kapısına kadar varmış.” 

 

Toka: “Ben çocuktum, hatırlıyorum. Bilkon konserve fabrikasının araçları mahallelerde fasulye, biber, bamya dağıtırdı. Teyzelerimiz, annelerimiz, çocuklar onları kırardık. Yani ev ekonomisine de katkısı vardı fabrikanın. Bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?”

 

Erdovan: “Bütün gençler, insanlar oraya gelmeye başladı, para da kazandı”

“O konuda da çok güzel söyleyeceğim şeyler var. Bizim insanımız Bilkon’da biz çok yüksek miktarda üretim yapmaya başlayınca muazzam bir işçiye ihtiyacımız oldu. Bu işçilerden bir bölümünü Kurtköy’den, Yeniköy’den, Küre’den, Pazaryeri’nden, Demirköy’den, Karaköy’den getirmeye başladık ama merkezde işçi potansiyeli var kullanamıyoruz. Dedik ki evlere gidelim, bunları verelim para kazanmaya alışsınlar. Ondan sonra da Bilkon’a gidenler de bunlara haber gönderir, merak ederler fabrikayı. Nitekim de başladı. Liseye, üniversite giden öğrenciler fabrikayı merak edip şöyle yapıyoruz, böyle yapıyoruz deyince bu sefer hem fasulye ayıklayanlar, o kamyonlarla evlere dağıtılan fasulye, bamya, bilhassa fasulye, bamya dağıtılıyordu, bazen de patlıcan falan dağıtılıyordu. Bu insanların fabrikaya çalışmaya gelmesiyle insanlar iş hayatına atıldı. O zamanlar bayanlar çalışmaya utanıyordu, onur meselesi yapıyorlardı, beyleri istemiyordu, babaları istemiyordu. Ondan sonra bir de baktık ki bizim Bilkon fabrikası düğün evi oluyor. Bütün gençler, insanlar oraya gelmeye başladı, para da kazandı.

 

“5 bin kişinin üzerinde insan tespit ettik”

Sosyal çalışmalarımız da çoktu. Mesela biz 1974 yılında iki posta da Bilecik’e 240 tane televizyon verdik. Emekliler, Bilkon’da çalışanlar başta olmak üzere 12 ay taksitli. O zaman yükseltici falan veriliyordu, hepsini verdik tek taksit, tek pakette.

Bilecik’te aynı zamanda biz yan sanayinin gelişmesini hızlandırdık. Çünkü biz yan sanayi olmayınca motor sargılarını, ufak tefek tamirleri, şunları, bunları kendi atölyelerimizde yapmaya başladık. Tornacı yetişti, eleman yetişti. Sonra biz onlardan dışarı da çıkarmaya başladık. Hem kendimiz yapıyorduk, hem dışarı veriyorduk. Bilkon kamu iktisadı devlet teşekkülü devlete bağlı olduğu için oraya adım atan, evraklarını veren aynı günde sigortaya bildirimi yapılıyordu ve dolayısıyla oradan iki günde çıkıp gitse bile ona sigortaya giriş belgesi geliyordu. Bu adamı ne yapıp, bulup kendisine veriyordum. Alamayanlar da gidip başka yerde öğrendik sonra ileriki yıllarda ikinci sigorta numarası almışlar yeniden. Sonra öğrenince onları uyarıyorduk, gidin bak ilk girişleriniz Ziraat Bankasının Bahçelievler şubesindeki arşivde, yıllar sonra. Herkes oradan evrakını getirdi. Zaten olanlar da vardı. 5 bin kişinin üzerinde insan kabaca tespit ettik. Çünkü dosyalar hepsi Seka’ya gitti orada yok edildi. Ama biz elimizdeki evraklar, bildiklerimiz, sigortadan öğrendiklerimiz çok insanın emekleri var. Onların hepsini zaten ileride yayınlayacağız. Bunların isimlerini nasip olursa kitaplarda ve gazetelerde, makalelerde beyan edeceğiz.”

CANER ALKAN 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

1 Yorum

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam