1. Haberler
  2. Köşe Yazıları
  3. Gazetecilik nedir, bu kadar kolay mı?

Gazetecilik nedir, bu kadar kolay mı?

Bu güzel mesleğin içini boşaltmayalım

featured
0
Paylaş

Yapay zeka çağındayız. Herkez gazeteci şimdi. Eskilerin hiç mi hatırı yok. Ben gazeteciyim demek bu kadar kolay mı? Akıl veren çok, yorum yapan çok. Ne yapalım biz bırakalım mı bu işi. Şimdi sizinle bir şeyler paylaşıp altına kısa bir yorumla bitireceğim.

1991 yılında Bursa’da hastane muhabiri olarak mesleğe adım attım. attan düşenler, yılan ısıranlar, tarfik kazasında yaralananlar, alevlerde yananlar, intiharlar, boğulmalar….. Her gün o şartlardaki sağlık hizmetleri nedeniyle bıçaklı kavgaların arasında kalmak. 1992 yılında meslekte büyük bir atlama yaparak Körfez krizi için karayolu ile Irak’a yola çıkmak. Cudi dağları, Kerkük, Musul yollarında zehir karanlıkta tek başına. Makineli ile tarasalar gittin … yoluna. PKK tarafından esir alınmak, 48 saatlik esaretin ardındam Allah’ın izni ve Türkiye’nin gücü ile paçayı sıyırmak. Bağdat’ta Enfermasyon Bakanlık binasında 60 ülkeden binin üzerinde gazeteci ile geçen 66 gün. 50 metre yanında patlayan bombalar, çocukların kadınların çığlık sesleri, ortalık kan gölü. Ürdün’de iç isyanda çatışmaların arasından sağ çıkmak, Suriye’de özel kamplarda uykusuz geceler, Pakistan’da bir milyon kişi ile sokaklarda çadırlarda nefessiz uyumak, Moğolistan’da eksi 52 derecede Kartal avı, Gürcistan’da 2,5 metre kar altında 72 saat mahsur kalmak, Ermenistan’da ateş hattında kalmak, Rusya’da Moskova’da bir şekerli kahve içmek, Arnavutluk’ta halk isyanında ayakkabı bağcıklarınını bile çalınması, sabah Makedonya’da Ohrid’te göl knarında bir kahvaltı, akşam Üsküp’te bir köfte, Kosova’da 1. Murat türbesibde ağlayanların acısına ortak olmak, Kavala’da muhteşem bir kahve içmek, İtalya, Kıbrıs, Yunanista’da mafya babaları takibi, El Kaide kamplarında kamerayı gizleyerek kalp atışlarıyla saatlerce yürümek, bir haftada bulunduğu alana düşen 42 füze, kaldığın otelin duvarından giren Katyuşa füzesi, yüreğin pır pır öterken yemek masana düşen bir bebek cesedi.

Turgut Özal, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Alparslan Türkeş, Tansu Çiller, Recep Tayyip Erdoğan ile özel röportajlar, şehir mitingleri. İçinde binlerce hikaye barındıran siyasi hikayeler.

Türkiye’yi sarsan Susurluk kazasının ilk tanığı olmak, Alaaddin Çakıcı’nın eşi Uğur Kılıç’ın cinayetine şahit olmak ve ülke basınından 2 saat önce haber yayınlamak, Sezen Aksu’nun eşi Onno Tunç’un düşen uçağının enkazına ilk ulaşan gazetecilerden olmak, tam 14 saatlik 2,5 metre kar üztüde yürüyerek, 81 ilde hastane otel bina yangınları, gemi batmaları, uçak düşmeleri, uykusuz geceler binlerce canlı yayın. Güney sahillerinde magazin toplamak için ünlü kovalamacaları, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Bursaspor ve onlarca takım ile aylarca kamlparda kalmak. Fatih Terim ve milli futbolcuları camide, sinemada çekerek ulusal spor basına gol atmak, onlarca şarkıcı konserleri, Ahmet Kaya, Ferdi baba konserlerinde ölümden dönmek.

Ülkemizin ve dünyanın son 35 yılda günün en önemli haberi diye son dakika diye verilen haberlerin büyük bölümünde olay yerinde olmak. Binlerce hikaye, binlerce yaşam öyküsü. Eeee şimdi bunlardan bize ne niye anlattın derseniz sebebi şudur…

Herkes kendi işinde bir kaç güzel cümle edebilir ama nedense bizim meslekte herkes bizden iyi biliyor. Adam akıl veriyor ve öz güven tavan. Yapay zekaya sor cevap versin. Tek bir gerçek var yapay zeka benim yaşadığım acıları ve sevinçleri o duyguyla veremez. Gelin bu gazeteciliğn içini boşaltanlardan olmayalım. Kalın sağlıcakla…