Mustafa Kemal Atatürk dediğimizde aklımıza yaptığı reformları ve siyasi başarıları gelir. Ancak Atatürk’ün yaptıkları bununla sınırlı değildir. O, tarıma ve çiftçi emeğine de çok önem vermiş ve hatta Cumhuriyeti kurarken dahi tarımla ilgili planlar yapmıştı. Çünkü o dönemde, büyük savaşlardan yeni çıkmış ve teknolojik olarak geri kalmış bir ülkenin en temel geçim kaynağı olan tarım, O’nun için bir varoluş meselesiydi. Atatürk tarımı bir hobi değil, bağımsızlık meselesi olarak görüyordu. “Milli ekonominin temeli ziraattır.” sözüyle de bu gerçeği net bir şekilde ortaya koymuştur.
Atatürk, sadece sözlerle kalmayıp, çiftçinin “kamburu” olan aşar vergisini kaldırarak çiftçiyi borç sarmalından kurtardı. Bu o dönem için bir devrim sayılmakla birlikte çiftiye sunulan psikolojik bir destekti. Ardından Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası’nı destekleyerek hem çiftçilerimizi örgütledi hem de onlara modernleşme için gerekli olan finansal desteği sundu. Modern tarım tekniklerinin öğrenilmesi için çeşitli çiftlikler kurdurdu, bu çiftlikler aynı zamanda bilimsel yöntemlerle topraktan nasıl daha fazla verim alınacağını öğreten okullardı. Yaptıkları bununla sınırlı değildi elbette. Genç Cumhuriyet’in her bir köşesi imkânsızlık içindeyken dahi, bilimi ve makineyi tarlalara getirmeyi kafaya koymuştu. Çünkü bu hamle, sadece üretim artışı demek değil aynı zamanda, çağdaşlaşmanın tarıma etkisinin somut bir göstergesiydi.
Atatürk’ün bize bıraktığı bu miras sayesinde Türkiye Cumhuriyet’i uzun yıllar boyunca kendisine yetebilen bir tarım ülkesi oldu. Ben de, Atatürk’ün izinde olan bir ziraat mühendisi adayı olarak, bu değerli mirasa sahip çıkacağıma, bilimin ışığında kendimi geliştirip bu konuda çalışmalar yapacağıma şahsım adına söz veriyorum.
