Çanakkale Savaşı’ndaki diriliş ruhunun gençliğe taşınması, şehitlerimizin yad edilmesi, çocukların ve gençlerin yakın tarihteki en büyük kahramanlık ve fedakarlık bilinçlerinin gelişmesi, öğrenciler arasındaki birlik beraberlik ve kardeşlik duygularının pekiştirilmesi, fedakarlık onur ve bağımsızlığın bir millet için ne kadar önem ifade ettiğinin hatırlatılması için düzenlenen seminere konuşmacı olarak polis memuru Ali Öztaş katıldı.
9-10 Mart 2015 tarihleri arasında toplam 4 seans olarak gerçekleşen seminerlerde Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli aynı zamanda Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığında Alan kılavuzu olarak görev yapan Polis Memuru Öztaş, “Çanakkale Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı Türkiye Cumhuriyeti’nin ön sözüdür.” dedi.
Dinleyenlerin duygu dolu anlar yaşadığı etkinlikte Öztaş şunları aktardı:
“Eskiden kırmızı mektup denen bir tabir vardı. O zaman tabi telefon, internet, faks olmadığı için şehit haberleri kırmızı zarf içinde bir mektupla bildiriliyor ailelere. Bir eve kırmızı zarf geldiği zaman şehidimiz var anlamına geliyor ki ateş düştüğü yeri yakıyor.
Evet şair Hüseyin Nihal Atsız ‘Kahramanlık’ isimli şiirinde ‘Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından koşar adım gitmeli onların arkasından kahramanlık içerek acı ölüm tasından ileriye atılmak ve sonra dönmemektir.’ diye seslenir. İşte bundan tam 100 sene önce memleketin dört bir tarafından ki Osmanlı coğrafyası daha geniş o zaman. Medine’den, Kudüs’ten, Bosna’ya, Arnavutluk’a kadar uzanan geniş bir coğrafya. Ve Alevi’ydin, Sünni’ydin, Kürt’tün, Azeri’ydin, Çerkez’din, Yörük’tün, Boşnak’tın demeden Çanakkale’ye koşan ve o acı ölüm tasından içerek ileriye atılan sonrada geri dönmeyen şehitlerin ve bir o kadar gazi ve torunları olarak burada bulunan sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Ben Çanakkale’den buraya tarih dersi vermeye gelmedim. Ama şu var, birkaç yıldır bütün illeri dolaşıp konferanslar vermeye çalışıyorum. Bugün buradaysam, birkaç kelam etmeye çalışıyorsam şu anda Bilecik İl Emniyet Müdürümüz sayın Ali Ekber Bektaş müdürümün bunda çok büyük katkısı var. İlk defa o izin vermiştir böyle bir şeye ki hala devam edip gidiyor.
Şimdi tarih dersi vermeye gelmedim dedim de ama tarih milletin hafızasıdır. Hafıza hatırlamayı sağlar. Şimdi hafızasını kaybetmiş bir insan düşünün her şey şekilsizdir, boştur manasızdır değil mi? Ama birde hafızasını kaybetmiş bir millet düşünün. Yeryüzünde hiçbir devlet yok ki o geçmişte yaşanan acı tatlı olayları tozlu raflardan indirip de yeni yetişen nesillere aktarmamış olsun. Biz yeni nesillerimize böyle tarih gelenek şuurunu veremediğimiz için bir bakıyoruz okullardan mezun olanların bir kısmı kendi milletlerinin düşmanı düşmanlarını da dostu olarak mezun olmuş ve maalesef atasını dedesine dil uzatan bizden başka göremedim. Ama acı bir gerçek vardır. Tarihine sahip çıkmayan milletlerin hayallerinin sınırlarını hep başkaları çizmiş. Şimdi bakın Japonlar bilinen devlet olduğu için çok kısa geçeceğim. Ne yaparlar atom bombası atılan şehirleri var Hiroşima ve Nagazaki. Çocukları ilköğretim çağındayken götürürler oraya önce yüksek gökdelenleri gösterirler, dolambaçlı yollardan geçen trenlere bindirirler çocuk trenden indiğinde şokta. İşte o şok halindeyken derler ki çocuklarına, bakın buraya atom bombası atıldı. İnsanlar hala sakat doğuyor, bitki yetişmiyor. Eğer sizde çalışmazsanız sizin de sonunuz böyle olur. Ve çocuk benim çalışmam lazım diyor. Yoksa benim sonum da böyle olacak. Orada vatan sevgisini verirlermiş. Onlar birde tavsiyede bulunmuş bize ki sizin Çanakkale’niz var ya demişler. Sizin bu kadar uğraşmanıza gerek yok. Güzel bir şehir götürün gezdirin çocuklarınızı, o vatan sevgisini fazlasıyla alırlar. Güney Kore’ye bakın. Güney Kore neden ileri teknolojide biliyor musunuz? Bizim dedelerimiz Kore’de de bir destan yazmış 1970 senesinde haziran ayında alınan kararla Kore’ye askere gönderiyoruz. 850 şehit vermişiz. Güney Koreli tutmuş Busan’da muazzam şehitlik yaptırmış. 1956 yılında. Şimdi güney Koreliler bir vebal değil Japonlar gibi. Her anaokulunda hem de ilköğretim çağında olmak üzere çocuklarını iki defa mutlaka bizim Busan’daki şehitliğe götürüp onlara söylerlermiş ki Güney Kore’nin evladı bugün bu topraklar üzerinde dolaşıyorsan bu Güney Kore bayrağı dalgalanıyorsa burada yatan ve çok uzak diyarlardan gelip bizim namusumuzu, iffetimizi kurtaran bu şehitlere borçlusunuz. Artık kendi başınızın çaresine bakın. Burada onlar için dua edin. Okullarda okutulan derslere dikkat edin, çok çalışın. Bu devlet bu millet ancak bu şekilde ayakta duracaktır. Güney Koreliler milli duyguyu vatan sevgisini çocuklarına Busan’da bizim şehitlikte verirlermiş.
Bakın Gelibolu yarım adasında önce deniz savaşları boğazda başlıyor. Çanakkale boğazının girişinde 18 Mart 1915’te bir gün süren bir deniz zaferi başlar. Evveliyatında bombardımanlar var ama tarihte 3 tane savaşımız var ki 1 günde kazandığımız. Malazgirt, Mohaç, birde Çanakkale deniz zaferi. Bu da kara savaşları tabi boğazları geçemeyince karadan çıkarma yapmışlar nerede 8 ay 16 gün sürmüş.
Çanakkale şehitleri konusunda en güzel en anlamlı sözleri milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy sarf etmiş. Çanakkale Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı Türkiye Cumhuriyeti’nin ön sözüdür. Orada savaşan komutanlar daha sonra İstiklal Savaşı’na katılmışlar. Ve Mustafa Kemal’in adı ilk defa Çanakkale de duyulmuş.
Biz unutkan bir millet olduk. Birileri hep bir şeyleri unutturmaya çalıştı. O kadar çok şeyi unuttuk ki mesela 12 Eylül 1980’den önce ben gördüm o günleri. Bu memlekette sağ-sol kavgası vardı. Alevi-Sünni kavgası vardı. Öz ağabey-kardeş gözünü kırpmadan sen sağcısın ben solcu diye birbirini öldürüyordu. Şimdi unuttuk. Başka şekilde bizi birbirimize düşürmeye çalışıyorlar.
Genç yaşlarında cepheye giden orada kolunu bacağını gözünü kaybedenler hep o acılarla yaşadı. Biz onların çektikleri acıları unuttuk. Ve 1995’te İstanbul’da görev yaparken güneydoğulu bir vatandaşımızı kurtarabilmek için kendimi merminin önüne atmaktan başka bir seçeneğim kalmadı ve boynumun sağından girip solundan çıktı mermi. Doktorlar birbirini çağırıyor bak mermi nereden girmiş zarar vermemiş. Ben şanslıydım çapa hastanesine gidebildim. Serumlar, antibiyotikler, ağrı kesici her şeyi olan bir hastaneye geliyordum. Ama benim için o da aynı şeyi yapardı. Ben biliyorum. Güneydoğulu bir vatandaşımız ama benim memleketim Edirne. O da benim için aynısını yapardı gözünü kırpmadan. Bundan eminim. Et tırnak gibiyiz biz. Orada ben şanslıydım, belki her şeyi olan bir hastaneye girmiştim ama 100 sene önce düşünün arazide mermi gözünüzü parçalayıp batmış, kolu sallanıyor kopmak üzere birkaç tane damar tutuyor. Şimdiki gibi değil ki kolu yerine diksinler.
İster erkek olan ister bayan olun kim olursanız olun ne iş yaparsanız yapın ama siz siz olun sakın kimsenin duygularıyla namusuyla oynamayın. Çünkü karşınızdaki de sizin gibi aynı bir ananın babanın evladı. Onun da bir abisi, kız kardeşi ablası var. Kendinize onun yerine koyun ve sakın kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi başkasına yapmayın. Ne dersiniz? Ölçü bu olmalı değil mi zaten. Evet o Çanakkale ruhu bizim genlerimizde mevcut.
Sözlerimi sizi önce Çanakkale’ye davet ederek sonra onlar 100 sene önce Çanakkale’den bütün dünyaya haykırdığı şekilde noktalamak istiyorum. Bütün dev silahların üzerine kan sıçrar, şurada tekbir sesleri birer birer hep sussalar, değil müttefiklerin bütün dünya kudursa bizden akan her damla sizlere şelaledir. Geçemezsiniz beyler, geçemezsiniz beyler bura Çanakkale’dir.”
Lise öğrencileri, üniversite öğrencileri, Polis Meslek Eğitim Merkezi öğrencileri ve son olarak il protokolü, il emniyet müdürlüğü personeli ve ailelerinin katılımıyla gerçekleşen etkinlikte büyük beğeni topladı.
Öztaş’a sunumunun ardından Vali Ahmet Hamdi Nayir ve İl Emniyet Müdürü Ali Ekber Bektaş tarafından hediye takdim edildi.