YAŞAMIN GAYESİ

YAŞAMIN GAYESİ

 

  Çünkü yaratıcı aziz bir misafir olan insan tarafından bilinmek ve tanınmak murat etmiştir.
         Dünya denen bu geçici misafirhane sahibini tanımak ve isteğine uygun hayat sürmek hayatın en âli gayesidir.
         Evet, iman tevhidi, tevhit teslimi, teslim tevekkülü ve tevekkül saadeti dareyni netice verir. Üstad Bediüzzamanın bu tespitinde: Hakka inanan kişi; hâkimin, yaratanın, sahibin, sultanın, âlemi yaratan sanatkârın ve verdiklerinin hesabını görecek Allahın bir olduğunu bilir. Bu tevhide varan inandığına tabi olur boyun eyer ve itaat eder. Teslim olan yaratanın her verdiğine razı olur ve ona güvenir. Bütün bu yaklaşımlar insanı hem dünyada hem de ebedi âlemde mutlu ve mesrur eyler.
         Üstad Bediüzzaman eserlerinde hayatın gayesini dokuz başlıkta şöyle ele almıştır. 
         Ey nefsim ve ey arkadaşım! Aklınızı başınıza toplayınız. Ömür sermayesi ve hayatınızındaki kabiliyetlerinizi, hayvan gibi, belki hayvandan çok aşağı bir derecede şu -ı fâni hayata ve maddi lezzetlere sarf etmeyiniz. Yoksa sermayece en yüksek hayvandan elli derece yüksek olduğunuz halde, en düşüğünden elli derece aşağı düşersiniz.
         Ey gafil nefsim! Senin hayatının gayesini ve hayatının mahiyetini, hem hayatının suretini, hem hayatının sırrını, hem hayatının tam saadetini bir derece anlamak istersen, bak. Senin hayatının gayeleri dokuz emirdir.
         Birincisi şudur ki: Senin vücudunda konulan duygular terazileriyle, rahmet-i İlâhiyenin hazinelerinde toplanan nimetleri tartmaktır ve küllî şükretmektir.
         İkincisi: Senin fıtratında var olan cihazatın anahtarlarıyla esmâ-i kudsiye-i İlâhiyenin gizli definelerini açmaktır, Zât-ı Akdesi o esmâ ile tanımaktır. İfadesi, bu definelerden gelen mahlûkatı ve hadisatı seyretmek, bilmek, değerlendirmek manası da vardır.
         Üçüncüsü: Şu teşhir edilen dünyada, mahlûkat nazarında, İlâhi sıfatların sana taktıkları mükemmel sanatlarını ve lâtif cilvelerini bilerek hayatınla anlayıp, gösterip ve anlatmandır.
         Dördüncüsü: halin ve konuşmanla Yaratıcının terbiye edici dergâhına kulluğunu ilân etmektir.
         Beşincisi: Nasıl bir asker, padişahından aldığı türlü türlü nişanları resmî vakitlerde takıp padişahın nazarında görünmekle onun hediyelerini gösterdiği gibi, sen dahi esmâ-i İlâhiyenin cilvelerinin sana verdikleri letâif-i insaniye değerleriyle bilerek süslenip o Ezelî Şahidin görmesine ve takdirine görünmektir. 
          Altıncısı: İnsan şu kâinatın halifesi ve kumandanı hükmünde olduğu için, bütün kâinatın ve içindekilerin hayatları ile Allah’a yapmış oldukları tesbih ve tahiyyeleri, iman ve tefekkür gözü ile görüp bunları Allah’a şahitlik ve tanıklık  makamında takdim etmektir.
          Yedincisi: Senin hayatına verilen cüzî ilim ve kudret ve irade gibi sıfat ve hallerindeki küçük ölçüsü ile Yaratıcının sınırsız sıfatlarını ve mukaddes icraatını o ölçülerle bilmektir. Meselâ, sen küçük iktidarın ve küçük ilmin ve küçük iradenle bu haneyi muntazam yaptığından, şu kâinat sarayı senin hanenden ne derece büyük ise şu âlemin ustasını o nispette Kadir, Âlim, Hakîm, Müdebbir bilmek lâzımdır.
          Sekizincisi: Şu âlemdeki mevcudatın her biri kendine mahsus bir dille Yaratıcının birliğine ve Sanatkârın terbiye edici olduğuna dair manevi sözlerini anlamaktır.
          Dokuzuncusu: Acizlik ve zafiyetin, fakirlik ve ihtiyacın ölçüsüyle kudret-i İlâhiye ve cömert Rabbinin sana olan muamelesini anlamandır. Nasıl ki açlığın dereceleri nispetinde ve ihtiyacın çeşitliliği miktarınca yiyeceklerin lezzeti ve derecatı ve çeşitleri anlaşılır. Onun gibi, sen de nihayetsiz aczin ve fakrınla, nihayetsiz kudret sahibi cömert olan Rabbini anlamandır.  
         Şimdi senin hayatının sureti ve tarz-ı vazifesi şudur ki: Hayatın manalı yazılı küçük mektuptur. Kudret kalemi ile yazılmış muradı ilahiden bir sözdür. Görünüp ve işitilip Esmâ-i Hüsnâya delâlet eder. İşte, hayatının sureti bu gibi emirlerdir.
         Şimdi, hayatının gizli hakikati: Allahın bilinmesine, görünmesine, her şeyin ona muhtaç olduğunu gösteren bir aynadır. Yani, bütün âleme tecellî eden ilahi isimlerin odak noktasi hükmünde bir toplayıcı ve tek olan bütün varlığın ona muhtaç olduğu fakat kendisinin hiçbir şeye muhtaç olamayan yaratıcıya ayınadarlık yapmandır.
         Hz. İsa Peygamber; yaşlı kötürüm felçli yatalak birine rastlar ve şükürler olsun ki allah beni yokluğa ve yoksulluğa mahkûm etmedi der. Nasıl bu haline şükür edersin diyen İsa(a.s) Allah beni kendine tanıyıp onu memnun etme yolundan mahrum etmediği için şükür ediyorum, en büyük nimet bu der.
         Netice itibariyle insan kendi kemaletini elde etmek için ruhunun ufkuna yürüyen yolcu olarak, dünyada talim ve terbiye gören ölümsüzlüğü arayan bir kuldur. Niyazımız bu vazifede rabbim yar ve yardımcımız olsun.
 
Aydın OSMANOĞLU

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

  • YORUM
reklam